Adana Şehir Hastanesi’nde yaşanan bir olay, hasta mahremiyeti konusunda önemli bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.
Kadın doktordan randevu alan bir hastanın, muayene sırasında erkek hekimlerin bulunmasına itiraz etmesi tartışmanın merkezindeydi. Fakat mesele, bir doktorun kadın veya erkek olmasından çok daha büyük. Mesele insanın kendi bedeni üzerindeki tasarrufu yani söz hakkıdır.
Bir hasta, kadın hekimden randevu almış olabilir. Muayenede erkek hekimlerin bulunmasını istemeyebilir. Bunun nedeni dini, kültürel veya tamamen kişisel olabilir. Hasta bu tercihini açıklamak zorunda da değildir.
Çünkü mahremiyet, hekimin uygun gördüğü ölçüde tanınan bir ayrıcalık değildir. Sağlık hizmetinin temel ilkelerinden biridir.
Türkiye’de Hasta Hakları Yönetmeliği bu konuda oldukça açıktır. Muayene ve tedavi makul bir gizlilik ortamında yürütülmelidir. Hasta, mahremiyetinin korunmasını açıkça isteyebilir.
Üstelik eğitim hastaneleri açısından ayrıca önemli bir hüküm bulunuyor. Tedaviyle doğrudan ilgisi olmayan kişilerin bulunması gerekiyorsa hastanın ayrıca rızası aranıyor.
Burada ince bir ayrım yapmak gerekiyor. Asistan hekim, tıp öğrencisi ve gözlemci aynı konumda değildir. Asistan hekim sağlık hizmetinin doğrudan parçası olabilir. Bu nedenle her asistanı yalnızca “eğitim amacıyla bulunan kişi” sayamayız.
Fakat bu gerçek hastanın beden üzerindeki söz hakkını ortadan kaldırmaz. Özellikle jinekolojik muayene, mahremiyetin en hassas olduğu alanlardan biridir.
Dünyadaki çağdaş tıp etiği de giderek bu noktaya yaklaşıyor. Hastanın özerkliği, mahremiyeti ve bilgilendirilmiş rızası (aydınlatılmış onam) merkeze alınıyor. Özellikle genital, meme ve rektal muayenelerde daha hassas kurallar uygulanıyor.
İngiltere’de mahrem muayeneler için profesyonel refakatçi uygulaması önemli bir güvenlik mekanizmasıdır. Amerika’da da benzer etik yaklaşım bulunuyor. Refakatçi hem hastayı hem hekimi koruyabilir.
Ancak refakatçi ile muayeneye katılan hekim aynı şey değildir. Hastanın istemediği kişinin odada bulunmasını refakatçi kavramıyla açıklamak doğru olmaz.
Dünya Tabipler Birliği’nin etik yaklaşımı da hastanın özerkliğini esas alıyor. Hasta önerilen tıbbi müdahaleyi kabul veya reddedebilir. Rıza, muayene başladıktan sonra da geri çekilebilir.
Buradan “Hasta istediği her şartı sağlık sistemine dayatabilir” sonucu çıkmaz. Sağlık hizmetinin de organizasyonel ve mesleki sınırları vardır.
Hasta belirli cinsiyette hekim talep edebilir. Fakat sağlık kuruluşu her koşulda bunu sağlayamayabilir. Acil durumlar ise ayrıca değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde hekim de güvenli muayene için profesyonel refakatçi bulunmasını gerekli görebilir. Hekimin güvenliği ve mesleki sınırları da korunmalıdır. Bu şekildeki bir davranış, hekimin ileride maruz kalabileceği hukuki sorunları azaltabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir.
Çözüm zorla muayene değildir. Çözüm tartışmayı büyütmek de değildir.
Acil olmayan koşullarda başka hekim veya uygun randevu seçeneği değerlendirilebilir. Hasta bunun doğurabileceği tıbbi sonuçlar konusunda bilgilendirilebilir. Böylece hem hasta özerkliği hem sağlık hizmetinin işleyişi korunabilir.
Bir hekim olarak meseleyi daha temel bir yerde görüyorum. Hastane kapısından giren insan bedeninin mülkiyetini hastaneye bırakmaz.
Beyaz önlük bize insan bedenine sınırsız erişim hakkı vermez. Tıp eğitimi de böyle bir hak oluşturmaz.
Asistanların yetişmesi elbette zorunludur. Bugünün uzmanlarını dünün hastalarıyla kurulan eğitim ilişkisi yetiştirdi. Yarının hekimleri de gerçek klinik ortamda eğitim görecektir.
Fakat eğitim ihtiyacı hastanın iradesini görünmez hâle getiremez. İyi bir tıp eğitimi zaten bunu öğretmelidir.
Genç hekime yalnızca muayene yapmayı öğretmek yetmez. Hastanın “istemiyorum” dediği yerde durmayı da öğretilmelidir.
Bu nedenle Adana’daki iddialar doğrulanırsa mesele erkek veya kadın hekim tartışmasına indirgenmemelidir. Hekimin cinsiyetinden daha büyük bir ilke konuşulmalıdır.
Bir kadın, erkek hekim istemeyebilir. Bir erkek de mahrem muayenesinde kadın hekim istemeyebilir. Başka bir hasta hekimin cinsiyetini hiç önemsemeyebilir.
Özgürlük zaten insanların aynı tercihi yapması değildir. Farklı tercihlerinin mümkün olduğunca saygıyla karşılanabilmesidir.
Modern hastanenin başarısı yalnızca kaç hastayı muayene ettiğiyle ölçülmemeli. İnsanların kendilerini ne kadar güvende hissettiği de önemlidir.
Çünkü muayene odasının kapısı kapandığında devlet, hastane ve hekim biraz geride durmalıdır. Beden üzerindeki son söz, hukukun istisnaları dışında, hastaya aittir.