Kalp ve damar hastalıklarından korunmak, tek bir doğru davranışa indirgenemez. Kalp sağlığı birçok küçük kararın yıllar içindeki toplamıyla şekillenir. Bu nedenle korunmanın temelinde bütüncül risk yönetimi bulunur.

Bu yönetimin ilk önemli başlıklarından biri LDL kolesteroldür. LDL, aterosklerotik damar hastalığının gelişiminde doğrudan rol oynar. Ancak herkes için tek bir ideal LDL değeri yoktur. Hedef, kişinin toplam kardiyovasküler riskine göre belirlenir.

Çok yüksek risk taşıyanlarda hedef genellikle 55 mg/dL altıdır. Yüksek risk grubunda 70 mg/dL altı hedeflenebilir. Orta riskte ise hedef çoğunlukla 100 mg/dL altındadır. Gerektiğinde yaşam tarzına ilaç tedavileri eklenir. Statinler temel tedavidir. Ezetimib ve PCSK9 hedefli tedaviler uygun hastalarda seçenek olabilir.

İkinci önemli alan kan basıncıdır. Hipertansiyon yıllarca belirti vermeden damar sistemini etkileyebilir. Tedavi hedefi yaşa, eşlik eden hastalıklara ve tedavinin tolere edilmesine göre kişiselleştirilmelidir. Güncel yaklaşım, birçok tedavi alan hastada daha sıkı kan basıncı kontrolünü destekliyor.

Tuzu azaltmak burada hâlâ önemini koruyor. Günlük toplam tuz tüketiminin beş gramın altında tutulması yararlıdır. Fakat hipertansiyon tedavisini yalnızca tuz meselesine çevirmek doğru değildir. Kilo, hareket, beslenme ve gerektiğinde ilaç tedavisi birlikte değerlendirilmelidir.

Üçüncü alan kan şekeridir. Diyabet, kardiyovasküler riski belirgin biçimde yükseltir. Prediyabet de gelecekteki metabolik ve kardiyovasküler risk açısından önem taşır. HbA1c hedefi ise herkeste aynı değildir. Birçok yetişkinde yüzde 7 civarı uygun olabilir. Yaş ve eşlik eden hastalıklar hedefi değiştirebilir.

Üstelik diyabet tedavisinin anlamı artık yalnızca kan şekerini düşürmek değildir. Bazı SGLT2 inhibitörleri ve GLP-1 temelli tedaviler kardiyovasküler korumada önemli bir yer kazandı. Özellikle yüksek riskli hastalarda tedavi seçimi bu yararlar dikkate alınarak yapılmalıdır.

Beslenmede güçlü kanıtların desteklediği modellerden biri Akdeniz tipi beslenmedir. Sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllar sofranın temelini oluşturur. Zeytinyağı önemli yağ kaynaklarından biridir. Balık tüketimine yer verilir. İşlenmiş etler ve aşırı rafine ürünler ise sınırlandırılır.

Buradaki önemli nokta tek bir “kalp dostu” besin aramamaktır. Damarlarımız bir avuç cevizle korunmaz. Bir yiyecek de tek başına onları hasta etmez. Belirleyici olan yıllar boyunca sürdürülen beslenme örüntüsüdür.

Hareket için de benzer bir gerçek geçerlidir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik aktivite güçlü bir başlangıçtır. Alternatif olarak 75 dakika yüksek yoğunlukta aktivite düşünülebilir. Kas güçlendirme çalışmalarının eklenmesi de önemlidir. Uzun oturma sürelerini azaltmak günlük hedeflerden biri olmalıdır.

Vücut ağırlığı ve özellikle bel çevresi metabolik risk hakkında değerli bilgiler verir. Ancak tartıdaki rakam tek başına sağlık göstergesi değildir. Yağ dağılımı, kas kütlesi ve metabolik durum birlikte değerlendirilmelidir. Avrupa toplumlarında erkeklerde 94, kadınlarda 80 santimetreden itibaren bel çevresi özellikle dikkat gerektirir.

Tütün konusunda ise güvenli bir kullanım düzeyinden söz edemeyiz. Az sigara içmek, hiç içmemekle aynı değildir. Elektronik sigaralar ve diğer nikotin ürünleri de masum alternatifler olarak görülmemelidir. Kalp için en güçlü kararlardan biri tütün kullanımını tamamen bırakmaktır.

Bir başka konu çoğu zaman laboratuvar sonuçlarının gölgesinde kalıyor. Psikososyal sağlık da kardiyovasküler sağlığın parçasıdır. Kronik stres, depresyon ve sosyal izolasyon sağlık davranışlarını ve biyolojik süreçleri etkileyebilir. Bunları tali meseleler olarak görmek artık eski bir yaklaşım sayılmalıdır.

Uyku da aynı bütünün içindedir. Çoğu yetişkin için yedi ile dokuz saatlik düzenli uyku uygun kabul edilir. Sürekli uykusuzluk yalnızca ertesi günün yorgunluğu değildir. Kan basıncı ve metabolik sağlık üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir. Uyku apnesi şüphesinde değerlendirme ayrıca önem taşır.

Bütün bunların anlam kazanması için kişinin kendi riskini bilmesi gerekir. Kan basıncı, kolesterol ve glukoz değerleri belirli aralıklarla değerlendirilmelidir. Ağırlık, bel çevresi ve tütün kullanımı da bu değerlendirmeye dahildir. Avrupa’da uygun yaş gruplarında SCORE2 gibi sistemler toplam kardiyovasküler riskin belirlenmesine yardımcı olur.

Kardiyolojinin son yıllardaki en önemli değişimlerinden biri belki de burada yatıyor. Artık yalnızca tek tek rakamlarla uğraşmıyoruz. LDL, tansiyon veya HbA1c birbirinden bağımsız adalar değildir. Aynı insanın damarlarında buluşan risklerin farklı yüzleridir.

Bu nedenle kalbi korumanın on altın kuralı aslında tek düşüncede birleşir. Riski erken tanıyın ve değiştirilebilir olanı zamanında değiştirin. İlaç gerektiğinde yaşam tarzını bırakmayın. Yaşam tarzı iyi olduğunda da gerekli tedaviyi küçümsemeyin.

Kalp sağlığında en değerli kazanımlar çoğu zaman dramatik değildir. Yıllar boyunca doğru aralıkta kalan tansiyon sessiz bir başarıdır. Kontrol edilen LDL de böyledir. Bırakılan sigara ve sürdürülen yürüyüş de aynı değeri taşır.

Çünkü kardiyovasküler korunmanın gerçek başarısı çoğu zaman yaşanmayan olaylarda saklıdır.