Bazı hizmetlerin değeri fiyat etiketinde değil, insanın en zor anına dokunabilmesindedir.
Kardeşim önemli bir ameliyattaydı.
Bende hastane bahçesinde bekliyordum.
Beklemek, insanın omuzlarına sessizce çöken bir yorgunluktur. Saat ilerlemez. Telefon susar. Bahçedeki herkes aynı gökyüzüne bakar ama herkesin duası başkadır.
İşte o gün Sağlık Bakanlığı’nın işlettiği RESSA Kafeleri daha yakından tanıdım.
İlk dikkatimi çeken şey fiyatları oldu.
Makul.
İnsaflı.
Tam da olması gerektiği gibi.
Çünkü hastane bahçesi ticaret yapılacak bir yer değildir. Orası insanların en kırılgan hâliyle bulunduğu yerdir. Böyle bir yerde vatandaşın çaresizliğini fırsata çevirmek değil, yükünü hafifletmek gerekir.
RESSA Kafeler tam da bunu yapıyor.
Bir bardak çay satmıyor.
Biraz nefes aldırıyor.
Bir tabak çorba vermiyor.
Bekleyişin ağırlığını hafifletiyor.
Yıllardır sağlık alanını takip ediyorum. Nice yatırım gördüm. Dev hastaneler, ileri teknoloji cihazlar, güçlü sağlık kadroları…
Hepsi çok kıymetli.
Ama devlet bazen milyon dolarlık bir cihazda değil, hastane bahçesinde makul fiyatla uzatılan sıcak bir bardak çayda görünür.
İşte devlet dediğin de budur.
Vatandaşın en zor gününde onun yanında olduğunu hissettirebilmektir.
Bu düşünceyi hayata geçiren Sağlık Bakanlığı yöneticilerine ve emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Dileğim, bu hizmetin İstanbul’la sınırlı kalmaması.
Türkiye’nin dört bir yanındaki şehir hastanelerinde, eğitim ve araştırma hastanelerinde ve devlet hastanelerinde aynı anlayışın hayat bulması.
Çünkü hastane bahçesinde bekleyen insanların siyasi görüşü olmaz.
Mesleği olmaz.
Statüsü olmaz.
Orada herkes sadece bir hasta yakınıdır.
Ve herkes, insanca muamele görmeyi hak eder.
O gün şunu da düşündüm:
Bir ülkenin gerçek büyüklüğü, hasta kadar hastane bahçesinde bekleyen vatandaşını da unutmamasıdır.