Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 23 Ekim’de Antalya’da düzenlenen 6. Uluslararası Acil Tıp Kongresi’nin açılışında cep telefonu numarasını sağlık çalışanlarıyla paylaştı.

Sorunlarını kendisine iletebileceklerini söyledi. Salondan bazıları hemen arayınca da gülümseyerek karşılık verdi: “Hemen de test ediyorlar.”

Bu görüntüyü izleyip bir halkla ilişkiler hamlesi olduğunu düşünenler olabilir.

Ben öyle düşünmüyorum. Çünkü Kemal Bey’e ne kadar kolay ulaşılabildiğine bizzat tanığım.

Kongredeki davranışı benim için şaşırtıcı değildi. Bildiğim, tanık olduğum tavrının kürsüye yansımasıydı. Makamının ağırlığına rağmen kendisine ulaşmayı güçleştirmeyen, insanlarla arasına gereksiz mesafeler koymayan bir bakan var karşımızda.

Bunu önemsiyorum.

Çünkü sağlıkta bir yöneticiye ulaşabilmek, bazen sahadaki bir aksaklığın zamanında duyulması demektir. Bazen bir hekimin önerisinin karar vericiye ulaşmasıdır. Bazen de evrakın ve toplantıların arasında görünmez hâle gelen bir sorunun bütün açıklığıyla anlatılabilmesidir.

Elbette bir bakanın başarısını telefonuna ulaşılabilmesiyle ölçemeyiz. Fakat ulaşılabilirliği, nasıl bir yönetim anlayışına sahip olduğuna ilişkin önemli bir işaret sayabiliriz.

Memişoğlu’nun bakanlık dönemindeki olumlu adımlarını değerlendirirken bu özelliğini de hesaba katıyorum. Sahadan gelen sesi duymaya açık olmak, sağlık gibi insanla doğrudan temas eden bir alanda ciddi bir avantajdır.

Bu yaklaşımın arkasında İstanbul’da biriken uzun bir tecrübe var.

İstanbul’da sağlık hizmetlerini yönetmek, milyonlarca insanın birbirinden farklı ihtiyaçlarına aynı anda cevap vermeye çalışmaktır. Acil servislerden aile sağlığı merkezlerine, yoğun bakımlardan evde sağlık hizmetlerine kadar uzanan büyük bir sorumluluktur.

Kemal Memişoğlu, Ekim 2016’da başladığı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü görevini Temmuz 2024’te bakanlığa atanmasına kadar yürüttü. Başhekimlik ve kamu hastaneleri yönetiminden gelen birikimi, İstanbul’da çok daha geniş bir ölçekte sınandı.

Üstelik o yılların içinde pandemi vardı.

Salgında sağlık hizmetinin devamlılığını sağlamanın ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu gördük. Personel görevlendirmesi, hastanelerin koordinasyonu, ihtiyaçların takibi ve kararların zamanında uygulanması hayati önem taşıdı.

Memişoğlu, İstanbul’daki görevini devrederken kendi döneminde 28 hastanenin hizmete girdiğini, bunların sekizinin pandemi sırasında açıldığını açıkladı. Bu yatırımlarda devletin, Bakanlığın ve sağlık çalışanlarının ortak emeği vardı. İl yönetiminin payı da bu kapasitenin hizmete dönüşmesinde aranmalıdır.

Aynı törende sağlık çalışanları için söylediği bir cümle özellikle aklımda: “Ben o kahramanların görünen yüzüydüm.”

Bir yöneticinin birlikte çalıştığı insanların hakkını teslim etmesi değerlidir. Sağlık hizmeti, ancak o büyük ekibin emeğiyle ayakta kalabilir.

İstanbul’dan Ankara’ya taşınan bu tecrübenin bakanlık dönemindeki somut karşılıklarından birini, aile hekimliği ile hastaneler arasındaki bağlantının güçlendirilmesinde görüyorum.

Ocak 2025’te ülke genelinde başlatılan dijital entegrasyon, aile hekimlerinin belirli tetkikleri doğrudan hastanelerden istemesine ve sonuçlarını kendi ekranlarında görmesine imkân sağladı. Hekimler arasında bilgi notu paylaşılması ve aile hekimlerine hastaları için ayrılan randevu kontenjanları da bu yapıyı destekledi.

Teknik bir düzenleme gibi görünebilir. Oysa vatandaş açısından son derece somut bir karşılığı var.

Gerekli bir tetkik için yeniden poliklinik sırası aramamak. Sonucunu takip eden hekime ulaştırabilmek. Sağlık sisteminin içinde hangi kapıya gideceğini daha iyi bilmek.

Bir işlemin kolaylaşması; çalışan insan için daha az izin, yaşlı bir hasta için daha az yol, yakınına refakat eden kişi için daha az yorgunluk demektir. Sağlık yönetiminin başarısı tam da burada, gündelik hayatın içinde görünür olur.

Randevu konusunda açıklanan gelişmeler de bu açıdan önemlidir.

Memişoğlu, 5 Mayıs 2026 tarihli açıklamasında randevu bekleyen vatandaş sayısında yüzde 88,3 azalma sağlandığını bildirdi. Bakanlığın açıkladığı bu gösterge, her branşta ve her şehirde bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Ancak hizmete erişimi iyileştirme yönünde kayda değer bir ilerlemeye işaret ediyor.

Bu ilerlemeyi değerli buluyorum. Kalıcı olmasını da önemsiyorum. Hastanın doğru yere yönlendirildiği, hekim zamanının verimli kullanıldığı ve ihtiyaçların düzenli izlendiği bir işleyiş, sağlık sisteminin en temel kazanımlarından biridir.

Koruyucu sağlık hizmetlerine verilen ağırlık da aynı nedenle desteklenmelidir.

Memişoğlu, 24 Ekim 2026’daki açıklamasında göreve başladığından bu yana 524 aile sağlığı merkezi ve 45 sağlıklı hayat merkezi yapıldığını bildirdi. Bu merkezlerin asıl değeri, kapısından giren insanın aldığı hizmette ortaya çıkacaktır. Düzenli takip, erken değerlendirme ve danışmanlık, vatandaşın yaşadığı yere yakın sunulabildiği ölçüde anlam kazanır.

Sağlıkta geleceği düşünmek, bilimsel üretimi de düşünmeyi gerektiriyor.

“Üreten Sağlık” yaklaşımını bu nedenle önemli buluyorum. Üniversitedeki araştırmanın, hekimin sahada gördüğü ihtiyacın ve sanayinin üretim kapasitesinin buluşması Türkiye için büyük bir imkândır.

Ocak 2025’te kamuoyuna sunulan bu yaklaşımın başarısını ortaya çıkan güvenilir ürünlerle ve hastaya sağlanan faydayla değerlendireceğiz. Ancak sağlık hizmetlerinde biriken tecrübeyi teknolojiye ve üretime taşıma hedefi doğru bir tercihtir. Bu hedefin kararlılıkla takip edilmesi gerekir.

Benim Memişoğlu dönemine ilişkin olumlu kanaatim, bu somut tercihlere dayanıyor: Aile hekimliğini güçlendirmek, hizmetler arasındaki bağlantıyı kurmak, koruyucu sağlığı önemsemek ve bilimsel üretimi desteklemek.

Sağlık çalışanlarının iş yükü, çalışma koşulları ve bazı alanlardaki erişim güçlükleri elbette çözüm bekliyor. Ulaşılabilir bir yönetimin kıymeti, bu sorunları da açık biçimde dinleyebilmesinde ve çözümünü takip etmesinde ortaya çıkacaktır.

Başarıyı teslim etmenin, daha iyisini isteme hakkımızı güçlendirdiğine inanıyorum.

Kemal Memişoğlu’nun İstanbul’da edindiği tecrübeyi ülke ölçeğinde hizmete dönüştürme çabasını destekliyorum. Kendisinin ulaşılabilirliğine ilişkin tanıklığımı da bu yüzden önemsiyorum. Çünkü iyi yönetimin ihtiyaç duyduğu bilgi, çoğu zaman sahada çalışan insanların söyleyeceklerinde saklıdır.

Antalya’daki kongrede paylaşılan telefon numarasına bir de bu gözle bakmak gerekir.

Ben o görüntüde, bildiğim Kemal Bey’i gördüm.

Şimdi asıl kıymetli olan, bu iletişim açıklığının sağlık teşkilatının bütününe yerleşmesi. Çalışanın sesini duyurabildiği, hastanın derdini anlatabildiği ve sorunun çözümünün takip edildiği bir hizmet anlayışına dönüşmesi.

Bir bakanın ulaşılabilirliği, böyle bir anlayışı güçlendirdiğinde milyonlarca insanın hayatına dokunur.