Yaşımızı doğum tarihimiz belirler. Damarlarımız içinse takvim tek başına yeterli değildir. Aynı yaşta iki insanın kalp ve damar hastalığı riski birbirinden oldukça farklı olabilir. Çünkü damarlar yalnızca geçen yılların değil; tansiyonun, kolesterolün, kan şekerinin, sigaranın, hareketin ve günlük alışkanlıkların da izini taşır.
“Damar yaşı” tam olarak burada anlam kazanıyor. Bu kavram tek bir tetkikle belirlenen, herkes için standartlaştırılmış kesin bir biyolojik yaş değildir. Farklı yöntemlerle kişinin damar yapısının veya kalp-damar riskinin kronolojik yaşına göre nerede durduğunu anlatmaya çalışan bir çerçevedir. Son yıllarda damar sertliği, damar duvarının yapısı ve farklı risk hesaplamaları bu amaçla araştırılıyor. Bununla birlikte damar yaşının nasıl ölçülmesi gerektiği konusunda henüz tek ve evrensel bir yöntem bulunmuyor.
Asıl önemli olan sayının kendisinden çok bize ne anlattığıdır.
Bir insan kırklı yaşlarında olabilir ama yıllardır yüksek tansiyonla yaşıyorsa, sigara kullanıyorsa, LDL kolesterolü yüksekse, diyabeti varsa veya günlük hayatı giderek hareketsizleşmişse damarları takvimden daha ağır bir yük taşıyabilir. Bunun tersi de mümkündür. Kronolojik yaşı değiştiremeyiz; fakat damarların maruz kaldığı yükün önemli bir bölümünü değiştirebiliriz.
Kalp ve damar hastalıklarının zor taraflarından biri de burada başlar. Damar duvarındaki değişiklikler çoğu zaman günlük hayatın içinde hissedilmez. İnsan sabah uyandığında damar sertliğini fark etmez. Kolesterol yüksekliği çoğunlukla ağrı yapmaz. Tansiyon uzun süre belirti vermeyebilir. Ateroskleroz, yani damar duvarında plak oluşumuyla ilerleyen süreç, çoğu kişide sessizce gelişebilir.
Bu nedenle “kendimi iyi hissediyorum” ile “damarlarım sağlıklı” aynı cümle değildir.
Kalp ve damar cerrahisinin penceresinden bakıldığında bunun karşılığı daha da belirgindir. Damar hastalığı yalnızca kalbi besleyen koroner damarlarla sınırlı değildir. Boyundaki şah damarları, bacaklara kan taşıyan atardamarlar ve vücudun en büyük damarı olan aort aynı dolaşım sisteminin parçalarıdır. Bir bölgede ortaya çıkan damar hastalığı, kişinin genel damar sağlığını da düşünmemizi gerektirir.
Örneğin yürürken baldırda başlayan ve dinlenince azalan ağrı bazen yalnızca kaslarla ilgili değildir. Bacak damarlarındaki daralmanın habercisi olabilir. Benzer biçimde kontrolsüz damar hastalığı kalp krizi ve inme gibi ciddi sonuçların zemininde yer alabilir. Sorun çoğu zaman o gün başlamamıştır; yıllar içinde biriken riskin görünür hâle gelmesidir.
İşte damar yaşı fikrinin belki de en değerli tarafı burada bulunuyor. İnsanlar “on yıllık kalp-damar riski” gibi bir oranı soyut bulabilir. Buna karşılık “damarlarınız yaşınızdan daha hızlı yaşlanıyor olabilir” cümlesi aynı meseleyi daha anlaşılır hâle getirebilir. Yine de bu kavramı bir korkutma aracına dönüştürmemek gerekir. Damar yaşı bir kader cümlesi değildir; kişinin gerçek risk değerlendirmesinin yerine geçen bağımsız bir teşhis de değildir. Avrupa’da kullanılan SCORE2 gibi modeller de yaşın yanı sıra sigara, kan basıncı ve kolesterol gibi değişkenleri birlikte değerlendirerek gelecekteki kalp-damar olayları için risk tahmini yapar.
Bu noktada mesele genç görünmek değil, sağlıklı yaşlanabilmektir.
Sigaranın bırakılması, kan basıncının kontrol altına alınması, yüksek kolesterol ve diyabetin gerektiğinde tedavi edilmesi, düzenli hareket ve sürdürülebilir bir beslenme düzeni kulağa yeni keşfedilmiş bilgiler gibi gelmeyebilir. Zaten güçlük çoğu zaman ne yapılacağını bilmemekte değildir. Bunları yıllarca sürdürebilmektedir.
Bir insanın bütün hayatını bir sabah değiştirmesi gerekmez. Tansiyonunu hiç ölçtürmemişse ölçtürmesi, kolesterol ve kan şekeri düzeylerini bilmesi, sigara kullanıyorsa bırakmak için destek istemesi, gün içindeki hareketsizliği azaltması küçük görünür. Damar sağlığı açısından ise bunların her biri geleceğe yapılan ciddi bir yatırımdır. Gerekli olduğunda hekim tarafından önerilen ilaçları düzenli kullanmak da yaşam tarzının alternatifi değil, aynı koruyucu yaklaşımın bir parçasıdır.
Dünya Kalp Günü bize yalnızca kalbi hatırlatmamalı. Kalbe kanı ulaştıran, beyni besleyen, böbreklere uzanan, bacaklarımızı yürütmemizi sağlayan kilometrelerce damar ağını da düşünmeliyiz.
Nüfus cüzdanımızdaki yaşı geri çeviremeyiz. Zaten buna ihtiyacımız da yok. Asıl mesele, önümüzdeki yılları hangi damar sağlığıyla karşılayacağımızdır. Çünkü iyi yaşlanmanın ölçüsü yalnızca kaç yıl yaşadığımız değil, o yıllara nasıl bir dolaşım sistemiyle ulaştığımızdır.