Mary E. Brunkow, 2025 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü paylaşan isimlerden biri. Bağışıklık sistemini anlamamıza katkı sağlayan keşifleriyle ödüllendirildi.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Kütüphanesinin Ekim 2025 değerlendirmesi dikkat çekiciydi. Buna göre Brunkow, o tarihe kadar Stanford–Elsevier adıyla bilinen “Dünyanın En Etkili Yüzde 2 Bilim İnsanı” listesinde bulunmamıştı. H-indeksi ise 22 olarak veriliyordu.

Tu Youyou ve William Campbell da benzer bir tartışmada ele alınmıştı. Parazit hastalıklarının tedavisine ilişkin keşifleriyle 2015’te Nobel kazanmışlardı. Ioannidis ve arkadaşlarının 2016 çalışması, bu isimlerin durumunu ayrıca inceliyordu. Kullanılan 2013 atıf göstergeleri, onları üst sıralarda yakalayamamıştı. Bu inceleme bugünkü yüzde iki listesiyle aynı değildi. Fakat büyük bir bilimsel katkının sayısal karşılığını sorgulamak için anlamlıydı.

Bu örnekler, listedeki araştırmacıların başarılarına gölge düşürmez. Listeye giren bilim insanlarımızı içtenlikle tebrik ediyorum. Çalışmalarının uluslararası bilim dünyasında karşılık bulmasını değerli buluyorum. Kurumlarının ve çalışma arkadaşlarının bu sevinci paylaşması da son derece doğal. Bilimsel emeğin takdir edilmesine ihtiyacımız var.

Evet listede bulunmak çok kıymetli bir başarı göstergesidir. Listede bulunmamak ise bilimsel değersizliğin kanıtı olamaz. Bu ayrımı korumak, hem listedeki araştırmacılara hem dışarıda kalanlara karşı sorumluluğumuzdur.

Listenin güçlü bir hesaplama çabası içerdiğini teslim edelim. Scopus verileri üzerinden farklı atıf göstergelerini bir araya getiriyor. Ortak yazarlığı ve yazar sırasını dikkate alıyor. Öz atıfları içeren ve dışlayan hesaplamalar sunuyor. Kariyer boyunca biriken etkiyle yıllık atıf etkisini ayırıyor. Bütün bunlar, yalnızca makale sayısını karşılaştırmaktan daha fazla bilgi sağlıyor.

Ancak hesaplamanın ayrıntılı olması, kullanılan verinin eksiklerini ortadan kaldırmıyor. Bir eser veri tabanında yeterince görünmüyorsa, formül onun etkisini eksiksiz ölçemez. Sayılar arasındaki karşılaştırma tutarlı olabilir. Sayılara dönüşmeyen katkı ise değerlendirme dışında kalabilir.

Özellikle kitap ve monografinin belirleyici olduğu alanlarda bu sorun önemlidir. Tarih, felsefe ve sosyal bilimlerin bazı dalları buna örnek. Bir tarihçinin yıllarını verdiği arşiv çalışması, temel bir başvuru eserine dönüşebilir. Bir düşünürün kitabı, alanındaki tartışmaların yönünü değiştirebilir. Böyle bir katkıyı, makale ağırlıklı kayıtlar üzerinden değerlendirmek eksik bir görünüm üretebilir.

Bu alanlardan yükselen itirazları başarı kıskançlığı gibi görmek haksızlık olur. Araştırmacının istediği, çoğu zaman yaptığı işin uygun ölçüyle değerlendirilmesidir. Kitabın belirleyici olduğu bir alanda çalışan kişiye, neden başka alanların yayın alışkanlıklarına benzemediğini soramayız. Önce kullandığımız değerlendirmenin onun emeğini ne ölçüde kapsadığını açıklamalıyız.

Burada Elsevier’e ve listeyi hazırlayan araştırma ekibine açık bir sorumluluk düşüyor. Alanları sınıflandırmak, kapsama sorununu tek başına çözmüyor. Kitapların, farklı dillerdeki yayınların ve yerel kaynakların ne ölçüde temsil edildiği anlaşılır biçimde gösterilmeli. Eksik kayıtların sıralamaya etkisi de tartışmanın merkezinde bulunmalı. Bu, çalışmayı değersizleştiren bir talep değildir. Küresel ölçekte kullanılan bir değerlendirmenin güvenilirliğini artıracak bir beklentidir.

Araştırmacının yayınlarının farklı profillere dağılması da önemlidir. Yanlış eşleştirmeler ve eksik kayıtlar, kişinin görünen etkisini değiştirebilir. Böyle durumlarda düzeltme yollarının erişilebilir olması gerekir. Verinin doğruluğunu koruma yükü, yalnızca araştırmacının kendi kaydını takip etmesine bırakılamaz.

Elbette dışarıda kalan her ismin listeye alınmasını savunmuyorum. Bir araştırmacının eşiği karşılayıp karşılamadığı, doğrulanmış kayıtlarla değerlendirilir. İstediğim, kaydı eksik olanla etkisi düşük görünenin birbirine karıştırılmaması. Bir alanın yayın biçiminin, o alanın bilimsel yetersizliği gibi okunmaması.

Üniversitelerimizin de açıklamalarını bu dikkatle kurması gerekir. Listeye giren akademisyenimizin hangi çalışmasıyla öne çıktığını anlatalım. Çözdüğü sorunu, geliştirdiği yöntemi ve yetiştirdiği araştırmacıları görünür kılalım. Aynı özeni, önemli bir kitap yazan veya uzun soluklu bir araştırmayı sürdüren akademisyenimize de gösterelim. Böylece başarıyı tek bir duyuru mevsimine ve tek bir sıralamaya bağlamamış oluruz.

Brunkow’un örneği, bilimsel emeği fark etmek için bazen başka ölçülere ihtiyaç duyduğumuzu anlatıyor. Listeye giren araştırmacılarımızın sevincini paylaşırken bu gerçeği unutmamalıyız. Onları onurlandırmakla, yeterince temsil edilmeyen bilim dallarının hakkını savunmak aynı akademik sorumluluğun parçalarıdır. Listeyi hazırlayanlardan beklediğimiz de bu emeği daha eksiksiz görebilen bir değerlendirmedir.