Bir ameliyatın süresi, yalnızca duvardaki saatin anlattığı zaman değildir. “Hocam, ne kadar sürecek?” sorusu bu yüzden masum görünür ama içinde korku, teslimiyet, merak ve eve dönme arzusu birlikte durur.

İnsan, göğsünün açılacağı ya da kapalı yöntemle akciğerine ulaşılacağı bir günü takvimde işaretlediğinde, zamanı artık dakika olarak değil, nefes olarak saymaya başlar.

Tıpta süre önemlidir. Ameliyathanenin planı, anestezinin hazırlığı, ekibin düzeni, yoğun bakım ihtimali, hepsi zamanla ilgilidir. Fakat cerrah için asıl mesele ameliyatı kısa göstermek değil, doğru yürütmektir. Bir akciğer ameliyatında bazen beklenenden sakin bir anatomi çıkar karşınıza; damarlar, bronşlar, lenf bezleri olması gerektiği yerde ve olması gerektiği açıklıktadır. Bazen eski bir enfeksiyonun bıraktığı yapışıklıklar, sigaranın sertleştirdiği doku, daha önce geçirilmiş bir hastalığın izi ya da tümörün yerleşimi ameliyatın ritmini değiştirir.

Saat aynı saattir ama doku her insanda aynı davranmaz.

Kapalı yöntemle yapılan bir işlem, kâğıt üzerinde kısa görünebilir. Küçük kesiler, kamera, hassas aletler… Dışarıdan bakınca teknoloji zamanı kısaltmış gibidir. Gerçek de kısmen böyledir. Video yardımlı ya da robotik cerrahi, uygun hastada daha az ağrı, daha hızlı toparlanma ve daha küçük kesi avantajı sağlayabilir. Fakat teknoloji cerrahın muhakemesinin yerine geçmez. Görüş alanı bulanıksa, kanama riski artmışsa, onkolojik sınırlar daha geniş bir güvenlik gerektiriyorsa, süreyi uzatan şey gecikme değil dikkattir.

Bazen ameliyatın en değerli dakikası, hiçbir şey yapılmıyormuş gibi görünen dakikadır. Cerrah bakar, bekler, dokunun izin verdiği yolu arar. Aceleci bir elin birkaç saniyede bozabileceği dengeyi, sabırlı bir akıl dakikalar içinde korur. Göğüs cerrahisinde milimetreler, büyük cümlelerden daha dürüsttür. Akciğerin damarları zariftir; bronş ağacı, insanın içine kurulmuş eski ve karmaşık bir şehir gibidir. Orada hız, ancak güvenlikle aynı masaya oturabiliyorsa değerlidir.

Hastanın zihnindeki süre başka bir şeydir. Evde hazırlanmış küçük bir çanta, pijamanın arasına konmuş telefon şarjı, mutfakta yarım bırakılmış bir bardak su… Bunlar ameliyatın dışındaki zamanın parçalarıdır. Yakınları için ameliyat kapısının ardındaki her dakika uzar. Koridorda duyulan sedye tekerleği sesi, uzaktan gelen antiseptik kokusu, asansör kapısının açılıp kapanması zamanı büyütür. İçeride ise zaman daralır. Ekip konuşur, ölçer, keser, bağlar, kontrol eder. Dışarıdaki bekleyişle içerideki dikkat aynı dakikayı paylaşır ama aynı şekilde yaşamaz.

Henri Bergson, zamanı yalnızca ölçülen bir şey olarak değil, yaşanan bir süre olarak düşünür. Ameliyat günü bunu insana felsefe kitabından daha açık öğretir. Kronometre bir saat on dakika der; bekleyen için o süre öğleden akşama devrilmiş gibidir. Cerrah içinse bazen üç saat, iyi kurulmuş bir dikkat içinde çabucak geçer. Bu yüzden “ne kadar sürecek?” sorusuna verilen yanıt hep biraz eksiktir. Çünkü soru takvimin değil, insanın sorusudur.

Yine de belirsizlik sınırsız değildir. Ameliyat öncesi tetkikler, görüntüleme sonuçları, solunum kapasitesi, kalp değerlendirmesi, hastalığın yeri ve yaygınlığı bize makul bir zaman aralığı verir. Küçük bir biyopsi ile akciğer lobunun çıkarıldığı büyük bir ameliyat aynı kefeye konamaz. Mediasten cerrahisi, akciğer zarı hastalıkları, travma sonrası girişimler veya kanser cerrahisi kendi içinde ayrı dikkat ister. Anestezi hazırlığı ve uyanma süresi de çoğu zaman hastanın düşündüğü “ameliyat süresi”nin içindedir ama cerrahi süreden farklıdır.

Makul itiraz şudur: İnsan bilmek ister. Haklıdır. Belirsizliğin tamamen erdem sayılması da doğru değildir. Hekim, “belli olmaz” deyip kenara çekilemez. Hastaya ve ailesine yaklaşık süreyi söylemek, neyin süreyi değiştirebileceğini anlatmak gerekir. Fakat bu anlatım, dakikaya bağlanmış bir sözleşme gibi yapılırsa hem hekimi hem hastayı yanlış bir beklentiye hapseder. Tıpta güven, bazen kesin sayı vermekten değil, sayının neden kesin olmadığını dürüstçe açıklamaktan doğar.

Ameliyatın iyi geçmesi, kısa sürmesiyle aynı şey değildir. Elbette gereksiz uzayan her işlem bedene yük getirir. Uzayan anestezi, kanama, enfeksiyon ve solunum sorunları açısından dikkate alınır. Bu nedenle iyi cerrahi zamanı umursamaz değildir. Ama iyi cerrahi, zamanı tek ölçü yapmaz. Bir işlemin olması gerekenden uzun sürmesi kaygı verici olabilir; olması gerekenden hızlı bitmesi de her zaman övünülecek bir şey değildir.

“Hocam, ameliyatım ne kadar sürecek?” sorusunun en temiz cevabı belki de şudur: Bildiğimiz kısmını söyleyeceğiz, bilmediğimiz kısmını saklamayacağız, aceleyle cesaret satmayacağız. Çünkü ameliyathanede zaman, yalnızca geçmez; yönetilir. Bazen de en iyi yönetilen zaman, dışarıdan bakınca biraz uzun sürer.