Halk arasında “mide koruyucu” olarak adlandırılan ilaçlar çoğu zaman masum bir destek gibi algılanıyor. Oysa her ilaçta olduğu gibi bu ilaçların da belirli kullanım alanları, yararları ve olası yan etkileri vardır.

Öncelikle şunu hatırlamak gerekir: Hekim gerekli görmedikçe ilaç başlanmamalı; kullanılan bir ilaç da hekime danışılmadan bırakılmamalı veya dozu değiştirilmemelidir.

“Mide koruyucu” ifadesi, bazen bu ilaçların yalnızca olumlu etkileri olduğu izlenimini oluşturabiliyor. Özellikle proton pompa inhibitörleri (PPI) mide asidi üretimini güçlü biçimde azaltır.

Bu etki; reflü hastalığı, özofajit, peptik ülser, mide-bağırsak kanaması açısından risk taşıyan bazı kişiler ve belirli ilaç tedavileri sırasında oldukça yararlı, hatta gerekli olabilir.

Ancak mide asidi yalnızca “mideyi yakan” bir unsur değildir.

Midenin asidik ortamı; sindirim sürecinin bazı aşamalarında, proteinlerin parçalanmasının başlamasında, bazı mikrobesinlerin besinlerden ayrılarak vücut tarafından kullanılabilir hâle gelmesinde ve besinlerle alınan bazı mikroorganizmaların etkisizleştirilmesinde rol oynar.

Bu nedenle özellikle uzun süreli asit baskılayıcı tedaviler bazı kişilerde;

  • Vitamin B12 durumunu etkileyebilir.
  • Demir emilimini etkileyebilir ve yatkın kişilerde demir eksikliği açısından önem taşıyabilir.
  • Magnezyum düzeylerinde düşüşle ilişkili olabilir.
  • Özellikle uzun süreli ve yüksek doz kullanımlarda kemik sağlığı açısından değerlendirilmesi gereken bazı risklerle ilişkilendirilebilir.
  • Midenin doğal asidik ortamındaki değişiklikler nedeniyle bağırsak mikrobiyotasının yapısında bazı değişikliklerle ilişkili olabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir:

Bu olası etkilerin bulunması, PPI kullanan herkesin vitamin veya mineral eksikliği yaşayacağı ya da bağırsak sağlığının mutlaka bozulacağı anlamına gelmez.

Risk; kişinin yaşı, beslenme durumu, kullanılan ilacın dozu ve süresi, mevcut hastalıkları, kullandığı diğer ilaçlar ve kişisel risk faktörleri gibi birçok değişkene bağlıdır.

Bu nedenle;

“Mide koruyucu kullanıyorum, hiçbir zararı olmaz.”

yaklaşımı doğru olmadığı gibi,

“Bu ilaçların yan etkileri olabilir, hemen bırakmalıyım.”

düşüncesi de doğru değildir.

Çünkü bazı kişilerde asit baskılayıcı tedavilerin uzun süre kullanılması gerçekten gerekli olabilir.

Asıl sorulması gereken şudur:

“Bu ilaca gerçekten ihtiyacım var mı, hangi dozda ve ne kadar süre kullanmalıyım; uzun süre kullanmam gerekiyorsa hangi noktalar takip edilmeli?”

Beslenme yalnızca ne yediğimiz değildir

Beslenmeye yalnızca tabağımızdaki yiyecekler üzerinden bakmak eksik bir değerlendirmedir.

Bir besinin tüketilmesi kadar sindirilmesi, emilmesi ve vücut tarafından kullanılabilmesi de beslenmenin bir parçasıdır.

Bu nedenle kişinin beslenmesi değerlendirilirken yalnızca “ne yediğine” değil; kullandığı ilaçlara, mevcut hastalıklarına, sindirim sisteminin durumuna ve vitamin-mineral eksikliği açısından taşıdığı risklere de bakılması gerekir.

Çünkü bazen mesele yalnızca tabağınızdaki besin değildir. O besinin içerdiği bazı öğelerin vücudunuz tarafından ne ölçüde sindirildiği, emildiği ve kullanılabildiği de önemlidir.

Bu noktada kullandığımız ilaçların etkilerini de değerlendirmek gerekir.

Mideyi korumak önemlidir. Ancak mideyi korurken beslenmeyi, emilim süreçlerini ve bağırsak sağlığını da göz ardı etmemek gerekir.

Buradaki amaç ilaçlardan korkmak değil; gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak ve gerekli ilaçları doğru şekilde kullanmaktır.

Peki ne yapmalı?

“Mide koruyucu” olarak bilinen bir ilaç kullanıyorsanız ilacınızı kendi kendinize bırakmayın, dozunu azaltmayın veya artırmayın.

Özellikle uzun süredir kullanıyorsanız hekiminizle birlikte;

  • İlacın hâlâ gerekli olup olmadığını,
  • Kullanılan dozun uygunluğunu,
  • Tedavinin ne kadar sürmesi gerektiğini,
  • Daha düşük etkili bir dozun yeterli olup olmayacağını,
  • Kişisel risk faktörlerinize göre herhangi bir laboratuvar veya beslenme değerlendirmesine ihtiyaç bulunup bulunmadığını

gözden geçirebilirsiniz.

B12, demir veya magnezyum eksikliği açısından risk faktörünüz, belirtileriniz ya da hekiminizin klinik şüphesi bulunuyorsa gerekli tetkikler planlanabilir.

Ancak uzun süre PPI kullanan herkesin otomatik olarak vitamin veya mineral takviyesi kullanması gerektiği düşünülmemelidir.

Takviye gerçekten gerekiyorsa türü, dozu ve kullanım süresi kişiye özel olarak planlanmalıdır.

Beslenme düzeninin de gerektiğinde hekim ve diyetisyen tarafından birlikte değerlendirilmesi yararlı olabilir.

Çünkü sağlıklı beslenmek yalnızca doğru besinleri seçmek değildir.

O besinlerin sindirilmesi, emilmesi ve vücut tarafından kullanılabilmesi de önemlidir.

Vücudumuza aldığımız besinler; proteinler, vitaminler, mineraller, yağlar, karbonhidratlar ve çok sayıda biyolojik açıdan önemli bileşen içerir. Bunların vücuttaki görevlerini yerine getirebilmesi için yalnızca tüketilmiş olmaları değil, uygun şekilde sindirilip emilebilmeleri de gerekir.

Bu nedenle beslenmeye yalnızca tabağımıza bakarak değil, bütün sistemi değerlendirerek yaklaşmalıyız.

İlacınızı değil, bilinçsiz ilaç kullanımını sorgulayın.

Beslenmenizi yalnızca tabağınızdan ibaret görmeyin; bütün sistemi değerlendirin.

Mideyi korumak önemlidir. Bununla birlikte gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak, gerekli tedavileri doğru doz ve sürede kullanmak ve kişisel riskleri göz önünde bulundurmak da sağlığın önemli bir parçasıdır.

İlaç düşmanlığı değil, bilinçli ilaç kullanımı.
Tek başına beslenme önerisi değil, bütüncül değerlendirme.

Unutmayın:

Her ilacın yan etki potansiyeli vardır. Önemli olan, ilacın sağlayacağı yarar ile olası risklerin kişi özelinde doğru değerlendirilmesidir.