Frank çizgisi, insanın kendi yüzünde fark ettiği en tuhaf işaretlerden biridir. Kulak memesinde çapraz duran küçük bir kırışıklık, bir anda kalbin gölgesine dönüşür. Aynaya eğilip bakınca soru büyür: Beden gerçekten böyle küçük notlar bırakır mı?
Beden bazen açık konuşmaz. Nabzı hızlanır, nefes daralır, göğüste ağırlık olur; bunlar hepimizin daha kolay anladığı cümlelerdir. Ama kimi zaman deri, saç, tırnak, göz kapağı ya da kulak memesi gibi sanki konunun dışındaymış gibi duran yerlerde de ipuçları belirir. Tıp tarihi, bu sessiz ayrıntıları ciddiye alan hekimlerin dikkatinden doğmuştur. Yine de dikkat başka şeydir, hüküm başka.
Frank çizgisi denilen bulgu, kulak memesinde önden arkaya doğru uzanan çapraz bir hattır. Bazı çalışmalarda koroner arter hastalığıyla ilişkili bulunmuştur. Özellikle iki kulakta birden belirgin, derin ve uzun olduğunda bu ilişkinin daha güçlü olabileceği bildirilmiştir. Burada cümlenin yüklemi önemlidir: “İlişkili bulunmuştur.” “Kalp krizinin habercisidir” demek fazla ileri gitmek olur.
Bir yaz günü berber aynasında kulağına takılan bir insan düşünelim. Makasın kuru sesi, enseye düşen ince saç parçaları, kolonyanın keskin kokusu… O ana kadar sıradan olan yüz, birden araştırılacak bir metne dönüşür. İnsan kendi bedeninde yeni bir çizgi görünce yalnızca derisini değil, zamanını da yoklar. Yaş mı? Genetik mi? Güneş mi? Damarlar mı? Korku burada başlar; bazen bilgiden önce gelir.
Kalp damar hastalıkları da zaten çoğu zaman tek bir işaretle anlaşılmaz. Yaş, tansiyon, kolesterol, sigara, diyabet, aile öyküsü, kilo, hareketsizlik, beslenme düzeni ve stres aynı masaya oturur. Bir kulak çizgisini bu masanın başına geçirmek doğru değildir. Fakat masadan bütünüyle kovmak da acelecilik olur. Tıpta bazı bulgular teşhis koydurmaz; sadece hekimin zihninde küçük bir kapı aralar.
Bu konuda makul itiraz da güçlüdür. Kulak memesi yaşla kırışabilir. Her kırışıklık hastalık demek değildir. Bazı insanlarda yüz ve kulak yapısı kalıtsal özellikler taşır. Ayrıca araştırmaların hepsi aynı sonucu vermemiştir; bazı çalışmalarda ilişki zayıf kalmış, bazı gruplarda anlamlı bulunmamıştır. Bu yüzden Frank çizgisini tek başına bir alarm sireni gibi sunmak hem bilimsel olarak eksik hem de insanı gereksiz yere huzursuz eden bir dil olur.
Yine de modern insanın tuhaf bir yanılgısı var: Büyük hastalıkların mutlaka büyük işaretlerle geleceğini sanıyor. Kalp damar hastalığı ise çoğu zaman sessiz büyür. Damar duvarında yıllarca biriken plak, çoğu kez gürültü çıkarmaz. Bu sessizlik yüzünden küçük bulgular bazen fazladan anlam kazanır. Frank çizgisi de bu noktada değer taşır; tanı koyduğu için değil, kişiye kendi risklerini hatırlatabildiği için.
Camus’nün insanı, anlam ararken dünyanın kayıtsızlığıyla karşılaşır. Beden de bazen böyledir; bize açık bir cümle kurmaz, sadece bir belirti bırakır. Biz o belirtiye ya batıl bir korkuyla sarılırız ya da bütünüyle görmezden geliriz. İkisi de kolay yoldur. Zor olan, küçük bir işareti büyütmeden ciddiye almaktır.
Kalp sağlığı, kulak memesindeki çizgiden çok daha geniş bir hikâyedir. Tansiyonunu bilmeyen, kolesterol değerini yıllardır ölçtürmeyen, sigarayla arasına mesafe koyamayan birinin bütün merakı kulağındaki çizgiye sıkışırsa mesele tersinden okunmuş olur. Frank çizgisi varsa yapılacak en akıllıca şey paniklemek değil; toplam riske bakmaktır. Çünkü kalp, tek bir kırışıklığın değil, bütün bir hayat düzeninin içinde yorulur.
Aynadaki çizgi bazen sadece yaştır. Bazen genetik bir imzadır. Bazen de insanı geç kalmadan kendi damar sağlığına döndüren küçük bir uyarı. Onu ne kehanet gibi okumalı ne de alay ederek silmeli. Kulak memesindeki o ince hat, belki de bize şunu hatırlatır: Beden bağırmadan önce de konuşur; mesele, her fısıltıyı felaket sanmadan duyabilmektir.