Kalp ve damar hastalıklarını çoğu zaman bir olayla fark ediyoruz. Göğüs ağrısı, kalp krizi veya yürürken başlayan bacak ağrısı bizi harekete geçiriyor. Oysa damar hastalığının hikâyesi genellikle bu belirtilerden çok daha önce başlıyor.

Bir kalp ve damar cerrahı için damar, yalnızca kan taşıyan bir boru değildir. Damar duvarı yılların bıraktığı biyolojik izleri taşır. Tansiyon, kan şekeri, kolesterol ve tütün kullanımı bu izlerin önemli parçalarıdır.

Bu nedenle insanın takvim yaşı ile damar yaşı aynı olmayabilir. Genç görünen bir bedenin damarları beklenenden daha fazla etkilenmiş olabilir. Bunun tersi de mümkündür.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. “Damar taraması” herkese aynı tetkiklerin yapılması anlamına gelmemelidir. Her yetişkine ultrason, tomografi veya kapsamlı görüntüleme yapmak bilimsel bir yaklaşım değildir.

Tıpta iyi tarama, daha fazla tetkik yapmak demek değildir. Doğru kişide doğru soruyu sormaktır.

Önce kişinin toplam damar riski değerlendirilmelidir. Yaş, sigara, diyabet, hipertansiyon ve kolesterol burada önem kazanır. Aile öyküsü ve hareket düzeyi de değerlendirmeye katkı sağlar.

Bazen ilk adım oldukça basittir. İyi bir öykü ve damar muayenesi önemli bilgiler verebilir. Gereken kişilerde ayak bileği-kol indeksi değerlendirmeye eklenebilir.

Bu ölçüm özellikle periferik arter hastalığı açısından değerlidir. Bacak damarlarındaki dolaşım bozukluğu her zaman klasik yakınmalar oluşturmaz. Bazı insanlar hastalığın farkında olmadan günlük hayatlarını buna göre sınırlar.

Daha az yürürler. Merdivenden kaçınırlar. Yorulmayı yaşlarına bağlarlar. Böylece bedenin verdiği işaret, gündelik hayatın içinde görünmez hale gelir.

Damar hastalığını önemli yapan yalnızca bacağın dolaşımı değildir. Ateroskleroz çoğu zaman tek bir damar bölgesinin meselesi değildir. Bir bölgede saptanması, genel kardiyovasküler risk açısından da anlam taşır.

Fakat tarama fikrinin cazibesine kapılıp sınırlarını unutmamak gerekir. Belirtisi olmayan herkesi görüntülemek daha sağlıklı bir toplum oluşturmaz. Gereksiz incelemeler tesadüfi bulgulara ve yeni tetkiklere yol açabilir.

Bu nedenle modern damar hekimliği giderek daha seçici davranıyor. Risk yükseldikçe değerlendirme derinleşiyor. Testin kapsamını kişinin klinik durumu belirliyor.

Karotis ultrasonu, damar ultrasonografisi veya ileri görüntüleme her insan için rutin başlangıç testi değildir. Bunların her birinin ayrı klinik gerekçeleri vardır.

Benzer bir hata taramayı yalnızca kırk yaş sınırına bağlamak olur. Damar biyolojisi nüfus cüzdanındaki rakamla başlamaz. Risk faktörlerinin süresi ve ağırlığı da önemlidir.

Özellikle sigara ve diyabet periferik arter hastalığı açısından güçlü risk belirleyicileridir. Hipertansiyon ve yüksek kolesterol de aterosklerotik süreci besler. Hareketsizlik ise genel kardiyovasküler risk tablosunun önemli parçalarından biridir.

Aile öyküsü de bize başka bir pencere açar. Erken yaşta gelişen kalp ve damar hastalıkları dikkate alınmalıdır. Çünkü bazı insanlar genetik yatkınlık nedeniyle daha erken değerlendirmeye ihtiyaç duyabilir.

Burada amaç insanlara damarlarında hastalık arama kaygısı yüklemek değildir. Amaç, risk henüz yönetilebilirken onu görünür hale getirmektir.

Çünkü erken değerlendirmede bulunan en değerli şey bazen bir darlık değildir. Kontrol edilmemiş tansiyon veya yüksek kolesterol olabilir. Fark edilmemiş diyabet riski de karşımıza çıkabilir.

Bunların zamanında yönetilmesi, herhangi bir görüntüleme sonucundan daha değerli olabilir.

Damar sağlığını korumanın merkezi hâlâ şaşırtıcı derecede tanıdıktır. Tütün kullanmamak, hareket etmek ve tansiyonu kontrol etmek önemlidir. Kan şekeri ve kolesterolün uygun şekilde yönetilmesi de temel yaklaşımdır.

Teknoloji gelişiyor ve damarları artık çok daha ayrıntılı görebiliyoruz. Fakat tıbbın başarısı gördüğü her plağı görüntülemek değildir. Hangi bulgunun insanın geleceğini değiştireceğini doğru yorumlamaktır.

Bu yüzden insanlara tek bir soru sormayı değerli buluyorum:

Hayatınızda bir kez olsun damar sağlığınızı gerçekten değerlendirdiniz mi?

Bu sorunun cevabı herkesi aynı taramaya götürmemelidir. Fakat risk taşıyan insanı kendi damar sağlığı hakkında düşünmeye götürmelidir.

Çünkü damarlarımız çoğu zaman konuşmadan değişir. Onları dinlemek için hastalanmalarını beklemek gerekmeyebilir.