Sosyal medyada yayılan 80’ler akımı, Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun dikkatini çekti. KVKK, yapay zekâ uygulamalarına fotoğraf yükleyen kullanıcıları kişisel veriler konusunda uyardı. Uygulamaların istediği izinlerin ve gizlilik politikalarının dikkatle incelenmesini istedi.

Kurumun dikkat çektiği önemli başlıklardan biri biyometrik verilerdi. Fotoğrafların işlenmesi, kullanım biçimine göre biyometrik veri açısından sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle verinin amacı, saklanması ve paylaşılması önem taşıyor.

Uyarıyı yalnızca 80’ler modasına bağlamak meseleyi küçültür. Bugün nostaljik fotoğraflar üretiyoruz. Yarın başka bir yapay zekâ akımı çıkacak. Değişmeyen şey, algoritmalara bıraktığımız dijital iz olacak.

Çünkü fotoğrafın teknik anlamı değişti.

Eskiden fotoğraf, ışığın kaydedildiği bir görüntüydü. Şimdi aynı görüntü, algoritmalar için hesaplanabilir bir veri kaynağıdır. İnsan yüzü bunun en dikkat çekici örneğidir.

Burada önemli bir hukuki ve teknik ayrım bulunuyor. Her yüz fotoğrafı otomatik olarak biyometrik veri değildir. Ancak belirli teknik işlemler bu niteliği değiştirebilir.

Yüz tanıma sistemleri görüntüden ayırt edici özellikler çıkarabilir. Bu özellikler matematiksel bir temsile dönüştürülebilir. Buna çoğu sistemde biyometrik şablon veya özellik vektörü denir.

Sistem artık fotoğrafa bizim baktığımız gibi bakmaz.

Algoritma için estetik değer önemsizdir. Yüzdeki ayırt edilebilir yapısal örüntüler daha değerlidir. Bunların sayısal temsili başka kayıtlarla karşılaştırılabilir.

Bu karşılaştırmanın iki temel biçimi bulunur. Doğrulama işleminde belirli bir kimlik sınanır. Tanımlamada ise kişi, daha geniş bir veri kümesinde aranabilir.

Dolayısıyla “fotoğraf yükledim” cümlesi teknik açıdan yetersiz kalıyor.

Daha doğru soru, görüntüye sonrasında ne yapıldığıdır. Sistem yalnızca yeni bir fotoğraf mı üretiyor? Yoksa görüntüden başka veriler de türetiyor mu?

Üretken yapay zekâ bu soruyu daha önemli hale getirdi. Çünkü kullanıcı genellikle yalnızca çıktıyı görüyor. Arka plandaki veri yaşam döngüsü görünmez kalıyor.

Görüntü sunucuya aktarılabilir ve belirli süre işlenebilir. Saklama politikası ise hizmetler arasında değişebilir. Model geliştirme şartları da aynı değildir.

Bu nedenle bütün yapay zekâ uygulamalarını aynı görmek doğru olmaz.

Her fotoğraf yüklemesi yüz tanıma işlemi anlamına gelmez. Her şirket görüntüleri model eğitimi için kullanmaz. Bazı hizmetler belirli süre sonunda veriyi silebilir.

Fakat kullanıcının bunları bilmesi gerekir.

Mahremiyetin yeni problemi biraz da bu bilgi asimetrisidir. Teknoloji şirketi veri akışını ayrıntılarıyla bilir. Kullanıcı ise çoğu zaman sonuç ekranını görür.

Bir tıklamayla verilen izin bu farkı ortadan kaldırmaz.

Aydınlatılmış bir tercih için işleme amacının anlaşılması gerekir. Saklama süresi de önemlidir. Üçüncü taraflarla paylaşım ihtimali ayrıca bilinmelidir.

Biyometrik verilerde hassasiyet daha da artıyor. Çünkü bunların bedenimizle güçlü ve kalıcı bir ilişkisi bulunuyor.

Şifremiz sızarsa değiştirebiliriz. Kredi kartımızı iptal ettirebiliriz. Yüzümüz için aynı güvenlik modelini uygulamak mümkün değildir.

Bu fark, biyometrik güvenliğin temel problemlerinden biridir.

Elbette biyometrik şablon ile yüz fotoğrafı aynı veri değildir. Şablondan orijinal fotoğrafın kusursuz üretileceğini varsaymak da doğru olmaz. Ancak bu ayrım riski önemsiz hale getirmez.

Güvenlik yalnızca dosyanın çalınması meselesi değildir.

Amaç dışı kullanım da ciddi bir sorundur. Yetkisiz eşleştirme başka bir sorundur. Hatalı tanıma ve algoritmik yanlılık ayrıca değerlendirilmelidir.

Deepfake teknolojileri tartışmaya farklı bir katman ekliyor.

Bir tarafta yüzümüzü tanımaya çalışan sistemler gelişiyor. Diğer tarafta yüzümüzü gerçekçi biçimde taklit edebilen sistemler güçleniyor. Tanıma ve sentetik üretim aynı teknolojik dönemde buluşuyor.

Bunun toplumsal sonucu teknik ayrıntıdan daha büyüktür.

Fotoğraf artık her zaman yaşanmış bir anın kanıtı değildir. Video için de benzer bir güven problemi oluşuyor. Görmek ile doğrulamak arasındaki mesafe açılıyor.

Çocukların görüntülerinde mesele daha hassastır.

Çocuk, bugünkü dijital kararın gelecekteki sonuçlarını değerlendiremez. Buna rağmen görüntüsü uzun ömürlü veri süreçlerine dahil edilebilir. Kararı yetişkin verir, dijital iz çocuğa kalır.

Aile albümünün mahremiyeti de böylece biçim değiştiriyor.

Eskiden fotoğrafı kimlerin göreceğine büyük ölçüde biz karar verirdik. Şimdi görüntünün nasıl işleneceğini de düşünmek zorundayız. Bu, dijital okuryazarlığın yeni sınırıdır.

80’ler akımı yakında unutulacaktır. Fakat KVKK’nın uyarısındaki temel mesele kalacaktır.

Yapay zekâ bize her geçen gün daha etkileyici görüntüler sunacak. Bunun karşılığında daha fazla veri isteyebilir. Teknolojik konfor ile veri minimizasyonu arasındaki gerilim büyüyecek.

Bu nedenle ekrandaki sonuca bakmak artık yeterli değildir.

Bir fotoğraf yüklediğimizde iki görüntü oluşuyor. Birini biz ekranda görüyoruz. Diğeri, sistemin hakkımızda okuyabildiği verilerden oluşuyor.