Yeni çağın en hızlı mahkemesi sosyal medyada kuruluyor. Savcısı herkes. Hâkimi herkes. Jürisi zaten milyonlarca kullanıcı.
Delil çoğu zaman birkaç saniyelik görüntü. İddianame bir paylaşım metninden ibaret. Hüküm için dosyanın tamamını görmek gerekmiyor.
Üstelik bu mahkemede savunma genellikle geç geliyor.
İlk görüntü milyonlarca kişiye ulaşıyor. Sonradan ortaya çıkan bilgiler aynı ilgiyi görmüyor. İtibar birkaç saatte zedelenebiliyor.
Beraat ise bazen hiç gelmiyor.
Palandöken Kaymakamı Yunus Kızılgüneş’in yaşadığı tartışmaya biraz da buradan bakmalıyız.
Kamuoyunun önüne önce çarpıcı görüntüler geldi. Kızılgüneş’in bir köpeğe müdahalesi görülüyordu. Koruma görevlisinin silahını çektiği de görüntülere yansıyordu.
Sosyal medya mahkemesi hemen kuruldu.
Fakat sonra dosyanın başka sayfaları açılmaya başladı.
Kardelen Sitesi sakinleri uzun süredir sorun yaşadıklarını anlattı. Altı bloktan ortak dilekçe verildiği haberleştirildi. Çocuklu ve bebekli ailelerin endişeleri kamuoyuna yansıdı.
Daha önemlisi, şikâyetlerin Kızılgüneş’ten önce başladığı aktarılıyor.
Bu ayrıntı önemlidir.
Çünkü meseleyi kişisel bir çatışmanın dışına taşır. Ortada daha eski bir güvenlik tartışması bulunduğunu gösterir.
Sonra başka görüntüler de ortaya çıktı.
Kızılgüneş’in daha önce fiziki müdahaleye uğradığı görülüyordu. Site sakinleri olayın geçmişine ilişkin başka iddialar da anlattı.
Son olayda koruma görevlisinin ısırıldığı da bildirildi. Köpeğin yönlendirildiği iddiası ise soruşturmayla açıklığa kavuşmalıdır.
Bütün bunlardan sonra ilk videoya yeniden bakmak gerekiyor.
Aynı görüntü duruyor.
Fakat artık bağlam değişiyor.
İşte sosyal medya mahkemelerinin en büyük kusuru budur. Görüntünün doğruluğu, anlatının doğruluğunu garanti etmez. Gerçeğin bir parçası bütün gerçek olmayabilir.
Ben Yunus Kızılgüneş’e güçlü biçimde destek veriyorum.
Kaymakam olduğu için değil.
Vatandaşın güvenlik şikâyetini sahiplenen bir yöneticinin yalnız bırakılmasını doğru bulmadığım için.
Site sakinleri gerçekten aylardır şikâyet ediyorsa devlet dinlemelidir. Çocuklar nedeniyle kaygı yaşanıyorsa bunu önemsemelidir. Ortak dilekçeler veriliyorsa gereğini araştırmalıdır.
Kaymakamın görevi zaten budur.
Devlet otoritesi yalnızca makam odasında temsil edilmez. Bazen bir apartmanın bahçesinde sınanır. Bazen vatandaşın basit görünen şikâyetinde ortaya çıkar.
Devletin gücü sertlikten gelmez.
Vatandaşın yalnız olmadığını hissettirmesinden gelir.
Elbette kamu görevlileri de denetlenmelidir. Kızılgüneş’in davranışları incelenebilir. Koruma görevlisinin silahını çekmesi ayrıca değerlendirilebilir.
Zaten idari ve adli süreçler yürütülüyor.
İncelensin.
Fakat birkaç saniyelik sosyal medya videosu incelemenin yerine geçmesin.
Kamera kayıtlarının tamamına bakılsın. Önceki şikâyetler değerlendirilsin. Site sakinlerinin anlatımları dinlensin.
Koruma görevlisinin yaralanması da araştırılsın. Köpeğin yönlendirildiği iddiası ayrıca açıklığa kavuşturulsun.
Hukuk böyle çalışır.
Sosyal medya ise önce hüküm verir. Sonra delil arar.
Tehlikeli olan da budur.
Bugün bir kaymakam hedef olabilir. Yarın bir doktor olabilir. Bir öğretmen veya akademisyen olabilir.
Bir görüntü kesilir.
Bağlam çıkarılır.
Öfke örgütlenir.
Sonra binlerce insan hiç tanımadığı birini yargılar.
Böyle bir düzen yalnız insanları yıpratmaz. Kamu görevlilerini de ürkek hale getirir.
“Karışmayayım, başım ağrımasın” düşüncesini büyütür.
Oysa Türkiye’nin buna ihtiyacı yok.
Vatandaşın sorununa dokunan yöneticilere ihtiyacı var. Hukuk içinde sorumluluk alan yöneticilere ihtiyacı var. Gerektiğinde inisiyatif kullanan kamu görevlilerine ihtiyacı var.
Bu yüzden Yunus Kızılgüneş yalnız bırakılmamalıdır.
Hata varsa hukuk söyler.
Fakat birkaç saniyelik görüntü üzerinden itibar infazı yapılmasına da karşı durulmalıdır.
Ben Kızılgüneş’in yanında duruyorum.
Çünkü burada yalnız bir kaymakamı savunmuyoruz.
Bir başka ilkeyi de savunuyoruz.
İnsanları önce dinlemek gerektiğini.
Dosyanın tamamına bakmak gerektiğini.
Ve sosyal medya mahkemelerinin verdiği hükmü, adalet sanmamak gerektiğini.