Özet
Bitcoin ve türevi dijital varlıklar başta olmak üzere modern finansal enstrümanların, tarihsel süreçteki "saadet zinciri" (Ponzi şeması) mantığının günümüzdeki dijital yansımasıdır. Tarihte Charles Dickens’ın eserlerinden 17. yüzyıldaki Hollanda Lale Çılgınlığı’na (Tulipmania), Banker Kastelli’den Çiftlik Bank örneklerine kadar uzanan bu yapı; reel bir üretim veya somut karşılığı olmayan değerlerin, sisteme sürekli yeni üye katılımı sağlanarak sürdürülmesi esasına dayanır. Sistem; sermayenin üretime değil, manipülatif borsa hareketlerine, döviz-altın spekülasyonlarına ve açığa işlemlere yönlendirilmesiyle "kasanın" daima kazandığı bir illüzyon yaratır. Bireyleri bu edilgen yapıya sürükleyen temel etken ise araçların yetersizliği değil; emeksiz ve kolay yoldan zenginleşme arzusuyla kamçılanan insan açgözlülüğüdür. Sonuç olarak; gerçek bir maddi altyapısı bulunmayan ve yaşamsal gereksinimlerle bağdaşmayan bu sanal değerlerin peşinden koşulması, insanlığı felsefi anlamda modern bir esaret zincirine mahkûm eder.

... ... ...

En baştan söyleyeyim: Bitcoin ve benzeri kripto varlıklar üzerinden uygulanmaya ve toplum nezdinde kanıksatılmaya çalışılan sistemler, gerçekte günümüz dijital dünyasının yeni saadet zinciridir.

Vikipedi’de yer alan bilgilere göre; saadet zinciri kurgusu ilk kez 1844’te Charles Dickens’ın, 1857’de ise Martin Chuzzlewit’in hikâyelerinde yer almıştır. Benzer uygulamaların 1869-1872 yılları arasında Adele Spitzeder tarafından Almanya’da, 1880’de ise "Bayanlar Mevduatı" adıyla ABD’de yürütüldüğü bilinmektedir. Kurucusu Sarah Howe’un yakalandıktan sonra 3 yıl hapis yattığı kayıtlara geçmiştir. 1920’de bu mekanizmayı matematiksel olarak ilk kez sistematize eden İtalyan Charles Ponzi’nin adına atfen sisteme "Ponzi Şeması" da denmektedir.
Neticede piramit sistemi, piramit şeması veya halk arasındaki ismiyle saadet zinciri; sisteme katılan bir üyenin başka üyeleri dâhil ederek para kazanması esasına dayanan bir iş modelidir. Bu yapı, ortada somut bir ürün veya hizmetin bulunmadığı, devşirilmiş birçok katlı pazarlama modelidir. Sisteme katılabilecek insan sayısının sonlu olması, önceden girenlerin daima daha çok kazanması ve sonradan katılanların mutlaka mağduriyete uğraması sebebiyle bu model; dünyada bazı ülkelerde yasal boşluklardan yararlansa da ülkemizin yanı sıra Almanya, ABD, Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Brezilya, Çin, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Estonya, Filipinler, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, Hollanda, Hong Kong, İngiltere, İspanya, İsveç, İsviçre, İzlanda, İran, İtalya, Japonya, Kanada, Kolombiya, Macaristan, Malezya, Meksika, Nepal, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, Sri Lanka, Tayvan, Tayland ve Yeni Zelanda’da yasaklanmıştır.
Sistem, mevcut bir üyenin içinde giriş kartları bulunan zarflarla en az 3 yeni üyeyi katılmaya ikna etmesi esasına dayanır. Üyeler, ilk girişte ödedikleri ücretten başka bir ödeme yapmazlar. Dolayısıyla bir üye 3 yeni kişi bulduğunda, piramitteki herkesi bir basamak yukarı iter. Bulunan yeni üyelerden birincisinin yatırdığı para, onu sisteme katana gider—buna ben "ikna eden" veya "kandıran" diyeyim, siz ne anlarsanız anlayın. Üye olan birinin, yeni 3 üye bulduğu anda öncelikli olarak kendi ödediği parayı geri alması; sistemin "güvenilirliğini" kanıtlaması, daha doğrusu göz boyaması açısından son derece kritiktir.
Bulunan ikinci kurbanın yatıracağı paradan da onu sisteme katan kişi çok cüzi bir pay alır. Bu para, sistemden anında elde edilen ilk kâr olarak—azlığına çokluğuna bakılmaksızın—inanılmaz derecede değerli görülür ve sisteme "iman edilmesi" için fazlasıyla yeterli olur. İkinci üyenin ödediği paranın kalanı ise bir önceki, ondan önceki ve daha önceki üyelere, değişen oranlarla sistemin başındakilere aktarılır. Bu ödeme ile piramidin üstündekilere bağlılık kanıtlanmış olur. Üçüncü üyenin yatıracağı paranın tamamı ise doğrudan sisteme kalır. Üyeler bu şekilde sisteme olan borçlarını öder—ya da ödediklerini zannederler.
Aslında ikincilerin ödedikleri ücretin hatırı sayılır bir kısmı ile üçüncülerin ödediği paranın tamamı sistemin merkezinde birikir. Çünkü sistem, çok sayıda paralel başlangıç yapılarak kurulmuştur. Buna göre sistemin ne başı tam olarak tespit edilebilir ne de sonu takip edilebilir. Sisteme geometrik olarak 3 ve 3’ün katları şeklinde üye girişi devam ettiği sürece akış sorunsuz ve kusursuz işler. Gerçekleşme ihtimali bulunmasa da teorik olarak sistem sonsuzdur ve her üye mutlaka kazanıyor gibi görünür. Ancak üyelerin kazandığı, sistemin kazandığının en fazla üçte biridir. Sistem; özünde üyelerin kendi hür iradeleriyle dâhil oldukları bir dolandırıcılık mekanizmasıdır.
Yüz elli yıl önce sivri akıllı birinin icat ettiği bu yasal hırsızlık modeli, ülkemizde de zaman zaman hortlamıştır. Önceleri "Postel" ve "Dostel" gibi sempatik isimlerle sunulan sistem; sonraları Banker Kastelli faciasıyla biraz görünür olmuş, ardından "Titan" gibi abuk kavramlarla göz boyamaya devam etmiş ve yakın geçmişte "Çiftlik Bank" gibi örneklerle—aslında anlaşılmaz kılınarak—yüceltilmiş olup son zamanlarda da fan fin fonlarla zirveye çıkmıştır.
Eskiden üyelikler mektupla yürütülürdü. Üye olacak kişiye, içinde paraları göndereceği kişilerin isimleri ve hesap numaraları yazılı havale kuponları bulunan bir zarf elden teslim edilirdi. Paraları yatırmak üye olmak için yeterliydi. Ardından size gelen zarfın içinden çıkan üç adet yeni zarfı sizin de elden dağıtmanız gerekirdi. Sistemin elden ele, dilden dile yayılan ve posta yoluyla para havalesi yapılan bu ilkel şekli; günümüz bilgi, teknoloji ve akıl seviyesinde artık dijital para kılığına bürünmüştür. Dijital paranın varlığını sürdürebilmesi için üyelerin onu günlük hayatlarında kullanmaları yetmez; sisteme sonsuz sayıda yeni üye girişinin devam etmesi şarttır. Sisteme yeni üye girdiği sürece, arada tek tük üyeler kazansa da ASIL KASA KAZANIR.
Sonuç: Emeksiz zenginlik hırs ve modern esaret zinciri
Her üyenin kazanacağı yalanının eninde sonunda patlayacağı gerçeğinden hareketle; sadece perde arkasındakilerin kazandığı bu sistemin günümüzdeki diğer versiyonları borsada manipüle edilen hisse senetleri, yatırım aracına dönüştürülen döviz ve altın spekülasyonları ile konut ve arsa balonlarıdır.
Bunların günümüz ticareti, ekonomisi veya sanayinin finansmanı için ihtiyaç duyulan ana unsurlar olarak sunulması gerçeği değiştirmez: Bunların tümü sanal bir gerçekliktir. Karşılığı olmayan ya da ödenen meblağ kadar somut ağırlığı bulunmayan değerlerdir.
İnsanların karşılığı olmayan zenginleşme hırsının tarihteki en somut örneği, 1634-1637 yılları arasında Hollanda’da yaşanan ve tek bir lale soğanının bugünün parasıyla 750.000 USD seviyelerine çıktığı "Tulipmania" (Lale Çılgınlığı) olayıdır. Bu devasa spekülasyonun ardından büyük bir çöküş yaşanmış; lale soğanı almak için kredi çeken binlerce insan, balon patladığında devasa iflaslarla baş başa kalmıştır.
Günümüzde açığa işlem yapılarak gerçekleştirilen tüm sermaye hareketleri de doğası gereği bu saadet zincirinin birer parçasıdır. Elinizde somut bir karşılığı olmadığı hâlde döviz veya altın satmayı taahhüt ettiğinizde; vade geldiğinde yükümlülüğünüzü karşılayabilmek adına daha yüksek fiyat veya faizle daha büyük işlemler yapmak zorunda kalırsınız. İşte size yepyeni bir saadet zinciri modeli! Sisteme alıcı veya satıcı olarak yeni üyeler girmeye devam ettiği sürece, sabun köpüğünden duvarları olan kalenizin burçlarından—ne kadar kırılgan bir durumda olduğunuzu umursamadan—aşağıdaki karmaşayı seyredersiniz.
Özetle; insanlığın üretime yönelik veya bireysel ihtiyaçlarını karşılamaya dayalı reel yatırımlardan uzaklaşmasının asıl sebebi araçların yetersizliği değil; bireyin etik değerleri bir kenara bırakarak emeksiz, kolay yoldan zengin olma isteğiyle kamçılanmış açgözlülüğüdür.
Maddi altyapısı bulunmayan ve her türlü spekülasyona açık olan bu yatırım araçları, sistemin ikna mekanizmaları sayesinde kitleleri peşinden sürüklemeye devam etmektedir. Bir alyans ve birkaç takı dışında hiçbir hayati işlevi olmayan metallere sahip olmak için insanlar sıraya girmese; kâğıt parçalarına bir gecede çöp olma riskini bile bile sarılıp uyumasa; kısacası yaşamsal olarak gereksinim duymadığı şeyleri tüketmek için birbirini ezmese, insanlık bu saadet zincirlerinden—ki buradaki zincir tam anlamıyla bir esaret zinciridir—bir çırpıda kurtulacaktır.
Bu makale: 12.02.2022 tarihinde ISBN: 978-625-00-0555-2 ile basılan AMA O BAŞKA adlı kitabımın: bölüm: 10 – sayfa: 28-31 de yayınlanmıştır.