Bir çocuğun fotoğrafını çekmekle onu binlerce kişinin önüne koymak arasında önemli bir karar var. Telefon ekranında bu karar tek dokunuşa sığıyor. Sonuçları ise fotoğrafı paylaşan yetişkinin niyetinden daha uzun yaşayabiliyor.
Benim itirazım, anne babanın sevgisini görünür kılmasına değil; bu sevginin çocuğun mahremiyeti üzerinde sınırsız bir yetki verdiğinin düşünülmesine. Bir çocuğun bakımından sorumlu olmak, onun hayatının hangi ayrıntılarını herkese açacağımıza tek başımıza ve süresiz karar verebilmek anlamına gelmemeli.
Çocuğunun ilk adımlarını uzaktaki dedesine göstermek isteyen bir ebeveyni anlamak zor değil. Aileler farklı şehirlerde yaşıyor. Fotoğraflar yakınlık kuruyor, birlikte olunamayan günlerin eksikliğini biraz olsun azaltıyor. Fakat belirli bir yakına gönderilen görüntüyle herkese açık bir hesapta yayımlanan görüntünün aynı şey olmadığını kabul etmek gerekiyor. İzleyicinin kim olduğu, paylaşımın anlamını değiştiriyor.
Örneğin tuvalet eğitiminde zorlanan bir çocuğu düşünelim. Ebeveyn için bu, başka anne babalarla konuşulabilecek gündelik bir güçlük olabilir. Çocuk içinse yıllar sonra arkadaşlarının karşısına çıkmasını istemeyeceği bir ayrıntıdır. Yetişkinin bugün komik bulduğu şeyin, çocuğun gelecekte de hoşuna gideceğini varsayamayız. Üstelik çocuk o sırada itiraz edecek yaşta değilse sessizliğini onay sayamayız.
Fransa’nın veri koruma kurumu CNIL, anne babasının yayımladığı fotoğraf, video ve ses kayıtlarının kaldırılması için kendisine başvuran bir çocuğun örneğini aktarıyor. Bu örnek, her paylaşımın aynı sonuca yol açtığını göstermez. Fakat ebeveynle çocuğun aynı görüntüye farklı anlamlar verebildiğini somutlaştırır. Ailenin güzel bir hatıra olarak saklamak istediği şey, çocuk için herkesin erişiminden çıkarmak istediği bir kayda dönüşebilir.
Çocuk sağlığı açısından bu tartışmada önemsediğim nokta, çocuğun kendi bedeni ve hayatı hakkında söz sahibi olmayı nasıl öğrendiği. Fotoğrafının çekilmesini istemediğinde yüzünü çevirmesi, büyüdüğünde bir paylaşımın kaldırılmasını istemesi ciddiye alınmalı. Mahremiyet eğitiminin inandırıcılığı, yetişkinin bu küçük itirazlar karşısındaki tutumuna da bağlı.
Çocuğa istemediği bir yakınlığa hayır diyebileceğini anlatıp fotoğraf konusunda söylediği hayırı gülerek geçiştirmek bana tutarlı gelmiyor. Burada tek bir davranıştan psikolojik bir sonuç çıkarmıyorum. Yetişkinin öğrettiği sınırla kendi davranışı arasındaki uyumu sorguluyorum.
Çocuğa sormak değerli. Yine de küçük bir çocuğun paylaşmayı kabul etmesi, yetişkinin sorumluluğunu sona erdirmez. Beş yaşındaki bir çocuk, görüntüsünü kimlerin görebileceğini ve yıllar sonra nerelerde karşısına çıkabileceğini bütünüyle tartamaz. Anne babanın görevi, aldığı cevabı izin belgesi gibi kullanmak değil, çocuğun henüz değerlendiremediği sonuçları da düşünmektir.
Hastalık anlarında bu sorumluluk daha da belirginleşir. Hastane yatağındaki bir fotoğraf, aile için destek istemenin yolu olabilir. Benzer deneyimleri yaşayanlarla dayanışmak da kıymetlidir. Fakat yardım ararken çocuğun yüzünü, tanısını ve en savunmasız hâlini birlikte yayımlamak gerçekten gerekli mi? Destek ihtiyacını karşılamanın daha az ayrıntı açığa çıkaran bir yolu çoğu zaman aranabilir.
Bu sınırı savunmak için mutlaka korkunç bir olay yaşanmasını beklememeliyiz. Bir görüntünün paylaşılmamasını haklı kılan tek gerekçe, kötü niyetli kişilerin eline geçme ihtimali olamaz. Çocuğun utanabileceği, saklamak isteyebileceği veya yalnızca kendisine ait sayabileceği bir anın bulunması da yeterlidir. Mahremiyetin değerini yalnızca tehlikeyle açıklarsak, görünür bir tehlike olmadığında onu kolayca gözden çıkarırız.
Fotoğrafı aile albümünde tutmak, çocuğun büyümesini kaydetmekten vazgeçmek değildir. Bazı anları dar bir çevrede bırakmak da sevginin bir ifadesidir. Her güzel hatıranın izleyiciye ihtiyacı yok.
Bir gün çocuk eski bir paylaşımı gösterip kaldırılmasını istediğinde, anne babanın o fotoğrafa duyduğu bağlılık anlaşılabilir. Ama o anda dinlenmesi gereken, görüntünün içindeki kişinin isteğidir. Çocuk büyüdükçe kendi hikâyesini nasıl anlatacağına, neleri anlatmayacağına daha fazla kendisi karar vermelidir. Ebeveynliğin bir parçası da onun adına tuttuğumuz kayıtlarda bu karara yer açabilmektir.