Tıp alanında terimler ve terim kısaltmaları hızla değişmektedir. Tıpta branşlaşma aşırı düzeyde olduğu için, hekimlerin aktif olarak çalışmadıkları diğer branşlardaki terim ve kısaltma değişikliklerini takip etmeleri neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Bu değişimi takip etmenin kurumsal bir yetkilisi ya da standardı bulunmamaktadır.

Durumu somutlaştırmak adına birkaç örnek vermek gerekirse; tıp eğitimi sırasında öğrendiğimiz tüberküloz kısaltması “tbc” iken “TB”ye; ultrason kısaltması “USG” iken “US”ye; gram kısaltması ise “gr” iken “g”ye dönüştü. Sadece kısaltmalar değil, temel kavramlar da kabuk değiştiriyor: “İnfantil kolik” kavramı artık “infant distres sendromu”; “hastane enfeksiyonu” ifadesi “sağlık hizmetleriyle ilişkili enfeksiyon”; “bağırsak florası” ise “bağırsak mikrobiyotası” olarak güncellendi.

Buradaki temel sorun, aşırı branşlaşmanın tıp genelindeki bu güncellemeleri izlemeyi zorlaştırmasıdır. Nitekim aktif çalışan hekimlere yönelik yapılacak küçük bir anket çalışması bile bu kopukluğu kolayca doğrulayacaktır.

Bu sorunun çözümü için daha önce de vurguladığım gibi üniversiteler bünyesinde “Tıp Dili Anabilim Dalı” kurulmasıdır. Bu anabilim dalının temel görevlerinden biri, tıp dilindeki küresel ve ulusal terim değişikliklerini anlık olarak takip etmek; dersler ve seminerler düzenleyerek hekimler arasında bu farkındalığı yaratmak olacaktır.

Tıp Dili Anabilim Dalının bir diğer kritik görevi ise tıbbi metinlerin dil bilgisi kurallarına uygun, düzgün bir şekilde yazılmasını sağlamaktır. Örneğin sıklıkla yapılan bir hatayı ele alalım: “1910 yılında yayınlanan Flexner Raporu’nda ilk kez hekimlerin öncelikli olarak toplum sağlığını tehlikeye atmamak üzere yetiştirilmesi gerektiği dile getirilmiştir.” cümlesinde yer alan "yayınlanan" kelimesinin doğrusu, fiil olarak kullanıldığı için "yayımlanan" olmalıdır. Bu tür nüanslar ancak kurumsal bir tıp dili disipliniyle tıp literatürüne kazandırılabilir.