Bir çocuk ağlamaya başladığında eline telefon veriliyor. Birkaç saniye sonra gözyaşları duruyor. Çocuk ekrana dalıyor, anne baba rahatlıyor, çevredeki huzursuzluk sona eriyor. Görünüşte sorun çözülmüş oluyor.
Oysa çocuğun ağlaması durmuş olsa da onu ağlatan duygu ortadan kalkmış olmayabilir. Telefon, dikkatini başka yere çekmiştir. Çocuk üzüntüsüyle, öfkesiyle veya hayal kırıklığıyla nasıl baş edeceğini henüz öğrenmemiştir.
Burada üzerinde durmamız gereken konu, çocukların teknolojiyle tanışması değil, telefonun giderek bir sakinleştirme aracına dönüşmesidir. Çünkü her huzursuzluğun ekranla giderildiği bir ortamda çocuk, duygularını yönetmeyi öğrenebileceği önemli deneyimlerden mahrum kalabilir.
Küçük çocuklar beklemekte zorlanır. İstedikleri yapılmadığında öfkelenir, oyuncakları ellerinden alındığında ağlar, bazen önemsiz görünen bir olay karşısında büyük tepkiler verirler. Bunlar çoğu zaman gelişimin doğal parçalarıdır.
Üç yaşındaki bir çocuğun hayal kırıklığını yetişkin gibi karşılamasını bekleyemeyiz. Duygularını tanımayı, ifade etmeyi ve yatıştırmayı zamanla öğrenir. Bu süreçte anne babanın sakinliği, sabrı ve rehberliği belirleyici rol oynar.
Çocuğun istediği oyuncağı alamadığı için ağladığını düşünelim. Önüne telefon koyduğumuzda dikkati oyuncağından uzaklaşabilir. Fakat ona beklemeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi veya öfkesini ifade etmeyi öğretmiş olmayız. Benzer durum her yaşandığında aynı yönteme başvurulursa çocuk, rahatsız edici duygulardan uzaklaşmak için giderek daha fazla ekrana yönelebilir.
Bilimsel araştırmalar bu alışkanlığın masum bir kolaylık olarak görülmemesi gerektiğine işaret ediyor.
2023 yılında JAMA Pediatrics dergisinde yayımlanan, üç ile beş yaş arasındaki 422 çocuğun başlangıçta değerlendirildiği bir araştırmada, çocukları sakinleştirmek amacıyla mobil cihazların sık kullanılmasının sonraki aylardaki duygusal tepkisellikle ilişkili olduğu görüldü. Bu ilişki özellikle erkek çocuklarda ve duygusal tepkileri daha yoğun olan çocuklarda dikkat çekiciydi.
2024 yılında aynı dergide yayımlanan, 315 çocuğun izlendiği başka bir araştırmada ise erken çocukluk dönemindeki tablet kullanımının sonraki dönemde daha fazla öfke ve hayal kırıklığı belirtisiyle ilişkili olduğu belirlendi. Üstelik daha fazla öfke gösteren çocukların ilerleyen dönemde tablet kullanımının da arttığı görüldü.
Bu çalışmalar her telefon kullanımının davranış bozukluğuna yol açtığını kanıtlamıyor. Araştırmalar gözlemsel nitelikte. Ancak ekran kullanımı ile duygusal tepkiler arasında zaman içinde birbirini besleyebilen bir ilişki bulunması, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir sonuç.
Çocuk ağlıyor, telefon veriliyor, çocuk susuyor. Bir süre sonra telefon elinden alındığında yeniden ağlıyor. Bu kez daha fazla telefon istiyor. Böylece başlangıçta geçici bir çözüm olarak görülen yöntem, aile içinde tekrarlanan bir davranış düzenine dönüşebiliyor.
Çocukların duygularını yönetebilmesi, hiçbir zaman ağlamamaları anlamına gelmez. Duygusal gelişim; kızgınlığı tanımayı, üzüntüye dayanabilmeyi, bekleyebilmeyi ve gerektiğinde yardım isteyebilmeyi de kapsar.
Bu beceriler bir günde kazanılmaz. Çocuk bazen ağlayarak, bazen itiraz ederek, bazen de yetişkinin desteğiyle sakinleşerek öğrenir.
Ağlayan çocuğa sarılmak, neye üzüldüğünü anlamaya çalışmak ve duygusunu kelimelerle ifade etmesine yardımcı olmak bu nedenle değerlidir. Çocuğa kızgın olduğunu söyleyebilmek, onun her istediğini kabul etmek demek değildir. Sınır koymakla çocuğun duygusunu kabul etmek birbirine aykırı davranışlar değildir.
Örneğin, telefonla oynamak isteyen bir çocuğa artık ekran süresinin bittiği söylendiğinde ağlaması mümkündür. Yetişkinin görevi her ağlamada kararını değiştirmek değildir. Çocuğun üzüntüsünü anlayarak sınırı koruyabilmesidir.
Üstelik bazen çocukların canının sıkılmasına da izin vermek gerekir. Her boş anın görüntülerle, oyunlarla ve seslerle doldurulması çocuğun kendi kendine oyalanma fırsatını azaltabilir. Beklemek, çevresini incelemek, hayal kurmak ve kendi oyununu oluşturmak da gelişimin parçalarıdır.
Burada anne babaları suçlamak kolaycılık olur.
Çalışan, yorulan, ev işleriyle uğraşan, kalabalık ortamlarda çocuğunun ağlamasından rahatsızlık duyan bir ebeveynin zaman zaman telefondan yardım alması anlaşılabilir. Tek seferlik kullanımla her huzursuzlukta ekrana başvurmak arasında önemli bir fark vardır.
Ayrıca sorumluluğu bütünüyle ailelere yüklemek de doğru değildir. Amerikan Pediatri Akademisinin 2026 yılında yayımladığı dijital medya yaklaşımı, çocukların karşı karşıya kaldığı dijital ortamın tasarımına da dikkat çekiyor. Otomatik oynatma, sürekli yeni içerik sunulması ve dikkati mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmaya çalışan uygulamalar, küçük çocukların cihazdan ayrılmasını zorlaştırabiliyor.
Dolayısıyla konu yalnızca ekran karşısında geçirilen dakikalarla açıklanamaz. Çocuğun ne izlediği, hangi yaşta olduğu, ekranı hangi amaçla kullandığı ve bu sırada yetişkinle nasıl etkileşim kurduğu da önemlidir.
Benim üzerinde durduğum temel ayrım şudur: Çocuğa zaman zaman yaşına uygun dijital içerik sunmak başka, her ağladığında susması için telefon vermek başkadır.
Birincisi bilinçli kullanıldığında hayatın bir parçası olabilir. İkincisi ise alışkanlığa dönüştüğünde çocuğun duygularıyla baş etmeyi öğrenme fırsatlarını azaltabilir.
Ailelerin kendilerine sorması gereken soru, çocuklarının kaç dakika ağladığı değildir. Ağladığında neye ihtiyaç duyduğunu anlayıp anlamadıklarıdır.
Çocuk bazen ilgi ister, bazen dinlenmeye ihtiyaç duyar, bazen de istediği şeyin neden mümkün olmadığını henüz anlayamaz. Her ağlamanın aynı çözümü yoktur.
Telefonu uzatmak çoğu zaman en hızlı yoldur. Fakat çocuk yetiştirmek, her güçlüğü en kısa sürede ortadan kaldırmak değildir.
Bugün ağladığında yanında sakin kalan bir yetişkin bulabilen çocuk, zamanla kendi duygularını yatıştırmayı öğrenme fırsatı kazanır. Bunun için her isteğinin karşılanmasına ihtiyacı yoktur. Anlaşılmaya, güven duymaya ve yaşına uygun sınırlarla karşılaşmaya ihtiyacı vardır.
Çocuklarımızın hiç ağlamadığı bir ev kuramayız. Zaten amaç da bu olmamalı. Onların üzüntü, öfke ve hayal kırıklığıyla baş edebilen bireyler olarak büyümesine yardımcı olabiliriz.
Bunun yolu, her gözyaşında bir ekran açmaktan değil, çocuğun o anda yaşadığı duyguyla ilgilenmekten geçer.