Türkiye, çocukların sosyal medya kullanımında önemli bir adım attı. 15 yaşından küçüklere sosyal ağ hizmeti sunulmasını engelleyen düzenlemenin uygulama esaslarını belirleyen yönetmelik Resmî Gazete’de yayımlandı.
Yerinde bir karar. Çocukların korunmasını yalnızca ailelerin çabasına bırakan anlayışın değişmesi gerekiyordu. Fakat şimdi daha önemli bir sorumlulukla karşı karşıyayız: Bu yönetmeliği günlük hayatta gerçekten işleyen bir sisteme dönüştürmek.
Çünkü bir çocuğun sosyal medya hesabı açmasını yasaklamakla, o çocuğun hesap açmasını fiilen engellemek arasında ciddi bir fark var.
Yıllardır pek çok sosyal medya platformu yaş sınırlarını kullanıcı beyanına dayandırdı. Çocuk, doğum yılını birkaç rakam değiştirerek yetişkin gibi gösterebildi. Sistem de çoğu zaman bu beyanı kabul etti. Kâğıt üzerinde yaş sınırı vardı. Gerçekte ise sınırı aşmak oldukça kolaydı.
Yeni yönetmelikte öngörülen e-Devlet üzerinden yaş doğrulama sistemi, bu açıdan önemli bir gelişme. Kullanıcının yalnızca belirli yaş eşiklerini geçip geçmediğinin doğrulanması ve kişisel bilgilerinin platformlarla paylaşılmaması da doğru bir yaklaşım.
Fakat teknik sistemin güvenilirliği uygulamada sınanacak.
Örneğin 13 yaşındaki bir çocuk, anne veya babasının adına doğrulanmış bir hesabı kullanırsa ne olacak? Yetişkin hesabının gerçekte bir çocuk tarafından kullanıldığı nasıl anlaşılacak? Platformlar şüpheli durumlarda yeniden doğrulama yükümlülüğünü ne kadar etkili yerine getirecek?
Bu soruların cevabı, yönetmeliğin gerçek hayattaki karşılığını belirleyecek.
Düzenlemede dikkatimi çeken bir başka husus, 15-17 yaş grubuna yönelik korumalardır. Gizli hesap zorunluluğu, mesajlaşma sınırlamaları, canlı yayın yasağı ve kişiselleştirilmiş reklamlara getirilen kısıtlamalar önemli. Özellikle sonsuz kaydırma gibi kesintisiz içerik tüketimini teşvik eden özelliklerin sınırlandırılması üzerinde durulmalı.
Çünkü çocukların karşı karşıya bulunduğu sorun yalnızca zararlı içeriklerden ibaret değil. Sosyal medya platformlarının tasarımı da kullanım davranışını etkiliyor.
Bir çocuk bir video izliyor. Ardından yenisi geliyor. Sonra bir başkası. İçerikler arasında durup düşünmesini gerektiren doğal bir kesinti bulunmayabiliyor. Bu sistem yetişkinler için bile zaman yönetimini güçleştirirken, çocuklardan yalnızca iradeleriyle bütün bu mekanizmaları yönetmelerini beklemek makul değil.
Bu nedenle sorumluluğun önemli bir bölümünün doğrudan platformlara yüklenmesini değerli buluyorum.
Ne var ki yönetmelikte yazan koruyucu tedbirlerin uygulamada karşılık bulduğunu görmek gerekir. Çocuk hesapları gerçekten gizli mi kalacak? Tanımadıkları kişilerden mesaj almaları engellenecek mi? Yaşa uygun olmayan öneri mekanizmaları devre dışı bırakılacak mı?
Bunları yalnızca şirketlerin hazırladığı uyum raporlarından öğrenmek yeterli görülmemeli. Teknik denetimlerin nasıl yapılacağı, ihlallerin nasıl tespit edileceği ve sonuçların kamuoyuna nasıl açıklanacağı önem taşıyor. Bağımsız denetim imkânları da değerlendirilmelidir.
Takvim de oldukça yakın. Yönetmelik 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek. Mevcut hesapların yaş doğrulama işlemleri için 31 Mart 2027’ye kadar süre tanındı.
Bu geçiş dönemi iyi değerlendirilmeli. Sosyal medya şirketlerinden yalnızca sistemlerini hazırladıklarına ilişkin açıklamalar istenmemeli. Kullanıcıların karşılaşacağı sorunlar da önceden düşünülmeli.
Yaş doğrulama işlemini tamamlayamayan bir kullanıcı ne yapacak? Hatalı kapatılan hesaplar için itiraz süreci gerçekten kolay işleyecek mi? Dijital işlemlere erişimde güçlük yaşayan ailelere nasıl yardımcı olunacak?
Çocukların korunması amacıyla kurulan bir sistemin yeni mağduriyetler doğurmaması da uygulama başarısının bir parçasıdır.
Ailelerin konumunu da doğru belirlemeliyiz.
Birçok anne ve baba çocuğunun sosyal medya kullanımından endişe duyuyor. Fakat her platformun gizlilik ayarlarını, öneri sistemlerini, mesajlaşma özelliklerini ve güvenlik araçlarını takip etmek kolay değil. Sürekli değişen dijital dünyada bütün sorumluluğu ebeveynlere yüklemek hakkaniyetli olmaz.
Yeni ebeveyn kontrol araçları bu nedenle önemlidir. Ancak kullanılması zor, karmaşık veya sürekli değişen menüler arasında gizlenen kontrollerin pratik değeri sınırlı kalır.
Bir anne, çocuğunun günlük kullanım süresini birkaç basit işlemle sınırlayabilmeli. Bir baba, hesabın gizlilik ayarlarını teknik yardım almadan anlayabilmeli. Aileler, çocuklarının hangi özelliklerden yararlanabildiğini açık biçimde görebilmeli.
Bunlar sağlanırken çocukların mahremiyeti de korunmalı. Ebeveyn denetimini sınırsız gözetimle karıştırmamak gerekir. Çocuğu korumak için onun bütün özel iletişimini sürekli izlemek zorunlu değildir.
Ayrıca yaş sınırlaması, çocukların dijital dünyayla ilişkisine dair eğitimin yerini alamaz.
Bugün 14 yaşında sosyal medya hesabı açamayan bir çocuk, 15 yaşını doldurduğunda dijital ortamın bütün risklerini kendiliğinden öğrenmiş olmayacak. Yaş sınırı bir koruma sağlayabilir. Fakat güvenli kullanım alışkanlığı, eleştirel düşünme ve kişisel verileri koruma bilinci eğitimle kazanılır.
Bu yüzden yeni düzenlemenin okullarda verilecek dijital okuryazarlık eğitimiyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çocuklara yalnızca hangi uygulamaların yasak olduğunu anlatmak yetmez. Karşılarına çıkan bilgileri nasıl değerlendireceklerini, kişisel görüntülerini neden korumaları gerektiğini ve çevrim içi bir tehdit karşısında kimden yardım isteyebileceklerini de öğretmeliyiz.
Düzenlemenin başarısı hakkında şimdiden kesin hükümler vermek mümkün değil. Sosyal medya kullanımının çocuklar üzerindeki etkileri çok boyutlu. Yaş sınırlamasının tek başına bütün sorunları çözeceğini düşünmek de doğru olmaz.
Fakat bu belirsizlik, uygulama sorumluluğunu ertelemek için gerekçe sayılamaz.
Türkiye şimdi sosyal medya şirketlerinden somut uyum beklemeli. Denetim mekanizmaları açık olmalı. Aileler doğru bilgilendirilmeli. Çocukların karşılaşacağı teknik ve hukuki sorunlar hızlı biçimde çözülebilmeli.
31 Mart 2027 geldiğinde yalnızca kaç hesabın yaş doğrulamasından geçtiğini konuşmamalıyız. Kaç çocuğun yaşına uygun olmayan sosyal ağ hizmetlerine erişiminin engellendiğini, çocuk hesaplarında hangi güvenlik özelliklerinin gerçekten uygulandığını ve tespit edilen ihlallere nasıl müdahale edildiğini de değerlendirebilmeliyiz.
Çünkü çocukların korunması konusunda bir düzenlemenin değeri, yayımlandığı gün gördüğü ilgiden çok, uygulandığı her gün sağladığı korumayla ölçülür.
Yönetmelik yayımlandı. Uygulama takvimi belirlendi. Şimdi çocukların korunması için getirilen hükümlerin günlük hayatta karşılık bulmasını sağlamak gerekiyor.
Çocukları koruyacak olan yönetmeliğin varlığı değil, kararlılıkla uygulanmasıdır.