Emeklilik insanın biyolojik saatini bir sabah ansızın hızlandırmaz. Fakat hayatın düzenini ve zihinsel uyarımını belirgin biçimde değiştirebilir. Longevity açısından bu değişimin nasıl yönetildiği önemlidir.
Çalışma hayatı bize maaştan daha fazlasını verir. Günün saatlerini düzenler ve sosyal temas yaratır. Birilerine ihtiyaç duyduğumuzu hissettirir. Zihne çözülmesi gereken küçük sorunlar bırakır.
Emeklilik geldiğinde bu yapı birkaç ay içinde ortadan kalkabilir. İnsan artık erken kalkmak zorunda değildir. Fakat bazen kalkmak için güçlü bir nedeni de kalmaz.
Burada amaç duygusu önemli hale geliyor.
Amaç, büyük hedefler veya bitmeyen başarı arzusu değildir. İnsan için anlam taşıyan bir yarına sahip olmaktır. Torunuyla ilgilenmek de buna dahildir. Bir şey öğretmek veya öğrenmek de aynı değeri taşıyabilir.
Longevity bilimi bu alanı giderek daha fazla inceliyor. Yaşam amacı yüksek kişilerde daha olumlu sağlık sonuçları görülüyor. Yakın tarihli geniş analizler, daha güçlü amaç duygusunu daha düşük erken ölüm riskiyle ilişkilendiriyor.
Bilişsel yaşlanma konusunda da dikkat çekici bulgular bulunuyor. Amaç duygusunu sürdüren yaşlılarda bilişsel gerileme daha yavaş seyredebilir. Bazı uzun süreli çalışmalar bilişsel olarak sağlıklı geçirilen sürenin de uzayabileceğini düşündürüyor.
Bunlar amaç sahibi olmanın tek başına ömrü uzattığını kanıtlamıyor. Çünkü amaçlı yaşayan insanların başka özellikleri de olabilir. Daha hareketli olabilirler. Sosyal ilişkilerini daha iyi koruyabilirler.
Psikogenetik açıdan konu daha da ilginç hale geliyor. Psikolojik hayatımız biyolojiden bağımsız bir bölgede yaşanmıyor. Davranışlarımız ve çevremiz biyolojik sistemlerle sürekli etkileşim halinde bulunuyor.
Epigenetik yaşlanma araştırmaları bunun yeni pencerelerinden birini açıyor. Yaşam amacı yüksek yaşlılarda bazı epigenetik yaş göstergeleri daha olumlu bulunmuş durumda. Ancak bu bulgular dikkatli yorumlanmalıdır.
Amaç duygusunun DNA üzerindeki bir düğmeye basarak yaşlanmayı yavaşlattığını söyleyemeyiz. Böyle bir kesinlik bugünkü kanıtların ötesine geçer. Üstelik ilişkinin bir bölümü sağlık davranışlarıyla açıklanabiliyor.
Bence burada daha değerli olan nokta başka yerde bulunuyor. İnsan davranışı ile biyolojik yaşlanma arasındaki sınır düşündüğümüz kadar keskin değildir.
Hareketsizlik bedeni etkiler. Yalnızlık davranışları ve ruhsal iyilik halini değiştirebilir. Uyku bozulduğunda metabolik ve nöroendokrin sistemler bundan payını alır. Uzun süreli stres de bedenin düzenleyici sistemleriyle ilişkilidir.
Emeklilik bunların hiçbirine mahkûmiyet anlamına gelmez. Hatta bazı insanlar emeklilikten sonra belirgin biçimde daha iyi yaşayabilir. Daha fazla hareket eder ve daha düzenli uyurlar. Sevdiklerine ve kendilerine daha fazla zaman ayırırlar.
Bu nedenle emeklilik ile yaşlanmayı doğrudan birbirine bağlamak yanlış olur. Sorun çalışmanın bitmesi değildir. Sorun, onun bıraktığı boşluğun neyle doldurulduğudur.
Yeni araştırmalar emeklilik ile bilişsel değişim arasındaki ilişkiyi de inceliyor. Bulgular tamamen tek yönlü değil. Mesleğin niteliği ve emeklilik yaşı sonucu değiştirebiliyor. Emeklilik sonrasındaki yaşam biçimi de bu ilişkinin önemli parçalarından biridir.
Buradan insanları daha uzun çalıştırmak gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Ağır çalışma koşulları da sağlığı yıpratabilir. Ekonomik zorunluluk nedeniyle çalışmak, yaşam amacıyla aynı şey değildir.
İnsan işinden ayrılabilir fakat hayattaki rolünden ayrılmak zorunda değildir.
Longevity alanındaki en önemli kavramlardan biri sağlık süresidir. Kaç yıl yaşadığımız kadar o yılların niteliği de önemlidir. Hareket edebilmek ve düşünebilmek bunun parçalarıdır. Bağımsızlık ve sosyal bağlar da aynı tablonun içindedir.
Bu yüzden emekliliğe yalnızca finansal hazırlık yapılmasını eksik buluyorum. İnsan emeklilikten önce zihinsel hayatını da tasarlamalıdır. Hangi insanlarla görüşeceğini düşünmelidir. Neyi öğrenmeye devam edeceğini de belirlemelidir.
Yaş ilerledikçe amaçların küçülmesi gerekmiyor. Yalnızca biçimleri değişebilir.
Yetmiş yaşında yeni bir dil öğrenilebilir. Birikmiş mesleki deneyim gençlere aktarılabilir. Gönüllü çalışmalarla toplumsal bağ korunabilir. Bahçe yetiştirmek bile düzen, hareket ve sorumluluk sağlayabilir.
Bunların hiçbirini uzun yaşam reçetesi olarak görmemek gerekir. İnsan hayatı böyle basit formüllerle açıklanamaz. Genetik miras, hastalıklar ve çevresel koşullar önemini korur.
Yine de longevity bize farklı bir yaşlılık fikri sunuyor. Yaşlanmayı yalnızca hücrelerin eskimesi olarak okumak yetersiz kalıyor. İnsan yaş alırken ilişkileri, rolleri ve beklentileri de değişiyor.
Belki geleceğin emeklilik planlarında yeni bir bölüm açılması gerekecek. O bölümde para veya yatırım hesabı bulunmayacak. İnsanın ertesi sabah neden kalkacağı bulunacak.