Başarılı bir bypass ameliyatının ardından insanın rahatlaması kadar anlaşılır bir şey yok. Büyük bir korku geride kalmıştır.
Hasta evine dönmek, ailesi de gündelik hayatına kavuşmak ister. Fakat bu rahatlamaya bazen yanlış bir düşünce eşlik eder: Damarlar yapıldı, hastalık bitti.
Bir kalp ve damar cerrahı olarak önemli bulduğum ayrım burada başlıyor. Ameliyatın başarısını, hastanın bundan sonra korunmaya ihtiyacı kalmadığı şeklinde yorumlayamayız. Bypass, kalp kasına kan ulaşması için yeni yollar oluşturur. Damar sertliğine yol açan hastalığı vücuttan silmez. Bu nedenle tedavinin ameliyattan sonraki bölümünü hastanın kendi başına göstereceği gayrete bırakmayı eksik buluyorum.
Başlıktaki “damarın değişmesi” de günlük dilin bir kolaylığı. Bypass sırasında çoğunlukla daralmış damarı çıkarıp yerine yenisini takmayız. Vücudun başka bir bölgesinden alınan damarla, daralmanın ilerisindeki bölgeye kan taşırız. Kurulan bu yeni yolun ve mevcut damarların korunması gerekir. Cerrahiyle sağlanan kazanımın yıllar boyunca sürmesi, sonraki tedaviden bağımsız değildir.
Bunu söylemek kolay. Gündelik hayatta karşılığını kurmak daha zor.
Örneğin sigarayı düşünelim. Ameliyat olmak, nikotin bağımlılığını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İnsan yaşadığı korkuyla bırakmaya karar verebilir. Sonra evine, alıştığı çevreye, sigarayla birlikte yürüttüğü gündelik düzenine döner. Çayın yanındaki boşluk bile bir mücadeleye dönüşebilir. Böyle bir durumda yeniden sigara içmesini yalnızca “Başına gelenlerden ders almamış” diye açıklamak bana yetersiz geliyor. Zararı açıkça söylemek gerekir; bırakma desteğini ve takibini de tedavinin içine koymak gerekir.
Hastayı suçlamak, hekimin sorumluluğunu kolaylaştırır gibi görünür. Oysa davranışın neden değişmediğini anlamamızı engelleyebilir. Bir insana ne yapması gerektiğini anlatmış olmak, onu yapabilecek koşullara sahip olduğunu göstermez. Verilen önerinin anlaşılması, uygulanabilir bulunması ve sürdürülebilmesi ayrı ayrı emek ister.
Hareket konusunda da benzer bir güçlük vardır. Ameliyattan sonra yürümekten korkan birini düşünelim. Göğsündeki ameliyat izini gördükçe kendisini kırılgan hissedebilir. Ailesi de koruma isteğiyle her işini üstlenebilir. Böylece iyi niyetle başlayan yardım, kişinin yeniden hareket etmesini zorlaştırabilir. Burada ihtiyaç duyulan, gelişigüzel bir “Bol bol yürü” tavsiyesi değildir. Hastanın durumuna ve iyileşme aşamasına uygun bir hareket planıdır. Kardiyak rehabilitasyon, bu dönüşü gözetim ve destekle yürütmenin yollarından biridir.
Bir başka yanlış anlama, kendini iyi hissetmekle ilaçlara ihtiyaç duymamayı aynı şey saymaktır. Ağrının azalması, damar hastalığının bütün risklerinin ortadan kalktığını göstermez. Hekimin düzenlediği ilaçlar ve kolesterol kontrolü, ameliyat sonrası korunmanın temel parçalarıdır. Sağlıklı beslenmek veya yürümek, bu tedavileri kendiliğinden gereksiz kılmaz. İlaçla ilgili bir kaygı varsa çözüm, sessizce bırakmak yerine tedaviyi hekimle yeniden değerlendirmektir.
Buradan hastanın bütün hayatını korkuyla düzenlemesi gerektiği sonucu çıkmasın. Sürekli damarlarını düşünerek yaşamak da iyileşmenin amacı olamaz. Amaç, kişinin gündelik hayatına güvenle katılabilmesi ve korunmayı o hayatın sürdürülebilir bir parçası hâline getirmesidir. Her öğünü bir sınava, her yürüyüşü bir performans ölçümüne çevirmek zorunda değiliz.
Benim itirazım, ameliyata gösterdiğimiz titizliğin taburculuktan sonra seyrelmesine. Hastanın hangi ilacı neden kullanacağını bilmesi, hareket konusunda kime danışacağını öğrenmesi, sigarayı bırakırken destek bulması ve kontrollerinin planlanması da aynı tedavinin devamıdır. Bunları yalnızca taburculuk kâğıdına yazıp anlaşılmış kabul edemeyiz.
Alışkanlık değişikliğini bütün sonuçları belirleyen bir irade sınavına dönüştürmek de haksızlık olur. Hastalığın ağırlığı, eşlik eden sorunlar ve kişinin değiştiremeyeceği etkenler vardır. Önerilere uyan bir hastada da yeniden sorun gelişebilir. Koruyucu tedavinin amacı kesin bir güvence vermek değil, riski azaltmaktır.
Başarılı ameliyatın ardından hastaya söylemek istediğim, artık hayatının yasaklarla dolacağı değil. Kazanılan iyiliğin korunmaya değer olduğu. Bunun için hastanın çabası kadar, o çabayı mümkün kılan bir takip ilişkisine de ihtiyaç var. Ameliyat bittikten sonra hastanın yanında nasıl kaldığımızı, cerrahinin başarısı kadar ciddiye alıyorum.