“Ameliyat olmak istemiyorum hocam… Bıçak değerse yayılır dediler.” Bu cümlenin içinde bir tedavi itirazından fazlası var.
İnsan, kendisini iyileştirmek için önerilen müdahalenin hastalığını büyüteceğinden korkuyor. Böyle düşününce ameliyattan uzak durmak ona ihmal gibi görünmüyor; kendini koruduğunu sanıyor. Hekimin anlattığıyla yakınlarının söylediği arasında kalan kişi, bedenine kimin daha az zarar vereceğini anlamaya çalışıyor.
“Dediler” sözcüğü burada önemli. Söyleyen bir akraba, bir komşu ya da benzer bir hastalık yaşamış biri olabilir. İyi niyetle aktarılan bir hikâye, tıbbi açıklamadan daha inandırıcı gelebilir. Çünkü hikâyenin yüzü vardır. Tetkik raporundaki kelimeler yabancıdır; anlatılan kişinin adı, ailesi, başına gelenler tanıdıktır. Bu yüzden yanlış bilgiyi düzeltmek, yalnızca doğru cümleyi söylemekle tamamlanmaz.
Bu inanışı besleyen akıl yürütme anlaşılabilir: Bir kişi ameliyat olur, bir süre sonra hastalığının başka organlarda bulunduğu öğrenilir. Yakınları bu iki olay arasında doğrudan bağ kurar. Oysa ameliyattan sonra fark edilen yayılım, ameliyatın neden olduğu yayılım demek değildir. Önceden mevcut olup tetkiklerde görülemeyen hastalık odakları sonradan belirginleşebilir. Bir olayın diğerinden sonra gelmesi, nedenini tek başına açıklamaz.
“Bıçak değerse kanser yayılır” düşüncesi doğru değildir. Kanser cerrahisinde amaç, tümörü uygun cerrahi sınırlarla çıkarmaktır. Örneğin akciğer kanseri ameliyatında tümörün bulunduğu akciğer dokusu, çevresindeki sağlam doku sınırıyla birlikte çıkarılır. Hastalığın başka organlara yayılması, kanserin biyolojik özellikleri ve hastalığın seyriyle ilişkilidir. Bu nedenle, uygun hastaya önerilen ameliyattan yalnızca bu söylenti yüzünden vazgeçmek, etkili bir tedavi fırsatının kaçırılmasına yol açabilir.
Göğüs cerrahisi açısından asıl soru, “Bıçak değecek mi?” sorusundan daha kapsamlıdır. Tümörün türü, bulunduğu yer, yaygınlığı ve kişinin kalp ile akciğer kapasitesi birlikte değerlendirilir. Uygun hastalarda, özellikle erken evre küçük hücreli dışı akciğer kanserinde, cerrahi hastalıktan kurtulma imkânı sağlayabilir. Bazı hastalarda başka tedavilerle birlikte planlanır; bazılarında ise uygun seçenek değildir. Ameliyat önerisinin değeri, bu ayrımların doğru yapılmasına bağlıdır.
Dolayısıyla bir cerrahın görevi, her hastayı ameliyata ikna etmek olamaz. Önerdiği müdahalenin gerekçesini, beklenen yararını ve bedelini anlaşılır biçimde anlatmak zorundadır. Akciğerinden ne kadar doku alınacağını, sonrasında nefesinin nasıl etkilenebileceğini soran kişi, yalnızca teknik bilgi istemez. Merdiven çıkabilecek mi, işine dönebilecek mi, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek mi; bunları bilmek ister. Tedavi kararı, kişinin sürdüreceği gündelik yaşamdan ayrı düşünülemez.
Ameliyatın gerçek risklerini küçümseyerek söylentiyi yenemeyiz. Ağrı, komplikasyon ihtimali ve iyileşme süreci açıkça konuşulmalıdır. Her şeyin kolay geçeceği söylenen bir hasta, yaşadığı ilk güçlükte kendisini yanıltılmış hissedebilir. Güven, risklerin üzerini örterek kurulmaz. Hekimin bildiğini açıkça söylemesi, bilmediğinin sınırını da göstermesi gerekir. Kesinlik vaat etmeyen dürüst bir açıklama, karar vermek için daha sağlam bir dayanak sunar.
Beklemenin de sonuçları vardır. Hastalık ilerlerse tedavi seçenekleri değişebilir; bugün mümkün olan bir müdahale daha sonra uygun olmayabilir. Bunu anlatırken hastayı korkutarak karar almaya zorlamak, onun kaygısını başka bir kaygıyla değiştirmek olur. Gerekli olan, karar için ne kadar zaman bulunduğunu ve gecikmenin hangi riski taşıdığını o kişiye özgü biçimde açıklamaktır. Belirsiz bir “acele edin” uyarısı, gerekçesi anlaşılmış bir tedavi planının yerini tutmaz.
Bu nedenle görüşmenin içinde söylentiye de yer açılmalı. Hasta, duyduğu sözü anlatınca küçümseneceğini düşünüyorsa asıl itirazını saklayabilir. Hekimin karşısında başını sallayıp eve döndüğünde randevusunu erteleyebilir. “Bunu kim söyledi?” sorusunu bir sorgulama gibi sormak yerine, duyduğu hikâyenin hangi kısmından korktuğunu anlamak daha işe yarar. Gerektiğinde yakınıyla birlikte yeniden görüşmek veya ikinci uzman görüşü almak, kararını sağlamlaştırmasına yardımcı olabilir.
“Ameliyat olmak istemiyorum” diyen kişinin söz hakkı vardır. Bu hakkın anlam kazanması için önündeki seçenekleri anlayabilmesi gerekir. Bir göğüs cerrahı olarak önem verdiğim, hastanın yalnızca onam formunu imzalaması değil, neden o kararı verdiğini kendi cümleleriyle anlatabilmesidir. “Bıçak değerse yayılır” sözü konuşmanın başlangıcında kalabilir. Kararın verildiği yerde ise hastanın hastalığını, önerilen tedaviyi ve beklemenin sonuçlarını anlayabileceği kadar açık bir konuşma bulunmalı.