Okula gönderdiğimiz çocuğun akşam eve dönmesi, bir anne babanın dileği olmamalı; hayatın en sıradan güvencesi olmalı.

Okul saldırılarında kaybettiğimiz yavrularımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifa diliyorum. Fakat her acının ardından aynı taziye cümlelerini kurup aynı düzene dönmeyi içime sindiremiyorum.

Bir saldırıdan sonra failin geçmişini, tehditlerini ve çevresinin fark ettiklerini konuşuyoruz. Asıl soruyu daha önce sormamız gerekiyor: Bir insanın şiddete yöneldiğine ilişkin ciddi belirtiler ortaya çıktığında, bunları kim değerlendirecek ve müdahalenin sorumluluğunu kim üstlenecek?

Kimse kusura bakmasın; çocukları korumaktaki kararlılığımızı yalnızca saldırıdan sonraki açıklamalarla gösteriyorsak, bu yol uygun bir yol değildir.

Öfkemizi doğru yere yöneltmek zorundayız. Ruhsal sorun yaşayan herkesi “suç işlemeye aday” saymak, tehlikeyi tanımamıza yardım etmez. Okul saldırganlarını önceden güvenilir biçimde ayırt eden tek bir kişilik profili bulunmuyor. Dikkatimizi kişinin etiketine değil, somut davranışlarına çevirmeliyiz: Belirli bir kişiyi hedef alan tehditlere, saldırı hazırlığına, silaha erişime, giderek ağırlaşan şiddete. Bunlar bağlamı içinde değerlendirilmesi gereken işaretlerdir; tek başına suçluluk hükmü değildir.

Bu ayrım, müdahaleyi zayıflatmaz. Tam tersine, neye müdahale edeceğimizi belirginleştirir. Psikiyatrik tanısı bulunmayan birinin tehdidini de ciddiye alırız; yardım isteyen bir çocuğu ise sırf tedavi gördüğü için tehlikeli ilan etmeyiz. Sağlık hizmetine başvurmanın insanın aleyhine bir sicile dönüştüğü yerde, sorunların saklanması kolaylaşır.

Dünyada dikkate değer uygulamalar bu noktadan hareket ediyor. ABD’nin Virginia eyaletinde kamu okullarını kapsayan tehdit değerlendirme ekipleri var. Eğitim, rehberlik, okul yönetimi ve kolluk alanlarının bilgisi ortak değerlendirmede buluşuyor. Amaç, kaygı verici davranışları incelemek ve duruma uygun müdahaleyi belirlemek. Sağlık hizmetine yönlendirme de bu sürecin parçası. Tehlikenin bütün yükü, koridorda bir şey fark eden öğretmenin kişisel cesaretine bırakılmıyor.

Böyle bir yaklaşımın değeri, tek başına hiçbir şey anlatmayan bilgileri yan yana getirebilmesinde. Ailenin bildiğiyle okulun gördüğü, kolluğa ulaşanla sağlık çalışanının değerlendirdiği birbirinden kopuk kaldığında, herkes meselenin yalnızca bir bölümünü görebilir. Buradan çıkarılacak ders, herkesin herkes hakkında her şeyi öğrenmesi değildir. Gerekli bilginin, hukuki sınırlar içinde, müdahale sorumluluğu taşıyan kişilere zamanında ulaşmasıdır.

Finlandiya’daki Ankkuri uygulaması da erken müdahaleyi farklı mesleklerin ortak işi olarak ele alıyor. Polis, sosyal hizmet, sağlık ve gençlik çalışanları, sorun yaşayan gençlerle ailelerine birlikte destek sunuyor. Bu uygulama yalnızca okul saldırılarına yönelik değil; gençlerin suça sürüklenmesini önlemeyi de amaçlıyor. Bizim için anlamlı tarafı şu: Yardıma ihtiyaç duyan aile, kurumlar arasında tek başına yol aramak zorunda bırakılmıyor.

Bu örnekler her saldırının önlenebileceğini kanıtlamaz. Hiçbir uzman geleceği kusursuz okuyamaz. Yine de belirsizlik, ciddi bir tehdidi değerlendirmenin ve takip etmenin gereksiz olduğu anlamına gelmez.

Türkiye’de de hukukun ancak birisi öldürüldükten sonra devreye girebildiğini söylemek doğru olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 432. maddesi, belirli şartlarda toplum için tehlike oluşturan erginlerin korunması amacıyla kuruma yerleştirilmesine imkân tanıyor. Bunun koşulları ve itiraz güvenceleri var. Dolayısıyla tartışmayı yalnızca “yetki yok” cümlesine sıkıştıramayız. Mevcut imkânların zamanında kullanılıp kullanılmadığını, kurumların nasıl birlikte çalıştığını ve müdahaleden sonra takibin sürüp sürmediğini de sorgulamalıyız.

Benim görmek istediğim düzenin sorumlusu belli olmalı. Bir veli ciddi bir tehdidi bildirdiğinde başvurusunun hangi masada kaldığını aramamalı. Okul yönetimi, değerlendirmeyi kimin yapacağını bilmeli. Acil tehlikede koruma gecikmemeli; sağlık desteği gerekiyorsa yalnızca randevu önerilip dosya kapanmamalı. Alınan önlemin işe yarayıp yaramadığını izleyen bir görevli bulunmalı.

Özgürlüğü kısıtlayan müdahaleler somut gerekçeye dayanmalı, ölçülü olmalı ve denetlenmeli. Bu güvencelerden vazgeçmek, korumak istediğimiz çocukları da keyfî kararların karşısında savunmasız bırakır. Güçlü bir sistem, ciddi tehdide hızla karşılık verirken öfkeyle söylenmiş bir sözle hazırlanmış bir saldırı planını ayırt edebilecek özeni gösterir.

Her olaydan sonra hangi işaretlerin görüldüğünü, hangi bildirimin karşılıksız kaldığını öğrenmeye hakkımız var. Bu inceleme, yalnızca geçmişe sorumlu aramak için yapılmamalı. Bir sonraki öğretmen aynı tehditle karşılaştığında elinde daha açık bir yol bulunmalı.

Çocuğunu sabah okul kapısında bırakan anne babanın kamu kurumlarından beklediği şey çok temel: Ciddi bir tehlike fark edildiğinde birilerinin sorumluluk alması. O sorumluluğun başlaması için bir çocuğun hayatını kaybetmesini bekleyemeyiz. Bir çocuk demek, bir ülke demektir !