Hiyerarşi ve cerrahi disiplin içerisindeki görünmez fay hattı…

Günümüz sağlık kurumlarında ve özellikle yüksek sorumluluk gerektiren cerrahi kliniklerinde, kuşaklararası iletişimin en hassas temas noktalarından biri üsluptur. Z kuşağı ve Y kuşağının son döneminde yetişen genç hekimlerin iş hayatına katılmasıyla birlikte, dildeki hiyerarşik kalıplar ve kurumsal protokol bilinci köklü bir değişim yaşanıyor. Geleneksel usta-çırak ilişkisi yerini daha düz, dolaysız ve dikey sınırları belirsiz bir iletişim diline bırakırken; bu durum kıdemli hekimler ile asistanlar arasında zaman zaman ritim bozukluklarına yol açar.
Tam da bu noktada kritik bir soru karşımıza çıkar: Konuşurken "üstenci" bir ifade ile hüsnüniyetle yapılmış ama biçimsel olarak aksayan bir "üslup kazası"nı nasıl ayırırız?
Üstenci İfade ve Üslup Kazası Ayrımı
Sorumluluk, kıdem ve akademi disiplini gerektiren bir ortamda kurulan bir cümlenin yetkiyi ve hiyerarşiyi sorgulayan bir tonda tınlaması, kıdemli bir cerrahı haklı olarak gerebilir. Ancak soğukkanlı bir değerlendirme yapıldığında, ortada kasti bir saygısızlıktan ziyade kuşak farkından doğan bir dil ve iletişim tarzı uyuşmazlığı olması çok daha yüksek bir ihtimaldir.
Niyet şüphesiz önemlidir. Klinik ortamında bir asistanın veya genç uzmanın, özellikle ast-üst ilişkisi içinde bilerek üstünlük taslamaya çalışması nadir görülen bir durumdur. Aksine, genç hekim çoğunlukla bir "izin veya onay" talebinde bulunmak ister. Örneğin; "Klinik vizyonuna veya bugünkü vaka programına ekstra yük getirmeyecekse..." kastıyla yola çıkan bir genç, kullandığı dille farkında olmadan eşitler arası veya yukarıdan aşağıya kurulan bir kalıbı devreye sokabilir.
Üstenci İfade: Karşı tarafın makamını, tecrübesini ve klinik sorumluluğunu bildiği hâlde bilinçli veya örtük bir rekabet arzusuyla hareket eder. Dinlemeye kapalıdır, yönlendiricidir ve geri bildirim aldığında savunmacı bir direnç gösterir.
Üslup Kazası: Temelinde kötü niyet veya ego değil, jenerasyonel lisan yetersizliği ve bağlam kayması yatar. Günümüz dijital kültüründe herkesin herkesle dolaysız, yatay ve gayriresmî iletişim kurabildiği ortamlarda büyüyen yeni nesil, ameliyathanedeki veya klinikteki "hukuki ve vicdani sorumluluk yükünü" henüz tam içselleştiremediği için dil düzeyinde bocalayabilir.
Bir Cerrahi Hikâyesi: "Sizin İçin Bir Sorun Teşkil Etmez Herhalde?"
Bu durumu somutlaştıran klasik bir ameliyathane hikâyesi vardır:
Eski ve tecrübeli bir cerrahın yanına yeni gelen iddialı bir asistanı varmış. Genç asistan ameliyathanede, vizitte ve hocasıyla konuşurken kullandığı rahat dille son derece çağdaş ve özgüvenli olduğunu düşünür, hocasıyla adeta meslektaşı gibi konuşurmuş.
Bir gün ameliyat masasında tecrübeli cerraha dönüp, "Hocam, bu vakada şu tekniği de eklesek sizin için bir sorun teşkil etmez herhalde?" diye sormuş.
Usta cerrah bistüriyi bırakmış, genç asistana bakmış ve şöyle demiş:
"Evlat, tıp dünyasında ve ameliyathanede bir hiyerarşi vardır. Bu hiyerarşi benim egom için değil, masadaki hastanın güvenliği ve senin yetişmen için kurulmuştur. Sen benimle konuşurken kullanacağın dili seçerken sadece bana olan saygını değil; bu mesleğin yüzyıllık geleneğine ve masadaki sorumluluğuma olan saygını gösterirsin. Senin 'sorun olmazsa' dediğin şey, benim klinik sorumluluğum ve imzamdır."
Bu kıssadan çıkarılacak hisse son derece açıktır: Cerrahi kliniklerinde sadece dokular kesilip dikilmez. Bir gelenek, bir disiplin ve sarsılmaz bir hiyerarşi içinde hekimlik ve cerrahlık öğretilir.
Dildeki Ton Hiyerarşinin Haritasıdır
Hiyerarşi, alt kıdemin ezilmesi veya vesayet altına alınması demek değildir. Hiyerarşi; tecrübeye, makama, hocaya ve klinikteki nihai sorumluluğa duyulan saygının dilde ve davranışta tecelli etmesidir. Üst kıdemin alt kıdeme, asistanın hocasına nasıl hitap edeceği, ameliyathanede nasıl duracağı veya bir talebi iletirken cümleyi nasıl kuracağı asla bir "teferruat" değildir.
Bir hoca veya klinik şefi ile konuşurken dile dilek, izin ve hürmet hâkim olmalıdır; lütuf veya eşitlik tonu değil.
Usul mü, Esas mı?
Hukukta çok bilinen bir kaide vardır: "Usul, esastan önce gelir." Tıpta konusu doğrudan insan hayatı ve şifa olduğu için ilk bakışta "esas" (hastanın sağlığı ve cerrahi başarı) usulden önce geliyor gibi görünebilir. Ancak cerrahi disiplin ve klinik yönetimi söz konusu olduğunda usul, esasın tek teminatıdır.
Usulün —yani saygının, hiyerarşinin, dilin ve duruşun— bozulduğu bir ameliyathanede, bir süre sonra disiplin gevşer ve nihayetinde esas da (hasta güvenliği, ekibin koordinasyonu ve eğitim kalitesi) zarar görmeye başlar.
Genç hekimlerin her biri şüphesiz yetenekli, bilgili ve parlak bireylerdir. Ancak iyi bir cerrah, ameliyathanede sadece bistüriyi tutuşundaki maharetle değil; hastasının, hemşiresinin, kıdemlisinin ve hocasının karşısındaki duruşuyla, seçtiği kelimelerle ve sergilediği "ilmi siyaset" ile belli olur. Dilin zarafeti ve hiyerarşinin saygınlığı korunduğu sürece usta-çırak ilişkisi körelmez; aksine geleceğin hekimlerini inşa eden en güçlü köprü olmaya devam eder.