Gülsüm Asfendiyarova, çevresindeki kadın ve çocukların zamanında tıbbi yardım alamadığını görerek hekim olmaya karar verdi. 1908’de tıp eğitimini üstün dereceyle tamamlayan Asfendiyarova; kırsal hekimlikten doğumevi yöneticiliğine, ebelik eğitiminden halk sağlığı çalışmalarına uzanan yaşamıyla Orta Asya’da kadın sağlığının öncülerinden biri oldu.
1901 yılında Petersburg Kadın Tıp Enstitüsüne başvuran genç Gülsüm Asfendiyarova, hekim olmak istemesinin nedenini kişisel dosyasına giren öz geçmişinde açıkça anlatıyordu. Çevresindeki kadınların ve çocukların, sağlık hizmetine hiç ulaşamadıkları veya çok geç ulaştıkları için ağır sonuçlarla karşılaştıklarını görmüştü.
Bu gözlemler, onun henüz öğrencilik yıllarında verdiği kararı güçlendirdi. Tıp eğitimi alacak ve öğrendiklerini doğup büyüdüğü coğrafyadaki insanların yararına kullanacaktı.
Asfendiyarova’nın öyküsü, yalnızca bir kadının hekim olma mücadelesi değildi. Aynı zamanda sağlık hizmetlerine erişimin son derece sınırlı olduğu bir bölgede doğumevi kurma, sağlık eğitimi verme ve yerel sağlık personeli yetiştirme çabasıydı.
Çimkent’te başlayan, Taşkent’te şekillenen çocukluk
Arşivlerde Ümmi Gülsüm adıyla da geçen Gülsüm Asfendiyarova, kişisel dosyasındaki kayıtlara göre 12 Kasım 1880’de Çimkent’te dünyaya geldi. Babasının görevi nedeniyle aile, Ocak 1881’de Taşkent’e taşındı.
Bazı biyografilerde doğum yerinin Taşkent olarak gösterilmesinin nedeni, muhtemelen yaşamının ilk aylarından itibaren bu şehirde büyümesiydi. Ancak kendi öz geçmişi ve Petersburg’daki kişisel dosyası, doğum yerini Çimkent olarak kaydediyor.
İlk eğitimini annesinden alan Gülsüm, 1891’de Taşkent Kadın Gimnazyumuna girdi ve 1899’da mezun oldu. Kendisine ev öğretmenliği yapma hakkı verilmişti; fakat o, daha öğrencilik döneminde tıp eğitimi almaya karar vermişti.
Hastanelerin azlığı, hizmetlerin çoğunlukla ücretli olması ve ulaşım güçlükleri, bölgenin yerel kadınlarının nitelikli sağlık hizmetine erişmesini sınırlandırıyordu. Asfendiyarova’nın hekim olma kararında, kadınların ve çocukların yaşadığı bu sağlık eşitsizliği belirleyici oldu.
Petersburg’daki yedi yıllık tıp eğitimi
Gülsüm Asfendiyarova, 1901’de Petersburg Kadın Tıp Enstitüsüne kabul edildi. Türkistan Genel Valiliği tarafından kendisine yılda 250 ruble eğitim desteği sağlandı.
Kadınların yükseköğrenime erişiminin oldukça sınırlı olduğu bir dönemde Petersburg’da tıp okumak başlı başına önemli bir başarıydı. Asfendiyarova, 1901-1908 yılları arasındaki eğitimini başarıyla tamamladı.
Enstitünün tıp komisyonu, 21 Mayıs 1908’de ona üstün dereceyle hekimlik unvanı verdi. Böylece Asfendiyarova, yüksek tıp eğitimi alan ve hekim diploması kazanan ilk Kazak kadın olarak tarihe geçti.
Bazı güncel metinlerde kendisinden “Orta Asya’nın ilk kadın hekimi” diye söz ediliyor. Ancak aynı dönemde Türkistan’dan başka kadınların da tıp eğitimi aldığı biliniyor. Bu nedenle tarihsel açıdan en güvenli tanım, “yüksek tıp eğitimi alan ilk Kazak kadın hekim” ifadesidir.
Diplomasını aldıktan sonra ülkesine döndü
Asfendiyarova, mezun olduktan sonra Petersburg’da kalmadı. Çimkent yakınındaki Temirlanovka kırsal sağlık bölgesinde görev yapabilmek için resmî başvuruda bulundu.
Başvurusu kabul edildi ve 5 Haziran 1908 tarihli kararla bölge hekimi olarak atandı. 27 Haziran’da Temirlanovka’ya ulaştı, ertesi gün görevine başladı.
Kırsal bölgelerde çalışan hekimlerin sorumluluğu yalnızca hastaları muayene etmekten ibaret değildi. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele, gebelerin izlenmesi, çocuk sağlığı, hijyen eğitimi ve gerektiğinde hastaların evlerinde değerlendirilmesi de bölge hekimliğinin çalışma alanları arasındaydı.
Asfendiyarova hakkındaki biyografik kayıtlar, onun yerleşim yerlerini dolaşarak insanların yaşam koşullarını incelediğini, kişisel ve ev içi hijyen konusunda bilgilendirme yaptığını aktarıyor. Bu yaklaşım, onu yalnızca hastaları tedavi eden bir hekim değil, erken dönem halk sağlığı uygulayıcılarından biri hâline getiriyordu.
Hive’de kadın sağlığı için çalıştı
Asfendiyarova, Ekim 1912’de Fergana bölgesindeki Pap kırsal sağlık merkezine tayin edildi. Bir süre sonra Hive’de açılan şehir hastanesinden çalışma teklifi aldı ve 1913’te burada kadın doğum alanında görev yapmaya başladı.
Kurumsal biyografiler, Asfendiyarova’nın 1913’te Hive’de bölgenin ilk sezaryen ameliyatlarından birini gerçekleştirdiğini bildiriyor. Bununla birlikte taradığımız erişilebilir kaynaklarda ameliyata ilişkin çağdaş bir klinik kayıt veya ameliyat raporu gösterilmiyor. Bu nedenle olayı “Orta Asya’daki ilk sezaryen” şeklinde genelleştirmek yerine, “Hive’de gerçekleştirilen ilk sezaryenlerden biri” olarak tanımlamak daha doğru görünüyor.
Asfendiyarova 1914’te Taşkent’e döndü. Burada asıl ağırlığını vereceği alan, yerel kadınların gebelik ve doğum hizmetlerine erişmesini sağlamak olacaktı.
Yerel kadınlar için doğumevi açtı
Yirminci yüzyılın başında Taşkent’teki hastane ve doğum hizmetlerinin büyük bölümü, şehrin Rus nüfusun yaşadığı kesiminde bulunuyor ve çoğunlukla ücretli hizmet veriyordu. Bu durum, şehrin diğer bölgelerinde yaşayan kadınların nitelikli doğum yardımına erişmesini güçleştiriyordu.
Asfendiyarova, 1915’te Tahtapul bölgesinde yerel kadınlara hizmet verecek yaklaşık 15 yataklı küçük bir doğumevi açtı. Arşiv çalışmasında kurumun 14, 1937 tarihli vefat ilanında ise 15 yataklı olduğu belirtiliyor.
1918’de onun katkılarıyla 30 yataklı bir kadın hastalıkları ve doğum hastanesi faaliyete geçti. Bu kurum daha sonra Taşkent’in Almazar bölgesindeki temel sağlık kuruluşlarından birine dönüştü.
Asfendiyarova burada uzun yıllar bölüm yöneticisi ve başhekim yardımcısı olarak çalıştı. Böylece kadınların gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemde profesyonel sağlık hizmetine ulaşmasına katkıda bulundu.
Yalnız hastaları değil, geleceğin ebelerini de yetiştirdi
Asfendiyarova’nın en kalıcı çalışmalarından biri, yerel kadınların sağlık personeli olarak yetiştirilmesine verdiği destekti.
Türkistan Cumhuriyeti Sağlık Komiserliği, 1920’de Taşkent’in eski ve yeni şehir bölgelerindeki doğumevlerinde iki ebelik kursu açılmasına karar verdi. Gülsüm Asfendiyarova da farklı hekimlerle birlikte bu kursların kurulmasında, eğitim programlarının hazırlanmasında ve yürütülmesinde aktif görev aldı.
Daha sonra tıp teknikumuna bağlanan programlarda gebelik fizyolojisi ve ebelik dersleri verdi. Burada yetişen kadınlar, eğitimlerini tamamladıktan sonra kendi şehir ve köylerine dönerek sağlık hizmeti sunmaya başladı.
Asfendiyarova, 1922’de Ak Jol gazetesinde yayımlanan yazısında ailelere ve toplumun ileri gelenlerine seslenerek Kazak kadınlarının ebelik eğitimine yönlendirilmesini istedi. Eğitimli ebe eksikliğinin gebelik ve doğum sırasında önlenebilir ağır sonuçlara yol açtığını vurguluyordu.
Bu çağrı, onun sağlık sorununa yalnızca hastane penceresinden bakmadığını gösteriyordu. Asfendiyarova’ya göre çözüm, toplumun kendi içinden eğitimli kadın sağlık çalışanları yetiştirmekti.
Vefat tarihi arşiv belgesiyle netleşti
Gülsüm Asfendiyarova’nın yaşamının son yılları hakkında uzun süre sınırlı bilgi bulunuyordu. Bazı yayınlarda 1941’de vefat ettiği ileri sürülse de daha sonra bulunan dönemin gazete kaydı bu bilgiyi değiştirdi.
Qizil O‘zbekiston gazetesinin 27 Ekim 1937 tarihli sayısında yayımlanan vefat ilanına göre Asfendiyarova, uzun süren bir rahatsızlığın ardından 23 Ekim 1937’de Taşkent’te hayatını kaybetti.
İlanda onun 29 yıl boyunca kesintisiz çalıştığı, sağlık personeli yetiştirdiği ve Taşkent şehir yönetiminde görev aldığı belirtiliyordu.
Kardeşi Sancar Asfendiyarov da aynı yıl siyasi baskı sürecinde tutuklandı. Ancak mevcut belgeler, Gülsüm Asfendiyarova’nın hastalığı ve vefatıyla siyasi baskılar arasında doğrudan bir bağlantı kurmaya yeterli değil.
Uzun süre kayıp olduğu düşünülen mezarı, 2021’de Taşkent’teki Botkin Mezarlığı’nda tespit edildi. Mezarının bulunduğu alanda 12 Kasım 2024’te bir anıt açıldı.
S. D. Asfendiyarov Kazak Millî Tıp Üniversitesi Bilim Kurulu ise 26 Şubat 2026’da Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına Gülsüm Asfendiyarova’nın adının verilmesini kararlaştırdı.
Gülsüm Asfendiyarova’nın mirası neden önemli?
Gülsüm Asfendiyarova’yı önemli kılan yalnızca “ilk” olması değildi. Onun yaşamında üç kalıcı miras öne çıkıyor.
Birincisi, kadınların tıp eğitimi alabileceğini göstererek kendisinden sonra gelecek hekimler için görünür bir yol açmasıydı.
İkincisi, sağlık hizmetlerinin merkezî ve varlıklı bölgelerle sınırlı kalmaması gerektiğini savunmasıydı. Kırsal hekimlikten Taşkent’teki doğumevine uzanan meslek yaşamı, onun hizmete erişimi önemsediğini gösteriyor.
Üçüncüsü ise tek başına hasta tedavi etmekle yetinmeyip yerel kadınlardan ebeler ve sağlık çalışanları yetiştirmesiydi. Bu tercih, etkisini kendi meslek yaşamının çok ötesine taşıdı.
Gülsüm Asfendiyarova’nın hikâyesi, tıp tarihinde ilk sırada yer almaktan daha fazlasını anlatıyor: Başkalarının ikinci, üçüncü ve yüzüncü olabilmesi için bir yol açmanın hikâyesini.
Kaynaklar
Petersburg Merkezi Devlet Tarih Arşivi, F. 436, Op. 1, D. 944.
Petersburg Merkezi Devlet Tarih Arşivi, F. 436, Op. 4, D. 230.
Rusya Devlet Askerî Tarih Arşivi, F. 409, Op. 2, D. 180523.
Ak Jol gazetesi, 21 Temmuz 1922, Sayı 196.
Qizil O‘zbekiston gazetesi, 27 Ekim 1937, Sayı 247, s. 4.
Bakıt Altınbekov, “Ümmi Gülsüm Asfendiyarova”, Qazaqstan Tarihy, 19 Kasım 2024.
S. D. Asfendiyarov Kazak Millî Tıp Üniversitesi resmî biyografi ve anma kayıtları, 2024-2026.