Öncelikle Cem Yılmaz’a büyük geçmiş olsun derken Cem Yılmaz’ın geçirdiği üzücü kalp rahatsızlığı sonrasında kamuoyuna yansıyan süreç, aslında hepimizin çok iyi bilmesi gereken bir gerçeği yeniden hatırlattı: Kalp krizinde zaman, kalp kasıdır.

Göğüs ağrısının ciddiye alınması, sağlık sistemine gecikmeden başvurulması, tanının hızlı konulması, anjiyografi yapılabilecek merkeze yönlendirme ve tıkalı damarın mümkün olan en kısa sürede açılması… Bunların her biri, hayatta kalma ve kalp kasını koruma açısından kritik öneme sahiptir.

Ancak bir aile hekimi olarak bu tabloya yalnızca kalp krizi başladıktan sonraki dakikalar üzerinden bakmak istemiyorum.

Çünkü asıl sorumuz şu olmalıdır:

Bir insanı kalp krizinden kurtarmak mı daha büyük başarıdır, yoksa o kalp krizinin hiç yaşanmamasını sağlamak mı?

Tıbbın ve özellikle aile hekimliğinin asıl gücü ikinci soruda yatmaktadır.

Kalp krizi ani gelir, ama hastalık yıllar önce başlar

Hasta için kalp krizi çoğu zaman bir anda ortaya çıkan bir olaydır. Oysa koroner damar hastalığı genellikle yıllar içinde sessizce gelişir.

Yüksek tansiyon ağrı yapmayabilir. LDL kolesterol yüksekliği kendini hissettirmez. Diyabet ve prediyabet yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir. Sigara damar endotelini sürekli etkiler. Obezite, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme ise metabolik riskleri büyütür.Uykusuzluk yıllar içinde metabolizmanıza negatif anlamda geri dönülmez bir yük olur.

Hasta kendisini iyi hissederken aterosklerotik süreç çoktan başlamış olabilir.

Bu nedenle koruyucu hekimlikte en tehlikeli cümlelerden biri şudur:

“Benim hiçbir şikâyetim yok.”

Çünkü kalp damar hastalıklarında şikâyetsiz olmak, risksiz olmak anlamına gelmez.

Aile hekimliğinin en güçlü tarafı: Hastayı yıllar içinde tanımak

Aile hekimi yalnızca ateşiniz çıktığında, reçeteye ihtiyacınız olduğunda veya rapor gerektiğinde başvurduğunuz hekim değildir.

Aile hekimliği, bireyin ve ailenin tüm fertlerinin sağlık risklerini yıllar boyunca izleyen, değişimleri erken fark eden ve hastalık ortaya çıkmadan önce müdahale etme fırsatı sunan bir disiplindir.

Bazen yalnızca doğru ölçülmüş bir tansiyon değeri, fark edilen kilo artışı, yükselen LDL kolesterol veya bozulan açlık glukozu veya HBA1C gelecekteki bir kardiyovasküler olayın önlenmesinde ilk işaret olabilir.

Aile hekimliğinin değeri tek bir muayenede değil, süreklilikte ortaya çıkar.

Hastanın yaşı, aile öyküsü, sigara kullanımı, tansiyonu, kolesterolü, kan şekeri, kilosu, bel çevresi, fiziksel aktivitesi , uyku kalitesi ve yaşam tarzı bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Bu nedenle koruyucu kardiyolojinin en önemli sorusu:

“Tahliller normal mi?” değil, “Bu kişinin toplam kardiyovasküler riski nedir?” sorusudur.

Hastalarıma somut önerim: Yedi başlıkta kalbinizi koruyun

İlk olarak tansiyonunuzu bilin. Hipertansiyon uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilir ve kalp krizi ile inmenin en önemli risk faktörlerinden biridir. Tansiyonunuzu düzenli ölçün, değerlerinizi kaydedin ve yüksek seyrediyorsa aile hekiminizle birlikte değerlendirin.

İkinci olarak yalnızca toplam kolesterolünüze değil, LDL kolesterol başta olmak üzere lipid profilinize bakın. Hedef değer herkes için aynı değildir. Yaş, diyabet, hipertansiyon, sigara kullanımı, aile öyküsü ve eşlik eden hastalıklar tedavi kararını değiştirir.

Üçüncüsü, kan şekerinizi ihmal etmeyin. Prediyabet ve diyabet yalnızca “şeker hastalığı” değildir; aynı zamanda güçlü bir kardiyovasküler risk göstergesidir. Riskinize göre açlık glukozu ve HbA1c izlemi yapılmalıdır.

Dördüncüsü, sigara konusunda pazarlık yapmayın. “Az içiyorum”, “sosyal içiyorum” veya “hafif sigara kullanıyorum” güvenli seçenekler değildir. Kardiyovasküler korunmada hedef tütün kullanımını tamamen bırakmaktır.

Beşinci olarak hareketi tedavinin bir parçası gibi görün. Sağlık durumu uygun yetişkinlerde haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite iyi bir genel hedeftir. Yürümek küçümsenmemelidir. Hareketsiz yaşam, kalp damar hastalıklarının sessiz destekçilerinden biridir.

Altıncı olarak sofranızı gözden geçirin. Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, kuruyemiş ve uygun protein kaynaklarının ağırlıkta olduğu; aşırı tuz, işlenmiş et, rafine şeker ve ultra-işlenmiş gıdaların sınırlandığı bir beslenme modeli kalp sağlığının temelini oluşturur.

Yedinci olarak yalnızca kilonuzu değil, bel çevrenizi de takip edin. Abdominal yağlanma, metabolik ve kardiyovasküler risk açısından önemli bir göstergedir.

Bunlara kaliteli uyku, stres yönetimi ve hekiminiz tarafından başlanmış tedavilerin düzenli kullanımı da eklenmelidir.

“İlacımı bırakabilir miyim?” sorusuna dikkat

Aile hekimliğinde sık karşılaştığımız durumlardan biri de hastanın kendisini iyi hissettiği için tansiyon veya kolesterol ilacını gereksiz görmesidir.

Oysa koruyucu tedavilerin amacı çoğu zaman bugün ağrınızı geçirmek değildir.

Amaç, yarının kalp krizini, inmesini veya kalp yetersizliğini önlemektir.

Bu nedenle ilaç başlanması da, bırakılması da bireysel risk değerlendirmesi sonrası mutlaka hekimle birlikte planlanmalıdır.

Komşunun ilacını kullanmak ne kadar yanlışsa, doktorun önerdiği tedaviyi kendi başına bırakmak da o kadar yanlıştır.

Peki göğüs ağrısı başladığında?

İşte burada korunma döneminden acil müdahale dönemine geçiyoruz.

Göğüste yeni başlayan baskı, sıkışma, ağırlık veya yanma hissi; kola, omuza, çeneye, sırta ya da üst karın bölgesine yayılan ağrı; nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı, baş dönmesi veya beklenmedik halsizlik kalp krizinin belirtisi olabilir.

Her kalp krizi “film sahnesi” gibi başlamaz. Özellikle kadınlarda, ileri yaştakilerde ve diyabet hastalarında belirtiler daha silik veya atipik olabilir.

Bu nedenle en kritik hata şudur:

“Biraz bekleyeyim, geçer.”

Beklemeyin.

112’yi arayın.

Kendi aracınızla yola çıkmak yerine acil sağlık sistemini devreye sokmak önemlidir. Ambulans yalnızca taşıyan bir araç değildir; değerlendirme, EKG, ilk müdahale ve uygun merkeze yönlendirme sürecinin bir parçasıdır.

40 dakika neden bu kadar önemli?

Koroner damarlardan biri aniden tıkandığında, o damarın beslediği kalp kası oksijensiz kalmaya başlar.

Tıkanıklık devam ettikçe hücresel hasar artar. Bu nedenle erken reperfüzyon, yani damarın mümkün olan en kısa sürede yeniden açılması, kalp kasının korunması açısından kritik öneme sahiptir.

Kardiyolojide bu gerçek yıllardır şu ifadeyle özetlenir:

“Time is muscle — Zaman kalp kasıdır.”

Bugünkü Cem Yılmaz örneğinin kamuoyuna yansıyan en önemli öğretici tarafı da budur: ağrının ciddiye alınması, beklenmemesi, tanının hızlı konulması ve doğru merkeze yönlendirme.

Kalp krizinde dakikaları kurtarırız; aile hekimliğinde ise yılları kazanabiliriz.

Çünkü bugün kontrol edilen tansiyon, bugün bırakılan sigara, bugün tedavi edilen LDL yüksekliği, bugün başlanan yürüyüş programı ve bugün verilen birkaç kilogram, yıllar sonra oluşabilecek bir kalp krizinin önüne geçebilir.

“Check-up yaptırdım, her şey normaldi” demek yeterli değildir

Tek seferlik kapsamlı bir kontrol, sürekli koruyucu izlemin yerini tutmaz.

Kardiyovasküler risk dinamiktir. Yaş ilerler, kilo değişir, tansiyon yükselir, kan şekeri bozulabilir, uyku kalitesi düşebilir, yaşam tarzı değişebilir.

Dolayısıyla asıl değer tek bir fotoğrafta değil, yıllar boyunca izlenen sağlık hikâyesindedir.

Bu nedenle hastalarıma şunu öneriyorum:

Aile hekiminize yalnızca

“Tahlillerim normal mi?”

diye sormayın.

Şunu sorun:

“Benim kalp damar hastalığı riskim nedir ve bunu azaltmak için bugün ne yapabiliriz?”

Bence bu soru toplumda çok daha fazla sorulmalıdır.

Sağlık sisteminin başarısını yalnızca açılan damarlarla ölçmeyelim

Kalp krizi geliştikten sonra hızlı tanı, ambulans sistemi, doğru merkeze yönlendirme ve erken anjiyografik müdahale elbette sağlık sisteminin başarısıdır.

Ancak gerçek başarı yalnızca kaç tıkalı damarın açıldığı değildir.

Aynı zamanda kaç hipertansiyon hastasının erken yakalandığına, kaç kişinin sigarayı bıraktığına, kaç yüksek riskli hastanın kolesterolünün kontrol altına alındığına ve kaç kişinin kalp krizi geçirmeden önce riskinin azaltıldığına da bakmalıyız.

İşte aile hekimliği burada sağlık sisteminin ön cephesidir.

Son söz

Kalp sağlığı anjiyografi masasında başlamaz.

Aile sağlığı merkezinde başlar.

Evdeki sofrada devam eder.

Attığınız adımda, ölçtürdüğünüz tansiyonda, bıraktığınız sigarada, verdiğiniz kiloda ve düzenli kullandığınız tedavide şekillenir.

Cem Yılmaz’a geçmiş olsun dileklerimizi iletirken toplum olarak bu olaydan çıkaracağımız en değerli ders şu olmalıdır:

Kalp krizinde her dakika değerlidir.
Ama kalp krizi yaşanmadan önce çoğu zaman önümüzde yıllar vardır.
O yılları iyi değerlendirelim.

Kalbinizin sizi uyarmasını beklemeyin.

Riskinizi öğrenin. Aile hekiminizle birlikte yönetin. Belirti başladığında ise asla beklemeyin: 112’yi arayın.

Dr. Yavuz Selim Sılay, MD, MBA
Ailenizin Hekimi

Ankara Birlik Vakfı Sağlık Komisyonu Başkanı