Gen Bencildir, Can Fedakardır
Richard Dawkins’in 1976 yılında yayımlanan Gen Bencildir (The Selfish Gene) adlı eseri, evrimsel biyolojide devrimsel bir bakış açısı sundu. Dawkins, evrimin temel biriminin ne organizma (birey) ne de tür olduğunu, asıl hayatta kalma mücadelesinin gen seviyesinde yürütüldüğünü ileri sürer. Bu teoriye göre bedenlerimiz, genlerin kendilerini geleceğe kopyalamak için inşa ettiği geçici birer "hayatta kalma makinesi"nden, tabiri caizdir ‘’aracı kurum’’dan ibarettir. Ancak bu teorinin tam kalbinde, biyolojiyi aşarak felsefeyi, sosyolojiyi ve etiği derinden sarsan büyük bir paradoks yer alır: Gen bencildir, fakat bu bencil kodun taşıyıcısı olan organizma, fedakâr (diğerkam/altruist) davranır.
Bunun en çarpıcı örneği, bir annenin yavrularındaki genetik kopyalarını yaşatabilmek adına kendi hayatını feda etmesidir. Bir molekülün hayatta kalma hırsı uğruna, o molekülü taşıyan bütünsel bir bedenin (organizmanın) kendi varlığını tamamen imha etmesi, biyolojik bir hesaptan çok daha fazlasını barındırır. Canlının kendi intiharını ahlaki bir zirveye dönüştürdüğü bu kırılma noktası; sosyolojik, etik ve felsefi açılardan nasıl açıklanabilir?
Biyolojinin bencil sınırlarını aşan bu paradoks, canlı bedenin sadece genlerin kölesi olmadığını, genetik baskının yarattığı bilincin zamanla kendi genini aşarak ahlaki ve toplumsal bir özerklik kazanmasıdır.
Biyolojik Belirlenimcilik
Evrimsel biyolojide annenin fedakarlığıyla genetik fayda akrabalık derecesiyle çarpıldığında, fedakâr bireyin ödediği maliyetten büyükse, ödüllendirilir. Yani bir anne, iki çocuğunu kurtarmak için öldüğünde, genetik olarak kendini kabul edilebilir bir oranla geleceğe aktarmış sayılır.
Ancak bu mekanik yaklaşım, insan sosyolojisini ve ahlakın doğasını açıklamada yetersiz kalır. Eğer her şey genlerin bencilce bir matematik hesabından ibaret olsaydı, insanlık tarihi boyunca karşılaştığımız "hiçbir akrabalık bağı olmayan yabancılar için canını feda etme" (kahramanlık, toplumsal dayanışma) olgusunu açıklayamazdık.
Biyolojik belirlenimcilik, bedenin imhasını sadece bir "yatırım stratejisi" olarak görür. Oysa insan topluluklarında diğerkamlık, genetik bir zorunluluktan ziyade, ahlaki bir seçim ve toplumsal bir değer olarak kutsanır. İntihar bombacısının rasyonel olmayan eyleminden, bir yangında tanımadığı bir çocuğu kurtarmak için alevlerin içine atlayan itfaiyeciye (yabancıya) kadar geniş bir yelpaze, bencil gen teorisini yanlışlar.
Kolektif Bilinç
Sosyolojik açıdan bakıldığında, bedenin imha edilmesi eylemi, genlerin değil toplumsal yapıların hayatta kalma mücadelesidir. Bir birey, toplumsal grubun çıkarları, değerleri veya namusu uğruna kendi varlığını feda edebilir. Burada belirleyici olan güç genler değil, bireyin üzerinde baskı kuran kolektif bilinçtir.
Annenin yavrusu için canını feda etmesi, biyolojik bir güdüyle başlar ancak sosyolojik bir ahlak normuna dönüşerek taçlanır. Toplum, annelik rolünü kutsayarak ona biyolojinin ötesinde bir paye verir. Beden imha edildiğinde, birey fiziksel olarak yok olur fakat toplumsal hafızada "kahraman", "kutsal anne" veya "şehit" olarak ölümsüzleşir. Sosyoloji açısından diğerkamlık, bencil genin bedeni kandırması değil; toplumsal genlerin yani kültürel normların veya mahalle baskısının biyolojik bedeni ortak çıkar uğruna seferber etmesidir. İnsan, biyolojik olarak öleceğini bildiği halde, toplumsal bir değerin parçası olarak yaşayacağını bildiği için fedakârlık yapar.
Etik
Etik felsefesi açısından, bir eylemin "bencil genlerin hayatta kalma stratejisi" olduğunu söylemek, ahlak kavramının içini tamamen boşaltır. Eğer bir anne sadece genetik programı gereği çocuğunu kurtarıyorsa, bu eylemde ahlaki bir erdem aranamaz; çünkü ortada bilinçli bir seçim yoktur, sadece içgüdüsel bir otomatizm vardır.
Gerçek diğerkamlık ancak ve ancak özgür iradeyle yapıldığında bir değer kazanır. İnsan, biyolojik eğilimlerine yani asıl olan hayatta kalma dürtüsüne karşı koyabilen tek canlıdır. Açlık grevleri, adalet uğruna ölüme yürüyen filozoflar veya evladının acısını dindirmek için kendi hayatını hiçe sayan ebeveynler, biyolojinin "hayatta kal" emrine itaatsizlik ederler. Bedenin imha edilmesi, etiğin en radikal sınırıdır. Burada insan, doğanın ona dayattığı belirlenimciliği yani bir tür bencilliği reddederek, saf bir sevgi ya da adalet ilkesi uğruna kendi varlığına son verir. Bu, biyolojik zorunluluğun ahlaki özgürlük tarafından mağlup edilmesidir.
Özgün Bir Model
Evrimsel süreçte genler bizi hayatta tutmak için o kadar karmaşık organlar ve sinir sistemleri inşa etmişlerdir ki, bu gelişmişlik seviyesi kaçınılmaz olarak "öz-bilinci" doğurmuştur. Gen, kendi bencil amaçları için bir "köle" yaratmış; ancak köle, efendisinden daha akıllı hale gelmiştir.
Biyolojik temel üzerinde gelişen kültürel evrim, memler (fikirler), bedenin toplumu inşa eden bir araç olduğunu söyler. Beden değer uğruna feda edilir. Evet gen bencildir, hayatta kalmak için organizmayı korku, açlık, üreme isteği, evlat sevgisi gibi bildiğimiz dürtülerle donatır. Genlerin yarattığı gelişmiş beyin, ortak yaşamı kolaylaştırmak için dili, kültürü ve "memleri" (kültürel genleri) üretir. Toplumsal ahlak, adalet ve fedakârlık fikirleri bu aşamada kurumsallaşır. Bireyin bilinci ve ahlaki değerleri, kendini var eden biyolojik genlerin bencil çıkarlarından tamamen bağımsızlaşır. Birey, bir fikre, bir değere ya da bir sevgi bağına o kadar güçlü bağlanır ki, genetik kodunun "hayatta kal" emrini görmezden gelir.
Bu teori kapsamında, bir annenin ya da bir kahramanın bedenini imha etmesi, bencil genin gizli bir oyunu değildir. Aksine, bilincin, genetik diktatörlüğe karşı kazandığı mutlak bir egemenlik ilanıdır. Gen bedene "ne pahasına olursa olsun benim kopyalarımı yaşat" derken; gelişmiş bilinç, "ben kopyalarımın ötesinde, bu canı sevgi ve onur gibi aşkın bir değer uğruna feda etmeyi seçiyorum" der. Beden imha edilir, genler belki geleceğe aktarılır ya da aktarılmaz, ancak eylemin niteliği biyolojiden tamamen sıyrılıp saf ahlak alanına taşınır.
Sonuç
Gen bencildir teorisi, doğanın mekanik işleyişini anlamak için muazzam bir anahtardır; fakat insanı ve onun kurduğu ahlaki dünyayı açıklamada tek başına yeterli değildir. Genlerin amansız bencil mücadelesi, ironik bir şekilde yeryüzünün en asil eylemini, yani diğerkamlığı doğuracak biyolojik bir altyapıyı ve daha önemlisi akıl gibi de muazzam bir yeteneği kazandırmıştır. Çünkü, diğerkamlık, genin kendini koruması uğruna bedeni feda ettiği kör bir biyolojik programlama değildir. Sosyolojik olarak kolektif bilincin, etik olarak özgür iradenin ve felsefi olarak ortak faydanın bir sonucudur. İnsan, damarlarındaki bencil kodların esiri olarak doğan, ancak feda edebildiği bedeniyle o kodları aşarak ölümsüzleşen tek canlıdır. Bir annenin evladı için, bir insanın insanlık için kendini feda ettiği o en karanlık ve en parlak anda; genler dilsiz kalır, insan ahlakı konuşur. Beden yok olsa bile, geride kalan miras artık biyolojik değil, tamamen kültürel ve insanidir.
Gen Bencildir
Prof. Dr. Ethem GÜNEREN
Yorumlar