2026-TUS 2. Dönem yerleştirmelerinde çocuk cerrahisine ayrılan 120 genel kontenjanın 58’i boş kaldı. Genel cerrahide 413 kontenjanın 90’ına, beyin ve sinir cerrahisinde ise 199 kontenjanın 41’ine aday yerleşmedi.
Bu sonuçlar, yıllardır üzerinde durduğum önemli bir meseleyi yeniden gündeme getirdi: Türkiye, cerrah yetiştirmeyi uzun vadeli sağlık politikalarının öncelikleri arasında görmek zorunda.
Mesele yalnızca bir sınavın tercih sonuçları değil. Cerrahi eğitiminin sürdürülebilirliğini ve toplumun gelecekte bu hizmetlere erişimini konuşuyoruz. Çünkü cerrah yetiştirmek yıllar alır. Bugün eğitimde oluşan bir kaybın sonuçları yıllar sonra ortaya çıkabilir ve o aşamada eksikliği kısa sürede gidermek mümkün olmayabilir.
Elbette bu veriler Türkiye’nin cerrahsız kaldığını göstermiyor. Tek bir yerleştirme döneminden hareketle gelecekteki uzman ihtiyacını da hesaplayamayız. Ancak bazı branşlarda kontenjanların önemli bölümünün boş kalması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir uyarıdır. Tedbir almak için sorunların hastaların günlük hayatına yansımasını beklememeliyiz.
Çünkü hastaların cerrahiye duyduğu ihtiyaç, hekimlerin tercih listelerine göre değişmiyor.
Bağırsak tıkanıklığı gelişen bir hasta, ameliyat gerektiren doğumsal sorunu bulunan bir bebek ya da ağır yaralanmış bir insan için uygun cerrahi ekibe zamanında ulaşmak hayati önem taşıyor. Kanser tedavisinde de cerrahinin vazgeçilmez olduğu pek çok durum var. Bütün bunlar, yetişmiş insan gücünün neden uzun vadeli ve kararlı bir planlamayla güvence altına alınması gerektiğini gösteriyor.
Bazı bölgelerde cerrahi ekiplerin yetersiz kalması, hastaların başka merkezlere yönlendirilmesine yol açabilir. Böyle bir durumda büyük hastanelerin yükü artar, planlı ameliyatların bekleme süreleri uzayabilir. Acil müdahale gerektiren hastalarda ise sevk sırasında kaybedilen zaman çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Yerel bir kapasite sorunu, zamanla bütün sağlık hizmeti ağını etkileyebilir.
Üstelik meselenin bir de ailelerin yaşadığı tarafı var. Başka bir şehirde ameliyat olmak; yolculuk, konaklama, işten izin alma ve refakatçi bulma zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Maddi imkânları sınırlı aileler için bu süreç çok daha yıpratıcı olabiliyor. Bu nedenle cerrahi hizmetlere zamanında ve yaşanılan yerde erişebilmek, sağlıkta eşitliğin de önemli göstergelerinden biridir.
Peki, ne yapmalıyız?
Öncelikle çözümü genç hekimlerin tercihlerini eleştirmekte aramamalıyız. Büyük sorumluluklar üstlenmesini beklediğimiz insanlara nasıl bir eğitim ortamı ve çalışma hayatı sunduğumuzu sorgulamalıyız.
Gelir koşulları, nöbet yükü, çalışma güvenliği, hukuki sorumluluk kaygısı ve uzmanlık eğitiminin niteliği birlikte değerlendirilmeli. Yerleştirme sonuçları, bu etkenlerden hangisinin tercihleri ne ölçüde etkilediğini göstermiyor. Bunun için cerrahi branşları tercih etmeyenlerin, yerleştiği hâlde eğitime başlamayanların ve başladıktan sonra ayrılanların gerekçelerini düzenli olarak araştırmalıyız.
Üstelik bütün cerrahi branşlarda aynı tabloyla karşı karşıya değiliz. Göz hastalıkları, kulak burun boğaz hastalıkları ile plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahide genel kontenjanlar doldu. Bu farklılık bize önemli bir şey söylüyor: Her branşın ihtiyacı, çalışma koşulları ve eğitim kapasitesi kendi içinde değerlendirilmeli. Sürekli boş kalan programların eğitici kadrosu, çalışma düzeni ve sunduğu eğitim imkânları ayrıca incelenmeli.
Dünyada bu konuda yararlanabileceğimiz örnekler bulunuyor.
Avustralya’nın Uzmanlık Eğitimi Programı, geleneksel büyükşehir eğitim hastanelerinin dışındaki uzmanlık eğitimi kadrolarına mali destek sağlıyor. Kırsal ve uzak bölgelerdeki eğitim faaliyetleri için ilave kaynak ayırıyor. Cerrahi uzmanlık eğitimini de kapsayan bu yaklaşım, önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Bir bölgede uzman yetiştirmek istiyorsanız, orada nitelikli eğitim vermenin maliyetini de karşılamalısınız.
Türkiye’de de büyük eğitim merkezleri ile bölge hastaneleri arasında daha güçlü ve planlı eğitim ağları oluşturabiliriz. Rotasyonların hedefleri, eğitici desteği ve kazanılması gereken mesleki beceriler önceden belirlenmeli. Asistan hekimlerin hizmet yükü nedeniyle eğitimden uzaklaşmasına izin verilmemeli. Aynı şekilde eğiticilerin öğretmeye ayıracağı zaman da kurumların çalışma düzeninde güvence altına alınmalı.
Uluslararası deneyimler yalnızca eğitim kadrolarını artırmanın yeterli olmadığını da gösteriyor.
Zambiya, cerrahi, obstetri ve anestezi alanlarını kapsayan ulusal planında insan gücünü altyapı, finansman ve hizmet sunumuyla birlikte değerlendirdi. Tanzanya ve Ruanda da benzer planlama yaklaşımlarını kendi ihtiyaçlarına uyarladı. Elbette bu ülkelerin bütün sorunlarını çözdüğünü söyleyemeyiz. Ancak cerrahi kapasiteyi bütçesi, sorumluları ve izleme mekanizması bulunan bir kamu politikası olarak ele almaları dikkate değer.
Bizim de cerrah ihtiyacını yalnızca mevcut kadrolara bakarak değil; nüfusun değişimini, bölgesel dağılımı, hizmet ihtiyacını ve emeklilikleri hesaba katarak planlamamız gerekiyor.
Üstelik cerrahın varlığı tek başına yeterli değil. Anestezi ekibi, ameliyathane hemşiresi, uygun donanım ve ameliyat sonrası bakım imkânları da aynı bütünün parçaları. Bir hastanede cerrah kadrosunun bulunmasıyla o hastanenin güvenli ve sürdürülebilir cerrahi hizmet sunabilmesi aynı şey değildir.
Bu planlamanın önemli bir ayağı da çalışma koşullarıdır. Mesleki sorumluluğu ve iş yükünü gözeten mali karşılık sağlanmalı. Güvenli çalışma ortamı, yeterli dinlenme, adil nöbet düzeni ve nitelikli uzmanlık eğitimi birbirinden ayrı düşünülmemeli. Genç bir hekim, cerrahiyi tercih ettiğinde yalnızca ağır bir sorumluluk değil, mesleğini hakkıyla sürdürebileceği bir gelecek de görebilmeli.
Bütün bunları yaparken başarıyı bir sonraki TUS döneminde kaç kontenjanın dolduğuyla sınırlamamalıyız. Uzmanlık eğitimini tamamlayanların sayısını, eğitimden ayrılmaları, yetişen cerrahların ülke içindeki dağılımını ve hastaların hizmete erişimini birlikte izlemeliyiz. Asıl ölçümüz, yetiştirdiğimiz insan gücünün toplumun sağlık ihtiyaçlarına ne ölçüde karşılık verdiği olmalı.
Yıllardır bu konuyu gündeme getirmemin nedeni, bugünün tercih sonuçlarından çok yarının hastalarını düşünmemdir.
Çünkü cerrah yetiştirmek yıllar alır. Ancak ameliyata ihtiyaç duyan bir hastanın her zaman yıllarca bekleme imkânı yoktur.
İşte bu yüzden cerrah yetiştirmeyi erteleyemeyiz.