Sigara içen insan bazen yılları paketlerle sayar. Akciğer ise başka türlü sayar. Her nefesi, her tahrişi, her iyileşme çabasını dokusuna kaydeder.

Göğüs cerrahının ameliyat masasında gördüğü akciğer, sahibinin çoktan unuttuğu yılları hâlâ hatırlıyor olabilir.

İnsan bedeninin tuhaf bir nezaketi vardır. Uzun süre sessiz kalır.

Sabah öksürüğünü soğuk havaya veririz. Merdivende nefes nefese kalmayı yaşa. Balgamı mevsime. Göğüsteki sıkışmayı yorgunluğa… Sonra bir sigara daha yakılır. Çünkü insan, açıklayabildiği şeyi bazen önemsizleştirdiğini sanır.

Oysa akciğer açıklamalarımızı dinlemez.

Sigara dumanıyla gelen binlerce kimyasalın bir bölümü solunum yollarını tahriş eder, kronik inflamasyonu besler. Akciğerin kendisini temizlemeye yardım eden silyaların işlevi bozulabilir. Mukus artar. Küçük hava yollarında değişiklikler başlar. Amfizem geliştiğinde gaz alışverişini sağlayan narin yapı geri dönüşü güç biçimde hasar görebilir.

Daha önemlisi, tütün dumanındaki kanserojen maddeler hücrenin genetik düzeninde hasar birikimine yol açabilir. Hücre her seferinde aynı başarıyla tamir edemez. Bazen yanlış onarır. Bazen hasarlı hücre yaşamaya devam eder.

Kanser dediğimiz büyük kelimenin hikâyesi kimi zaman böyle küçük hatalarla başlar.

Göğüs cerrahisi bize hastalığın yalnızca filmlerdeki gölgelerden ve patoloji raporlarındaki cümlelerden ibaret olmadığını gösterir. Bir akciğer lobunu çıkarırken karşınızda istatistik yoktur. Doku vardır. Damar vardır. Bronş vardır. Ve bütün bunların arkasında, ameliyathanenin dışında bekleyen bir hayat vardır.

Belki çocuklarını büyütmüş bir baba.

Belki emekliliğinde memleketine dönmeyi planlayan biri.

Belki de yıllarca “Bana bir şey olmaz” demiş bir insan.

İşin en acı taraflarından biri şu: Sigaranın zararı çoğu zaman gürültülü gelmez. İnsan, ciddi bir belirti ortaya çıkana kadar günlük hayatını sürdürebilir. Bu yüzden sigara ile hastalık arasındaki mesafe uzun görünür. İlk sigarayla ameliyat masası arasında bazen onlarca yıl vardır.

İnsan zihni de tam burada yanılır.

Bugünkü küçük hazzı görür, yıllar sonraki ihtimali bulanıklaştırır.

Bugün göğüs cerrahisi, bundan birkaç on yıl önce hayal edilmesi güç bir noktada. Bilgisayarlı tomografiyle birkaç milimetrelik akciğer nodüllerini görebiliyor, bronkoskopik yöntemlerle hava yollarının derinliklerine ulaşabiliyor, uygun hastalarda küçük kesilerle hatta robotik sistemlerle ameliyat yapabiliyoruz.

Cerrahın gözü artık yalnızca ameliyat sahasında değil. Üç boyutlu görüntüler, gelişmiş görüntüleme yöntemleri ve hassas cerrahi sistemler akciğerin en karmaşık anatomisinde bize yol gösteriyor. Bir zamanlar ancak ileri evrede fark edilen bazı tümörleri bugün çok daha erken yakalama şansımız var.

Tıp ilerledi.

Cerrahi ilerledi.

Görüntüleme ilerledi.

Fakat insanın kendine söylediği bazı cümleler pek değişmedi:

“Bir taneden ne olacak?”

Mesele zaten çoğu zaman o tek sigara değildir.

O sigaranın ardından gelen diğeri, sonra bir başkasıdır. Takvim yaprakları düşerken paketler de eksilir. İnsan geçen zamanı doğum günlerinden hatırlar; akciğer ise maruziyetin toplamından.

Burada haksızlık da etmeyelim. Sigara bağımlılığı yalnızca irade meselesi değildir. Nikotin güçlü bir bağımlılık oluşturur. Bu yüzden bırakmak isteyen bir insana “İçme işte” demek, tıbben de insani olarak da yetersizdir. Profesyonel destek, uygun tedaviler ve kişinin çevresinden gördüğü yardım bırakma sürecinde ciddi fark yaratabilir.

Üstelik beden yalnızca hasarı kaydetmez.

Sigarayı bırakmayı da kaydeder.

Bırakıldıktan sonra vücutta olumlu değişiklikler başlar. Zaman ilerledikçe kalp ve damar hastalıkları ile akciğer kanseri dahil pek çok ciddi hastalığın riski azalır. Bazı yapısal hasarlar tamamen geri dönmese bile sigarayı bırakmanın sağlık açısından anlamı her yaşta vardır.

Belki akciğerin tuttuğu hesap defterinin en şaşırtıcı tarafı budur.

Geçmiş silinmez.

Ama gelecek henüz yazılmamıştır.