Bir televizyon programı düşünün. 18 yıldır yayında. Yüzlerce cinayet dosyası, binlerce kayıp insan, birbirine kavuşan aileler…
Müge Anlı’nın gazetecilik başarısını anlatmak için uzun cümlelere ihtiyaç yok. Rakamlar yeterince güçlü.
ATV’nin Haziran 2024’te açıkladığı 16 sezonluk bilançoya göre 230 cinayet dosyası aydınlatılmış. 4.910 kayıp kişi bulunmuş. Birbirinden ayrı düşen 1.062 aile kavuşmuş.
Üstelik bunlar iki yıl öncesinin rakamları. Program o tarihten sonra da çalışmalarını sürdürdü.
Her rakamın arkasında bir insan var. Bir evlat, bir anne, bir baba… Yıllarca haber bekleyen, belirsizlik içinde yaşayan, sevdiğinin başına ne geldiğini öğrenmeye çalışan insanlar.
Müge Anlı’nın başarısını önemli buluyorum. Çünkü gazeteciliğin yalnızca olayları anlatmakla sınırlı olmadığını gösterdi. Sorular sordu. İz sürdü. Tanıkları dinledi. Unutulmaya yüz tutmuş dosyaları yeniden gündeme taşıdı.
Bunu bir sezonluk başarıyla da sınırlamadı. Yıllarca sürdürdü.
Elbette cinayetleri soruşturmak, suçluları yakalamak ve adaleti sağlamak devletimizin yetkili kurumlarının görevidir. Emniyetimizin, jandarmamızın, Cumhuriyet savcılarımızın ve yargımızın emeği tartışılmaz.
Bir cinayet dosyasının aydınlatılmasında deliller, kriminal incelemeler, teknik takip, soruşturma ve yargılama süreçleri belirleyicidir. Bunları televizyon programları yürütmez.
Müge Anlı’nın başarısı da bu kurumların yerine geçmesinde değil, onların çalışmalarına katkı sağlayabilecek bilgi ve tanıklıkların ortaya çıkmasına aracılık etmesindedir.
Bu ayrımı doğru yapmak gerekir.
Gazetecilik kamuoyunun dikkatini bir dosyaya çekebilir. Unutulan bir ayrıntıyı yeniden gündeme getirebilir. Konuşmayan bir tanığın konuşmasına vesile olabilir. Sonrasında hukuk kendi kurallarıyla işler.
Bana göre Müge Anlı’nın en önemli başarısı, gazeteciliğin toplumsal gücünü görünür kılmasıdır.
Bugün televizyon dünyasında başarı çoğunlukla reytinglerle ölçülüyor. Programların ne kadar izlendiği, sosyal medyada kaç kez paylaşıldığı konuşuluyor.
Oysa 4.910 kayıp insanın bulunmasına katkı sağlayan bir çalışmanın değeri, reyting tablosundan çok daha büyüktür.
Bir de bu başarının arkasındaki emeği düşünelim. Her gün canlı yayın yapmak, yıllar öncesine uzanan olayları araştırmak, onlarca kişiyle görüşmek, çelişkili ifadeleri değerlendirmek ve bütün bunları milyonların önünde sürdürebilmek kolay değil.
Müge Anlı’nın disiplinini, sabrını ve ekibiyle oluşturduğu çalışma kültürünü takdir ediyorum.
Böylesine büyük bir kamuoyu gücü elbette ciddi sorumluluk da getirir. Masumiyet karinesi korunmalı, iddialar hüküm gibi sunulmamalıdır. Gazeteciliğin başarısı kadar etik sınırları da önemlidir.
Fakat bu sorumluluk, ortaya konulan emeğin değerini azaltmaz.
18 yıl boyunca bir televizyon programını sürdürmek başlı başına bir başarı olabilir. O program aracılığıyla binlerce insanın hayatına dokunmak ise çok daha anlamlıdır.
Müge Anlı ve ekibi bunu başardı.
Emniyetimizin, jandarmamızın ve yargımızın görevlerini yerine getirirken gösterdiği büyük emeğe saygı duyarak, kamu yararına çalışan gazeteciliğin hakkını da teslim etmeliyiz.
Çünkü iyi gazetecilik, devletin kurumlarıyla yarışmak zorunda değildir. Topluma fayda sağlayarak da iz bırakabilir.
Müge Anlı, bunun Türkiye’deki en dikkat çekici örneklerinden biridir.
Bunca yılın ardından kendisine söylenecek söz de oldukça sade:
Emeğinize sağlık Müge Anlı.