Yeni eğitim öğretim yılı başlıyor. İlkokula ilk kez adım atan çocuğumuzdan üniversite amfisinde yeni bir hayata başlayan gencimize kadar bütün öğrencilerimize, öğretmenlerimize, akademisyenlerimize ve ailelerimize hayırlı, başarılı bir yıl diliyorum.

Eğitimden söz ederken çoğu zaman müfredatı, sınavları ve akademik başarıyı konuşuyoruz. Oysa bugün çocuklarımızı ve gençlerimizi korumak, onlara iyi bir eğitim vermenin ayrılmaz bir parçası hâline geldi.

Çünkü tehdit artık yalnızca okul kapısının dışında beklemiyor. Cep telefonunda, sosyal medyada, arkadaş çevresinde, öğrenci evinde, kampüs yakınında, eğlence mekânında karşılarına çıkabiliyor. Uyuşturucu ve uyarıcı maddeler, yeni nesil nikotin ürünleri, alkol, yasa dışı bahis ve kumar gibi bağımlılık alanlarının yanına dijital dünyanın oluşturduğu yeni riskleri de eklemek gerekiyor. Eskilerin tabiriyle gençlerimiz “görünür görünmez” nice tehlikeyle karşı karşıya.

Üniversite öğrencilerini ise ayrıca ve biraz daha farklı düşünmeliyiz. Ailesinden ilk kez ayrılan, başka bir şehre taşınan, yeni arkadaşlıklar kuran, ekonomik sıkıntılar yaşayabilen ve özgürlüğünün sınırlarını yeniden belirleyen genç için üniversitenin ilk yılları büyük imkânların yanında bazı kırılganlıklar da taşıyabilir. Bu kırılganlığı görmek, üniversite öğrencisini çocuklaştırmak değildir. Tam tersine genç insanın özgürlüğünü, onu sömürmek isteyen yapılardan korumaktır.

Daha ağır bir tehlike ise çocuklarımızı ve gençlerimizi birer “insan kaynağı”, daha açık ifadeyle devşirilecek birer eleman olarak gören suç yapılanmalarıdır.

Örgütlü suçun yeni eleman kazanma yöntemleri değişiyor. Sosyal medya, kapalı mesajlaşma grupları ve gösterişli hayat görüntüleri üzerinden kolay para, güç, statü ve aidiyet vaatleri sunulabiliyor. Bazen gençten ilk aşamada suç gibi görünmeyen küçük bir iş isteniyor. Bir hesabın kullandırılması, bir paranın aktarılması, bir paketin taşınması ya da bir kişiyle bağlantı kurulması zamanla genci daha ağır bir ilişkinin içine çekebiliyor. Uyuşturucu ticareti kadar yasa dışı bahis, dolandırıcılık ve farklı organize suç biçimleri bakımından da bu devşirme mekanizmalarını ciddiye almalıyız.

Bu nedenle yeni eğitim yılı yalnızca Millî Eğitim Bakanlığının meselesi değildir.

Ailelere ve öğretmenlere büyük sorumluluk düşüyor. Fakat bütün yükü onların omuzlarına bırakmak, en basit ifadeyle kolaycılık olur. Millî Eğitim Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, Adalet Bakanlığına, üniversitelere, emniyet ve jandarma birimlerine, sosyal hizmet yapılarına ve gerektiği yerde Millî İstihbarat Teşkilatına uzanan güçlü bir kurumsal dikkat gerekiyor. Her kurum kendi yetki ve hukuk sınırları içinde hareket etmeli; fakat çocukları ve gençleri hedef alan örgütlü yapıların yöntemleri, bağlantıları ve dijital devşirme kanalları hakkındaki bilgi kurumların duvarları arasında kaybolmamalıdır.

Burada hukuk ile güvenlik arasındaki dengeyi de korumalıyız. Üniversite kampüslerini kuşku alanına, öğrencileri potansiyel suçluya dönüştüren bir anlayış yanlış olur. Gençlerin mahremiyeti, özgürlüğü ve hukuk güvenliği korunmalıdır. Güvenli üniversite, daha fazla korkunun değil; riskin daha erken fark edildiği, psikososyal desteğe ulaşılabildiği ve gerektiğinde etkili adli müdahalenin devreye girdiği üniversitedir.

Ailelerin yapabileceği en değerli şeylerden biri de çocuklarıyla iletişimi telefon ekranlarına ve mesajlara bırakmamaktır. Eski fakat güzel kelimemizle, ruberu; yani yüz yüze iletişim ihmal edilmemelidir. Bir gencin çevresinin aniden değişmesi, açıklayamadığı para veya borç ilişkileri, bahis davranışları, madde kullanımına ilişkin belirtiler ya da kendisinden çok daha büyük kişilerle kurduğu olağandışı ilişkiler dikkate alınmalıdır. Bunların hiçbiri tek başına suç veya bağımlılık kanıtı değildir. Çocuğu sorguya çekmek yerine onun konuşabileceği bir ilişkiyi korumak çoğu zaman daha değerlidir.

Öğretmen ve akademisyen de bazen ailenin göremediği değişimi ilk fark eden kişidir. Devamsızlık, akademik performanstaki belirgin düşüş, sosyal çevreden kopma veya davranıştaki keskin değişiklikler farklı sorunların işareti olabilir. Eğitim kurumunun görevi teşhis koymak değildir; gerektiğinde öğrenciyi doğru destek mekanizmasına ulaştırabilecek sistemi hazır tutmaktır.

Bir başka sorumluluk teknoloji şirketlerinden kamu otoritelerine kadar uzanıyor. Çocuklarımızı korumaya çalışırken suç örgütlerinin onlara ceplerindeki ekrandan ulaşmasına seyirci kalamayız. Sokakta çocuk devşirmek suçsa, dijital ortamda bunu sistematik biçimde yapan ağların tespit edilmesi, izlenmesi ve hukuk içinde etkisizleştirilmesi de güvenlik politikasının önemli bir parçası olmalıdır.

Yeni eğitim öğretim yılını kutlarken başarı dileğimizi bu nedenle biraz genişletmek istiyorum. Çocuklarımızın ve gençlerimizin iyi eğitim almalarını, bilimle, sanatla ve düşünceyle büyümelerini istiyoruz. Fakat onların aklını, iradesini ve geleceğini bağımlılık endüstrisine, yasa dışı bahis ağlarına ve suç örgütlerine kaptırmamak da eğitimin meselesidir.

Bir ülkenin en değerli insan kaynağı gençleridir. Onları kendisine “insan kaynağı” olarak gören suç dünyasının karşısında aileden öğretmene, üniversiteden devlete kadar birbirini tamamlayan güçlü bir koruma hattına ihtiyacımız var.

Yeni eğitim öğretim yılı öğrencilerimize, ailelerimize, öğretmenlerimize, akademisyenlerimize ve ülkemize hayırlı olsun. Yılın sonunda başarıyı yalnızca alınan notlarla ve kazanılan diplomalarla ölçmeyelim. Çünkü bir çocuğun karnesinde gördüğümüz notlar yalnızca onun başarısını veya eksiklerini anlatmaz; biraz da ailesinin, okulunun ve içinde yetiştiği toplumun karnesidir.