“Doktor Hanım, hiçbir şikâyetim yoktu. Tomografi sonucunu okuyunca hasta oldum.” Bu cümleyi göğüs cerrahisi polikliniğinde sık duyarım. Hasta karşımdaki sandalyeye oturur, telefonunu açıp e-Nabız’daki raporu gösterir. Parmağıyla aynı satırı tekrar tekrar büyütür: “Akciğerde nodüler görünüm…” O andan sonra raporun geri kalanını okumaz. Zihninde tek bir kelime dolaşır: Kanser.

Akciğer nodülü çoğu zaman başka bir nedenle çekilen tomografide tesadüfen görülür. Bir ameliyat öncesi incelemede, uzayan öksürük araştırılırken ya da rutin kontrolde… İnsan hastaneye bir sebeple girer, hiç beklemediği başka bir soruyla çıkar.

“Nodül”, bir hastalığın adı değil, görüntünün tarifidir. Akciğerin içinde görülen küçük, yuvarlak veya düzensiz bir odaktan söz eder. Geçirilmiş enfeksiyonlar, eski verem izleri, iltihabi hastalıklar ve iyi huylu oluşumlar nodül bırakabilir. Bazı nodüller ise erken evredeki akciğer kanserinin ilk işareti olabilir.

İki ihtimal de gerçektir. Fakat e-Nabız’da “nodül” yazması, kanser tanısı konulduğu anlamına gelmez.

Tıbbi kelimelerin hekimle hasta arasında farklı ağırlıkları vardır. Radyolog görüntüyü tarif eder. Hasta ise o tarifin içine bütün hayatını yerleştirir. Çocuklarının yüzü, ödenmemiş borçlar, gelecek yaz yapılacak tatil, henüz söylenmemiş sözler… Akciğerdeki birkaç milimetrelik gölge, bir anda insanın bütün geleceğini kaplayabilir.

Muayene odasında önce nodülün büyüklüğüne bakarız ama karar yalnızca milimetreyle verilmez. Hastanın yaşı, sigara geçmişi, daha önce geçirdiği hastalıklar, kanser öyküsü, ailesindeki vakalar ve mesleki maruziyetleri önemlidir. Nodülün kenarları düzgün mü, düzensiz mi? Akciğerin hangi bölümünde bulunuyor? Katı mı, buzlu cam görünümünde mi? İçinde kireçlenme var mı? Tek mi, birden fazla mı?

En değerli bilgi bazen yeni tomografide değil, yıllar önce çekilmiş eski bir görüntüdedir.

Bu nedenle hastaya sıkça, “Daha önce çekilmiş tomografiniz var mı?” diye sorarım. e-Nabız’ın derinliklerinde unutulmuş eski bir görüntü, kimi zaman ileri bir incelemeden daha fazla şey anlatır. Nodül yıllardır aynı büyüklükteyse değerlendirme değişir. Büyümüşse başka bir yol izlenir. Tek bir görüntü üzerinden hüküm vermek, bir filmin ortasındaki kareye bakıp sonunu tahmin etmeye benzer.

Hastanın yüzündeki gerginliği en çok “Takip edelim” dediğimde fark ederim. Takip sözcüğü hekim için planlı bir izlem, hasta için aylar sürecek belirsizliktir. Eve dönünce telefon yeniden açılır. Rapor yeniden okunur. Gecenin sessizliğinde kaloriferin tıkırtısı duyulur ve insan akciğerindeki o küçücük noktayı düşünür.

“Beklemek yerine hemen alalım, kafamız rahat etsin” diyenleri anlıyorum. Belirsizlik insanı yorar. Fakat ameliyat, kaygıyı susturmak için yapılacak masum bir işlem değildir. Anestezisi, ağrısı ve komplikasyon ihtimali vardır. Bazen sağlıklı akciğer dokusundan da vazgeçmek gerekir. Buna karşılık kuşkulu bir nodülü aylarca görmezden gelmek de sakinlik değil, ihmaldir. Göğüs cerrahisinin en hassas tarafı, bu iki uç arasında doğru zamanı bulmaktır.

Her nodüle biyopsi yapılmaz. Her nodül ameliyat edilmez. Küçük ve düşük riskli bir oluşum için belirlenen zamanda kontrol tomografisi yeterli olabilir. Daha büyük, büyüyen veya kuşkulu özellikler taşıyan bir nodülde PET-BT, bronkoskopi, iğne biyopsisi ya da cerrahi gündeme gelebilir. Hangi yolun seçileceği yalnızca nodüle değil, o nodülü taşıyan insana göre belirlenir.

PET-BT ve biyopsi de tartışmayı her zaman tek cümlede bitirmez. Enfeksiyonlar PET görüntüsünde kanser gibi parlayabilir. Küçük ya da yavaş seyreden bazı tümörler beklenen tutulumu göstermeyebilir. Biyopside alınan doku yetersiz kalabilir. Tıp, televizyon dizilerindeki gibi tek görüntüyle suçluyu bulan bir dedektif değildir.

Asıl sıkıntılardan biri, raporun hekimden önce hastaya ulaşmasıdır. Tetkik sonucu gece yarısı e-Nabız’a düşebilir. Hasta, karşısında soru soracağı kimse yokken “nodül”, “buzlu cam”, “şüpheli görünüm” gibi ifadelerle baş başa kalır. Ardından arama motorları açılır. Birkaç dakika içinde en kötü ihtimal, sanki kesin tanıymış gibi zihne yerleşir.

Arama motoru hastanın yaşını, sigara öyküsünü, nodülün yapısını ve eski görüntülerini birlikte değerlendiremez. Önüne onlarca senaryo koyar. Kaygılı zihin ise genellikle en karanlık olanı seçer.

Ben de görüntüye ilk baktığım anda her zaman kesin cevabı bilmiyorum. Hekimliğin dürüstlüğü bazen bunu açıkça söyleyebilmektir. “Kesinlikle önemsiz” diyerek kaygıyı küçümsemek de “Her ihtimale karşı ameliyat edelim” diyerek korkuyu tedaviye dönüştürmek de doğru değildir.

Bazen verilebilecek en güvenilir cevap şudur:

“Bugün bunun adını tam olarak koyamıyoruz. Ama ne zaman, hangi incelemeyle ve neden bakacağımızı biliyoruz.”

Akciğerdeki nodül birkaç milimetre olabilir. İnsan onu öğrendiği anda zihninde kapladığı yer ise ölçülemez. Belki tomografiden sonra cevaplanması gereken ilk soru yalnızca “Bu nodül nedir?” değildir.

Daha zor ve daha insani bir soru vardır:

“Kesin cevabı henüz bilmiyorsak, korkunun değil bilginin gösterdiği yolda nasıl ilerleyeceğiz?”