Paris’teki Salpêtrière Hastanesi’nde 1870’lerde çekilen ve tıp tarihinin en tanınmış “histeri” görüntüleri arasında yer alan fotoğraflar, yayımlanmalarının yaklaşık 150. yılında yeniden incelendi. Neurological Sciences’ta 2026’da yayımlanan tarihsel çalışma, dönemin uzun pozlama süreleri ve ıslak kolodyum tekniği nedeniyle birçok hızlı nörolojik olayın gerçek zamanlı olarak fotoğraflanamayacağını; görüntülerin belirli pozların kurulması, seçilmesi ve dönemin resim ile tiyatro estetiğinden etkilenmesiyle üretildiğini ortaya koyuyor.

Araştırma, bu fotoğrafların uydurma olduğunu değil, tıbbi görüntünün dönemin teknolojik sınırları içinde nasıl biçimlendirildiğini gösteriyor.

  1. yüzyıl tıp tarihinin en çarpıcı görüntülerinden bazıları Paris’teki Salpêtrière Hastanesi’nde çekildi.

Yatak üzerinde geriye doğru kıvrılan kadınlar, kasılmış eller, donmuş yüz ifadeleri ve dramatik beden pozisyonları…

Bu fotoğraflar onlarca yıl boyunca Jean-Martin Charcot’nun “histeri” üzerine yaptığı çalışmaların görsel simgeleri haline geldi.

Ancak görüntüler gerçekten bir nöbetin meydana geldiği anda mı çekilmişti?

Neurological Sciences’ta 13 Mayıs 2026’da yayımlanan tarihsel araştırma, yaklaşık 150 yıl sonra bu soruya dönemin fotoğraf teknolojisi üzerinden yeniden bakıyor.

Francesco Brigo, Tamara Sandrin, Mariano Martini ve Lorenzo Lorusso tarafından hazırlanan çalışma, 1876’da yayımlanmaya başlayan Iconographie photographique de la Salpêtrière adlı eserdeki görüntülerin teknik koşullarını yeniden değerlendiriyor.

Araştırmacıların vardığı temel sonuç dikkat çekici:

Dönemin fotoğraf teknolojisi, hızlı nörolojik hareketleri gerçek zamanlı olarak kaydetmeye uygun değildi.

1876’da başlayan olağanüstü bir tıp projesi

Iconographie photographique de la Salpêtrière, Désiré-Magloire Bourneville ve Paul Regnard tarafından Charcot’nun Salpêtrière’deki kliniğiyle bağlantılı olarak hazırlandı.

Seri 1876’da başladı ve üç cilt halinde 1880’e kadar yayımlandı.

Fotoğraflarda dönemin terminolojisiyle “histeri”, “histero-epilepsi” ve epilepsi tanıları konmuş hastalar gösteriliyordu.

Bugün “histeri” sözcüğü modern tıbbi sınıflandırmalarda aynı anlamda kullanılan bir tanı değil. Bu nedenle tarihsel fotoğrafların günümüz psikiyatri veya nöroloji tanılarıyla birebir eşleştirilmesi doğru olmaz.

Ancak 19. yüzyılın sonlarında Charcot ve çevresindeki hekimler, bazı nörolojik ve davranışsal belirtileri sistematik biçimde sınıflandırmaya çalışıyordu.

Fotoğraf da bu girişimin en güçlü araçlarından biri haline geldi.

Kamera gerçeği kaydediyor gibi görünüyordu

Fotoğrafın tıpta kullanılmaya başlanması önemli bir değişimdi.

Bir doktorun çizdiği resim yorum içerebilirdi.

Fotoğraf ise ilk bakışta daha tarafsız görünüyordu.

Kamera karşısındaki hastanın bedeni, yüz ifadesi ve fiziksel bulguları doğrudan “gerçeğin kaydı” izlenimi verebiliyordu.

Salpêtrière’de fotoğrafın cazibesi de büyük ölçüde buradaydı.

Charcot’nun çevresindeki araştırmacılar hastaların belirtilerini sınıflandırmak, arşivlemek ve eğitim amacıyla göstermek için fotoğraftan yararlandı.

Fakat 2026 tarihli çalışma önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

1870’lerin kamerası gerçekten hareket halindeki bir nöbeti olduğu anda kaydedebilecek kadar hızlı mıydı?

Yanıt büyük ölçüde hayırdı.

Islak kolodyum tekniğinin önemli bir sınırı vardı

  1. yüzyılın ortalarında kullanılan başlıca fotoğraf tekniklerinden biri ıslak kolodyum yöntemiydi.

Bu yöntemde fotoğraf plakalarının hazırlanması, pozlanması ve işlenmesi zahmetliydi.

Daha da önemlisi, pozlama süreleri hızlı nörolojik hareketleri anlık olarak dondurmaya elverişli değildi.

Kasılmalar, ani beden hareketleri veya nöbetin kısa süreli evreleri doğal akışları içinde kolaylıkla yakalanamıyordu.

2026’daki araştırmanın temel çıkarımlarından biri de bu.

Araştırmacılar, uzun pozlama süreleri ve ıslak kolodyum plakalar nedeniyle bazı tıbbi görüntülerin zorunlu olarak kurulmuş pozlar içerdiğini belirtiyor.

Başka bir ifadeyle hasta, fotoğrafın çekilebilmesi için belirli bir beden duruşunu yeterince uzun süre korumak zorundaydı.

“Sahnelendi” demek “uyduruldu” demek değil

Buradaki en kritik nokta, “sahneleme” sözcüğünün nasıl yorumlandığı.

Yeni araştırma, bu görüntüleri uydurma hastalık fotoğrafları olarak tanımlamıyor.

Gerçek hastalar fotoğraflanıyordu ve hekimlerin klinik gözlemleri tarihsel tıbbi kayıtların parçasıydı.

Ancak kamera hızlı nörolojik olayları anlık biçimde kaydedemediği için bazı görüntüler belirli bir pozun kurulmasını, seçilmesini veya yeniden oluşturulmasını gerektiriyordu.

Araştırmacıların dikkat çektiği temel nokta da burada.

Bu fotoğraflar bir nöbetin kesintisiz ve tarafsız “anlık kaydı” olmaktan çok, klinik gözlem ile dönemin fotoğraf teknolojisinin birlikte ürettiği görüntülerdi.

Başka bir ifadeyle, fotoğraflar gerçek hastalara ait olsa da gördüğümüz kare, hastalığın kendiliğinden gelişen bütün sürecinin kamera tarafından doğrudan dondurulmuş hali değildi.

Görüntüler resim ve tiyatro kültüründen de etkilenmişti

2026 tarihli çalışmanın en ilginç noktalarından biri, görüntülerin yalnızca fotoğraf teknolojisiyle değil dönemin görsel kültürüyle de ilişkili olması.

Araştırmacılara göre bazı beden duruşları ve kompozisyonlar akademik resimde ve tiyatroda kullanılan görsel kalıplardan etkilenmişti.

Dramatik beden pozisyonları, yüz ifadeleri ve sahne düzeni yalnızca nörolojik bir belirtinin mekanik kaydı olarak ortaya çıkmıyordu.

  1. yüzyıl insanının acıyı, duyguyu veya dramatik bedeni nasıl görmeye alıştığı da görüntülerin biçimlenmesini etkiliyordu.

Bu nedenle Salpêtrière fotoğrafları yalnızca nöroloji tarihinin değil, aynı zamanda görsel kültür tarihinin de konusu haline geldi.

Fotoğrafın yakalayamadığı hareketleri çizimler tamamlıyordu

Araştırmacıların dikkat çektiği başka bir ayrıntı daha var.

Fotoğrafın kaydedemediği hızlı hareketleri göstermek için çizimler kullanılmaya devam edildi.

Bu durum dönemin teknik sınırlarını açık biçimde ortaya koyuyor.

Fotoğraf belirli bir beden pozisyonunu kaydedebilirken, hızlı nörolojik hareketlerin ardışık aşamalarını göstermek için çizim hâlâ gerekliydi.

Bu nedenle 19. yüzyıl tıbbi kayıtlarında fotoğraf ile çizim uzun süre yan yana kullanıldı.

Büyük değişim 1880’lerde geldi

Tıbbi fotoğrafçılık birkaç yıl içinde önemli ölçüde değişmeye başladı.

Salpêtrière’de çalışan Albert Londe, 1880’lerde daha hızlı fotoğraf tekniklerini kullanmaya başladı.

Jelatin-gümüş bromür plakalar daha kısa pozlama sürelerini mümkün kıldı.

Londe ayrıca birden fazla objektife sahip kameralar geliştirerek hareketin ardışık aşamalarını fotoğraflamaya çalıştı.

Bu gelişme, hareketin ardışık evrelerinin klinik olarak fotoğraflanabilmesi açısından önemli bir dönüm noktasıydı.

Artık yalnızca hastanın belirli bir pozisyonunu göstermek değil, hareketin zaman içindeki değişimini daha ayrıntılı kaydetmek de mümkün hale geliyordu.

Charcot fotoğrafları kendisi çekmiyordu

Tıp tarihi anlatılarında bu görüntüler sıklıkla “Charcot’nun fotoğrafları” olarak adlandırılıyor.

Ancak bu ifade yanlış anlaşılmaya açık.

Jean-Martin Charcot fotoğrafçı değildi.

Fotoğraf üretimi, onun etkili olduğu klinik ortamda Bourneville, Regnard ve daha sonra Londe gibi isimlerin çalışmalarıyla gelişti.

Bu nedenle daha doğru ifade, “Charcot’nun Salpêtrière kliniğinde üretilen fotoğraflar” olabilir.

Charcot’nun etkisi ise görüntülerin nasıl yorumlandığı, sınıflandırıldığı ve klinik öğretimde nasıl kullanıldığı açısından son derece büyüktü.

Fotoğraf tıp eğitiminde güçlü bir araç haline geldi

Salpêtrière görüntüleri yalnızca hastane arşivinde kalmadı.

Fotoğraf, klinik eğitimin ve tıbbi bilginin dolaşımının bir parçası haline geldi.

Charcot’nun çalışmaları Avrupa çapında tanındı ve Salpêtrière dönemin en önemli nöroloji merkezlerinden biri haline geldi.

1876–1880 arasında yayımlanan Iconographie photographique de la Salpêtrière, hastaların fotoğraflarını klinik öyküler ve tıbbi açıklamalarla birlikte sunuyordu.

Bu nedenle eser, tıbbi fotoğrafçılık tarihinin önemli dönüm noktalarından biri kabul ediliyor.

Tıbbi görüntü hiçbir zaman tamamen tarafsız değildi

2026 çalışmasının günümüz açısından en önemli mesajlarından biri burada ortaya çıkıyor.

Bir tıbbi görüntü yalnızca hastalığın kendisini göstermez.

Görüntünün nasıl üretildiği de ne gördüğümüzü etkiler.

Kamera teknolojisi, pozlama süresi, ışık, hastanın konumu, fotoğrafçının seçtiği açı ve hangi görüntünün yayımlanacağına ilişkin kararlar sonuç üzerinde belirleyicidir.

Bu durum yalnızca 19. yüzyıl fotoğrafları için geçerli değil.

Bugün de radyoloji, patoloji, endoskopi, dermatoloji ve yapay zekâ destekli tıbbi görüntüleme sistemlerinde görüntünün nasıl üretildiği ve seçildiği bilimsel yorumun önemli bir parçasıdır.

Kadın hastaların görüntülenmesi etik açıdan da tartışılıyor

Salpêtrière’de yayımlanan görüntülerin önemli bölümünde kadın hastalar yer alıyordu.

Bu fotoğraflar, 2026’daki teknik çalışmanın ana konusu olmasa da günümüz tıp tarihi ve etik literatüründe hasta-hekim güç ilişkisi, tıbbi görüntülerin kullanımı ve hasta onamı açısından ayrıca tartışılıyor.

  1. yüzyılın hasta onamı ve araştırma etiği standartları bugünkülerden çok farklıydı.

Bu nedenle görüntülere bakarken yalnızca hastalığın nasıl temsil edildiği değil, hastanın tıbbi görüntünün üretimi ve dolaşımındaki konumu da günümüz araştırmacılarının ele aldığı konular arasında yer alıyor.

150 yıl sonra yeni soru: Kamera neyi gerçekten gördü?

Iconographie photographique de la Salpêtrière’in yayımlanmaya başlamasından yaklaşık 150 yıl sonra yapılan yeni değerlendirme, bu fotoğrafların tarihsel değerini azaltmıyor.

Tam tersine, onları daha doğru okumayı sağlıyor.

Bu görüntüler 19. yüzyıl tıbbının hastalığı nasıl gördüğünü gösteriyor.

Aynı zamanda dönemin kamerasının neleri göremediğini de ortaya koyuyor.

Hızlı nörolojik hareketler karşısında yavaş bir fotoğraf teknolojisi vardı.

Bu teknik sınırı aşmak için belirli pozlar kuruldu, hareketler çizimlerle tamamlandı ve daha sonra daha hızlı kameralar geliştirildi.

Bu nedenle Salpêtrière fotoğrafları yalnızca “histerinin fotoğrafları” değil.

Aynı zamanda tıbbın, fotoğrafın ve görsel temsilin birbirini nasıl şekillendirdiğinin yaklaşık 150 yıllık belgeleri.

2026’da yayımlanan yeni tarihsel çalışma da önemli bir hatırlatma yapıyor:

Tıbbi bir görüntüye bakarken yalnızca “ne görüyorum?” sorusunu değil, “bu görüntü nasıl üretildi?” sorusunu da sormak gerekiyor.

KAYNAKLAR

Neurological Sciences – 150 Years of the Iconographie photographique de la Salpêtrière: Technical Constraints and the Shaping of Medical Images, Francesco Brigo, Tamara Sandrin, Mariano Martini, Lorenzo Lorusso, 2026

Wellcome Collection – Iconographie photographique de la Salpêtrière, üç cilt

Harvey Cushing/John Hay Whitney Medical Library, Yale University – Iconographie photographique de la Salpêtrière: The Physician and the Hysterical Women

Iconographie photographique de la Salpêtrière – Désiré-Magloire Bourneville ve Paul Regnard, 1876–1880