Kalp hastalıklarından korunma denildiğinde çoğumuzun aklına ileri teknoloji, ayrıntılı tetkikler ve yeni tedaviler geliyor. Oysa kalp sağlığının geleceğini belirleyen önemli etkenlerden bazıları, her gün tekrarladığımız sıradan davranışların içinde saklı.
Benim üzerinde durmak istediğim nokta şu: Kalbimizi korumak için çoğu zaman ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Fakat bu bilgileri hayatımızın doğal bir parçası hâline getirmekte zorlanıyoruz. Modern yaşam, kalp sağlığı açısından yararlı olduğunu bildiğimiz pek çok davranışı giderek daha zahmetli hâle getiriyor.
İnsan bedeni hareket etmek üzere şekillenmişken günümüzün büyük bölümünü oturarak geçiriyoruz. İşe giderken oturuyor, çalışırken oturuyor, eve döndüğümüzde dinlenmek için yine oturuyoruz. Hareket etmek ise günlük hayatın doğal bir parçası olmaktan çıkıp ayrıca zaman ayırmamız gereken bir faaliyete dönüşüyor.
Kardiyoloji açısından bu değişimin önemli sonuçları var. Düzenli fiziksel aktivite kan basıncının kontrolüne, damar sağlığının korunmasına ve metabolizmanın daha iyi çalışmasına katkıda bulunuyor. Uzun süre hareketsiz kalmak ise bu kazanımların önünde ciddi bir engel.
Üstelik hareketten yararlanmak için mutlaka spor salonuna gitmek gerekmiyor. Merdiven çıkmak, kısa mesafeleri yürümek veya masa başında geçirilen zamanı küçük hareket aralarıyla bölmek de anlamlı bir başlangıç olabilir. Bu kısa hareketler düzenli egzersizin bütün yararlarını tek başına karşılamasa da hareketsiz bir yaşamdan uzaklaşmayı kolaylaştırır.
Burada önemli bir ayrıntı var. Her insanın egzersiz kapasitesi aynı değildir. Kalp hastalığı bulunan, eforla göğüs ağrısı veya belirgin nefes darlığı yaşayan kişilere aniden yoğun merdiven egzersizi önermek doğru olmaz. Hareketin türü ve şiddeti kişinin sağlık durumuna uygun olmalıdır.
Kalp sağlığını yalnızca egzersiz üzerinden değerlendirmek de eksik kalır. Beslenme alışkanlıklarımız, özellikle tuz tüketimimiz, damarlarımızın yıllar içindeki yükünü etkiler.
Yüksek tansiyonun tehlikeli taraflarından biri, uzun süre belirgin bir yakınmaya yol açmadan ilerleyebilmesidir. Kişi kendisini iyi hissederken damar duvarları yüksek basınca maruz kalabilir. Bu nedenle tansiyonun normal olduğunu hissetmekle gerçekten normal olduğunu bilmek arasında önemli bir fark vardır.
Tuz tüketimini azaltmak, özellikle tansiyonu yüksek kişilerde etkili bir korunma yaklaşımıdır. Fakat sorun yalnızca yemeklere sonradan eklediğimiz tuz değildir. Ekmekten işlenmiş et ürünlerine, hazır soslardan paketli gıdalara kadar birçok besinin içinde fark etmeden sodyum tüketiyoruz. Sağlıklı beslenme bazen sofradaki tuzluğu kaldırmaktan önce alışveriş alışkanlıklarımızı değiştirmeyi gerektiriyor.
Bir başka ihmal ettiğimiz konu uyku.
Uykuyu çoğu zaman günün sonunda kalan zamana sıkıştırıyoruz. Oysa uyku, kalp ve damar sisteminin düzenlenmesinde önemli bir işleve sahip. Yetersiz veya düzensiz uyku; kan basıncı, metabolik sağlık ve kalp hastalığı riskiyle ilişkili.
Yetişkinlerin büyük bölümü için gecelik yedi ila dokuz saatlik uyku uygun bir hedef olsa da yalnızca süreye odaklanmak yeterli değil. Uyku kalitesi de önem taşıyor. Özellikle yüksek sesle horlama, uykuda nefes durması ve gündüz aşırı uyuklama gibi belirtiler, kalp sağlığını da etkileyebilen uyku apnesinin habercisi olabilir.
Stresin kalp üzerindeki etkisini de küçümsememek gerekiyor.
Günlük hayatın baskısı altında sürekli tetikte yaşamak, bedensel ve ruhsal sağlığımızı etkileyebiliyor. Müzik dinlemek, doğada yürümek, sevdiklerimizle vakit geçirmek veya zihnimizi dinlendiren bir uğraşa yönelmek bu yükü hafifletebilir.
Bazı araştırmalar, rahatlatıcı müziğin stres ve kalp hızı gibi fizyolojik göstergeler üzerinde olumlu etkileri olabileceğini düşündürüyor. Bununla birlikte klasik müzik dinlemenin kalp krizi veya felci önlediğini söylemek için yeterli kanıt bulunmuyor. Bir alışkanlığın insana iyi gelmesiyle ciddi bir hastalığı önlediğinin gösterilmesi aynı şey değildir.
Benzer bir ayrımı sosyal sporlar için de yapmak gerekir. Tenis gibi hareket ve insan ilişkilerini bir araya getiren etkinlikler sağlıklı yaşamı destekleyebilir. Ancak belirli bir sporu yapanların daha uzun yaşadığını gösteren gözlemsel araştırmalar, bu farkın tamamının o spordan kaynaklandığını kanıtlamaz. Sağlık durumu, gelir, sosyal çevre ve yaşam biçimi gibi etkenler de sonuçları etkileyebilir.
Burada benim daha değerli bulduğum düşünce, hareketin sürdürülebilir olmasıdır. Bir kişinin yıllarca severek yaptığı yürüyüş, kısa bir süre büyük hevesle başlayıp bıraktığı ağır egzersiz programından daha anlamlı olabilir.
Bütün bunları konuşurken kalp sağlığını yalnızca kişisel tercihlere indirgemek istemem.
Uzun çalışma saatleri, vardiyalı işler, ekonomik güçlükler ve yaşanılan çevre sağlıklı alışkanlıkları zorlaştırabilir. İnsanlara daha fazla hareket etmelerini söylerken yürüyebilecekleri güvenli alanları, düzenli uyumalarını önerirken çalışma koşullarını da düşünmek gerekir.
Ayrıca sağlıklı yaşam, tıbbi değerlendirmenin ve gerekli tedavilerin alternatifi değildir. Kalp hastalıklarının gelişiminde yaş, aile öyküsü ve genetik yatkınlık gibi değiştiremediğimiz faktörler de bulunur. Sigara kullanımı, yüksek tansiyon, yüksek LDL kolesterol ve diyabet ise özellikle dikkatle değerlendirilmesi gereken risklerdir.
Bu nedenle kalbini korumak isteyen bir insanın yapacağı en doğru şeylerden biri, kendi risk durumunu öğrenmektir. Kan basıncını, kolesterolünü ve gerektiğinde kan şekerini takip etmek; hekim tarafından önerilen tedaviyi sürdürmek, günlük alışkanlıklar kadar önemlidir.
Bugün tıp, kalp hastalıklarının tedavisinde geçmiş kuşakların hayal bile edemeyeceği imkânlara sahip. Tıkanmış damarları açabiliyor, ritim bozukluklarını tedavi edebiliyor, kalp yetersizliğinin seyrini değiştirebilen ilaçlar kullanabiliyoruz.
Bunlar büyük kazanımlar. Fakat gelişmiş tedavilerin varlığı, korunmanın değerini azaltmıyor.
Bence kalp sağlığı konusunda değiştirmemiz gereken temel düşünce, korunmayı gelecekteki bir hastalık ihtimaline karşı alınacak uzak bir önlem olarak görmemizdir. Çünkü damarlarımız bugünkü yaşam biçimimizden etkilenirken biz çoğu zaman bunun sonuçlarını ancak yıllar sonra fark ediyoruz.
Kalbimizi korumak için hayatımızı bir gecede değiştirmemize gerek yok. Önemli olan, sürdürebileceğimiz sağlıklı alışkanlıklara yer açmak ve tıbbi risklerimizi ihmal etmemek.
Kalp sağlığına ilişkin en önemli kararlarımızın bir bölümü hastanede verilir. Geri kalan büyük bölümü ise sıradan bir günün içinde, çoğu zaman farkına bile varmadığımız tercihlerle şekillenir.