Kalp hastalıklarının en tehlikeli tarafı, çoğu zaman insanı uyarmadan ilerlemesidir. Tansiyon yıllarca yüksek kalabilir. LDL kolesterol damarın içinde sessizce birikebilir. Kan şekeri yükselir, kilo artar, hareket azalır.

Sigara ise bütün bu risklerin arasına her gün yeniden girer. İnsan kendini iyi hissederken damarlarında gelecekteki bir kalp krizinin şartları oluşabilir.

29 Eylül Dünya Kalp Günü’nün bana göre asıl anlamı burada. Kalp sağlığını yalnızca göğüs ağrısı başladığında konuşmak için çok geç kalmış oluruz. Kardiyolojinin önemli kısmı, hastalık ortaya çıktıktan sonra onu tedavi etmek kadar hastalık henüz görünür değilken riski fark edebilmektir.

Çünkü kalp hastalığı çoğu zaman tek bir nedenden doğmaz. Yüksek tansiyon, yüksek LDL kolesterol, diyabet, fazla kilo, hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve sigara aynı insanın hayatında yan yana gelebilir. Yaş ve genetik yatkınlık gibi değiştiremeyeceğimiz özellikler de vardır. Değiştirebildiklerimizi önemsemek tam da bu nedenle değerlidir.

Burada özellikle her türlü tütün ürününe ve özellikle sigaraya ayrı bir yer açmak gerekir.

Sigaranın zararını artık bilmeyen azdır. Fakat bilmek ile bırakabilmek aynı şey değildir. Nikotin bağımlılığı güçlüdür; sigara zamanla kahveye, çalışma molasına, strese, arkadaş ortamına hatta günün belli saatlerine bağlanır. Bu nedenle sigara içen birine yalnızca “Bırak” demek, çoğu zaman tıbben doğru ama ilmi olarak eksik bir cümledir.

Eksik olması, sigaranın zararını daha yumuşak anlatmamız gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine, gerçek oldukça nettir. Sigara damar duvarına zarar verir, pıhtılaşma eğilimini artırır ve kalp-damar hastalığı riskini yükseltir. “Ben az içiyorum” güvenli bir eşik değildir. Günlük tüketimi azaltmak bırakma yolunda anlamlı bir basamak olabilir; kalp açısından hedef tamamen bırakmaktır.

Üstelik sigara tek başına hareket etmez. Tansiyonu yüksek, kolesterolü yüksek veya diyabeti bulunan bir insan sigara da içiyorsa riskler birbirinden bağımsız kutular gibi düşünülemez. Kardiyolojide önemli olan yalnızca tek bir laboratuvar değerini düzeltmek değil, kişinin toplam kalp-damar riskini azaltmaktır.

Bu yüzden kalbin korunması biraz da rakamlarımızı bilmekle başlar. Tansiyonunuzu en son ne zaman ölçtürdünüz? LDL kolesterolünüzü biliyor musunuz? Kan şekeriniz normal mi? Bel çevreniz yıllar içinde belirgin biçimde arttı mı? Günün ne kadarını oturarak geçiriyorsunuz?

Bunlar hastalık arama telaşı değildir. Koruyucu hekimliğin basit sorularıdır.

Yüksek tansiyon bunun iyi bir örneğidir. Kişi yıllarca hiçbir belirti hissetmeyebilir. Oysa damarlar ve kalp bu basınca maruz kalmaya devam eder. Diyabetin damar üzerindeki etkileri de yalnızca kan şekeri rakamından ibaret değildir. Fazla kilo ise tansiyon, kan şekeri ve yağ metabolizmasıyla iç içe ilerleyebilir.

Hareketsizlik meselesini de yalnızca “spor yapmak” başlığına sıkıştırmamak gerekir. Kalp, insanın günlük hareketinden de payını alır. Yürümek, merdiven kullanmak, uzun oturma sürelerini bölmek ve kişinin sağlık durumuna uygun düzenli egzersizi hayatın parçası yapmak küçümsenecek değişiklikler değildir. Aynı şekilde beslenmede tuzu azaltmak, sebze ve meyveyi artırmak, aşırı işlenmiş ve doymuş yağdan zengin gıdaları sınırlamak küçük görünen ama yıllar içinde anlam kazanan tercihlerdir.

Bütün bunları söylerken sağlık konuşmasını bir kusursuzluk yarışına çevirmemek gerekir. İnsan bazen kilosunu vermekte zorlanır. İlaçlarını düzenli kullanmayı aksatabilir. Egzersizi bırakır. Sigarayı bırakıp yeniden başlayabilir. Bir başarısızlığı karakter hükmüne çevirmek, kişiyi sağlığa yaklaştırmaz.

Özellikle sigara bağımlılığında profesyonel destek bu yüzden önemlidir. Sigara bırakma danışmanlığı ve kişinin durumuna uygun tedavi seçenekleri başarı şansını artırabilir. Birkaç kez deneyip yeniden sigara içmiş olmak, bundan sonraki denemenin anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bazen sorun irade eksikliği değil, bağımlılığın yeterince tedavi edilmemiş olmasıdır.

Kalp sağlığı için yapılabileceklerin çoğu aslında şaşırtıcı değil. Sigara içmemek, tansiyonu kontrol etmek, kolesterol ve kan şekerini izlemek, sağlıklı kiloya yaklaşmak, hareket etmek, iyi beslenmek ve gerekiyorsa verilen ilaçları düzenli kullanmak.

Zor olan bunları bilmek değil, yıllarca sürdürebilmektir.

Belki Dünya Kalp Günü’nde kendimize sorabileceğimiz en yararlı soru da budur: Kalbimiz için bilmediğimiz ne kaldı değil, bildiklerimizin ne kadarını hayatımıza geçirebildik?

Ve sigara hâlâ o hayatın içindeyse, değiştirilecekler arasında ona ilk sıralardan bir yer vermek gerekir. Çünkü kalbi korumak çoğu zaman büyük bir müdahaleyle değil, henüz kriz yaşanmamışken verilen doğru kararlarla başlar.