Bir akuaterapist olarak yıllardır suyun insan bedeni üzerindeki etkilerini anlatıyorum. Bugün biraz da suyun zihnimiz üzerindeki etkisinden söz etmek istiyorum. Çünkü yüzmenin faydası, her şeyden önce kafamızda başlıyor.
Havuza giriyorsunuz. Telefon yok. İşyerindeki meseleler, evdeki sorumluluklar, yetişmesi gereken işler bir süreliğine geride kalıyor.
Suyun içinde yalnızca siz, nefesiniz ve hareketiniz var. Bir kulaç, bir nefes ve zihnin ritmi yavaşlamaya başlıyor. Buna “mental arınma” demek hoşuma gidiyor.
Bilimsel olarak elbette yüzmenin zihni sihirli biçimde temizlediğini söyleyemeyiz. Ancak fiziksel aktivitenin ruhsal ve bilişsel sağlıkla ilişkisini gösteren güçlü kanıtlarımız var. Dünya Sağlık Örgütü, düzenli fiziksel aktivitenin depresyon ve anksiyete belirtilerini azaltabildiğini, bilişsel sağlığı ve genel iyi oluşu desteklediğini belirtiyor.
Spor yalnızca bedeni eğitmez.
Sağlıklı düşünebilmek, doğru kararlar verebilmek ve çevremizle iyi ilişkiler kurabilmek için hem zihnimizi hem debedenimizi desteklememiz gerekiyor. Çünkü beden ve zihin birbirinden bağımsız değil. Günlük yaşamın stresi, hareketsizlik ve sürekli zihinsel yük bedenimizi etkilediği gibi, düzenli hareket etmek de duygu durumumuzu, düşünme biçimimizi ve sosyal yaşamımızı destekleyebiliyor.
Bu nedenle sporu yalnızca kilo vermek, kas geliştirmek veya fiziksel hastalıklardan korunmak için düşünmemeliyiz. Spor, sağlıklı bir yaşamın olduğu kadar sağlıklı düşünmenin, kendimizi düzenleyebilmenin ve çevremizle daha iyi ilişkiler kurabilmenin de bir parçası.
Ancak sporun hayatımıza kattığı önemli bir başka şey daha var: Kendimize ayırdığımız zaman.
Düzenli spor yapan insan, gününün en azından bir bölümünü kendisine ayırmayı öğreniyor. Bedenini dinliyor. Yorgunluğunu ve stresini fark ediyor. Neye ihtiyacı olduğunu anlamaya başlıyor. İnsan kendisini daha iyi tanıdıkça, hayatındaki pek çok şeyi yeniden değerlendirebiliyor.
Ben yüzmeyi yalnızca “Kaç metre yüzdüm?” diye değerlendirmiyorum. Bazen havuzdan çıktığınızda problemleriniz hâlâ oradadır. Ama siz problemlerin karşısında biraz daha sakin, biraz daha berrak ve biraz daha düzenli düşünebilen biri haline gelmiş olabilirsiniz.
Sporun en önemli kazanımlarından biri, problemlerin ortadan kalkması değil; onlara baktığınız zihnin değişmesidir.
Yıllar içinde su içi egzersiz ve akuaterapi alanında çalışırken beni en çok etkileyen şeylerden biri, insanların suya girdikten sonra yalnızca fiziksel hareketlerinin değil, kendilerine olan güvenlerinin de değişebilmesiydi. Bazen karşınıza bedensel olarak çok kısıtlı hareket eden, hareket etmekten çekinen veya egzersize karşı isteksiz bir kişi gelir. İlk seanslarda kişinin bütün dikkati “Bunu yapabilecek miyim?” sorusundadır. Suyun kaldırma kuvvetiyle hareket kolaylaştıkça kişi birkaç adım daha atar, bir hareketi tekrarlar, dengesini biraz daha iyi bulur. Sonra yüzündeki ifadeyi fark edersiniz. “Yapabiliyorum.” Bu küçük cümle, yalnızca fiziksel bir kazanım değildir. Kişinin kendi bedeniyle kurduğu ilişkinin değişmeye başladığı andır.
Başka bir durumda ise kişinin asıl ihtiyacının yalnızca fiziksel egzersiz olmadığını görürsünüz. Günlük yaşamın yükü, kaygılar, yorgunluk ve sürekli bir şeylere yetişme hali kişinin hareketine de yansır.
Suya girdiğinde ritim değişir. Nefesini hareketiyle eşleştirmeye başlar. Bir süre sonra konuşmayı bırakır ve sadece hareket eder. Seansın sonunda bazen en dikkat çekici değişiklik fiziksel ölçümlerde değil, kişinin yüzündedir. Daha sakin. Daha rahat. Daha kendisiyle temas halinde. Su bazen insanın kendi bedenini yeniden fark ettiği bir alan haline geliyor.
Elbette bunlar klinik gözlemlerdir; tek başına bilimsel kanıt değildir. Ancak bilimsel literatürde fiziksel aktivitenin psikolojik iyi oluş ve bilişsel işlevlerle ilişkisini gösteren bulgular, bu gözlemleri anlamlandırmamıza yardımcı oluyor.
Suyun içinde beynimizi de çalıştırıyoruz.
Peki neden yüzme?
Yüzme, aynı anda birçok sistemi devreye sokan bir aktivitedir. Nefesinizi hareketle eşleştiriyorsunuz. Vücudunuzu koordine ediyorsunuz. Ritmi koruyorsunuz. Dikkatinizi sürdürüyor, hareketlerinizi planlıyor ve çevrenizi takip ediyorsunuz. Bunların önemli bir bölümü beynin yürütücü işlevleriyle ilişkilidir.
2024 yılında yayımlanan geniş bir sistematik derleme ve meta-analizde, orta ve ileri yaştaki sağlıklı yetişkinlerde aerobik egzersizin bilişsel esneklik, çalışma belleği ve yürütücü işlevlerde olumlu etkileri olduğu bildirildi. Bu nedenle yüzmeyi yalnızca “spor” olarak görmek yeterli olmaz. Yüzme aynı zamanda dikkat, ritim, nefes kontrolü, beden farkındalığı ve zihinsel mola için bir fırsattır.
Günümüz insanının en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de bu: Zihinsel mola.
Sağlıklı yaşamak için mutlaka pahalı bir spor salonuna, lüks bir kulübe veya yüksek ücretli bir üyeliğe ihtiyacımız yok. Mahallenizde hijyen kurallarına uygun, güvenli ve düzenli denetlenen bir yüzme havuzu varsa bundan yararlanabilirsiniz. Belediyelerin spor tesisleri bu açıdan çok kıymetli. Sağlık, yalnızca ekonomik gücü olan insanların satın alabildiği bir hizmet olmamalı. Koruyucu sağlık yaklaşımı biraz da budur: Sağlıklı davranışları mümkün olduğunca erişilebilir hale getirmek. Bu nedenle belediyelerin yüzme havuzlarını, yürüyüş alanlarını, spor merkezlerini ve diğer fiziksel aktivite olanaklarını önemseyelim.
“Sudan korkuyorum” diyenlere...
Sudan korkuyorsanız kendinizi zorlamayın. Ama korkunuzun hayatınızı bütünüyle yönetmesine de izin vermeyin. Yüzme bilmek zorunda değilsiniz. Önce suya alışabilirsiniz. Güvenli bir ortamda, eğitimli bir eğitmen eşliğinde başlayabilirsiniz. Suyun içinde yapılan her hareket yüzme değildir. Akuaterapi zaten bize bunu yıllardır gösteriyor. Su; kaldırma kuvveti, hidrostatik basınç, viskozite ve ısı gibi fiziksel özellikleri sayesinde hareketi karada olduğundan farklı bir hale getirir. Bu nedenle su, farklı yaş ve fiziksel kapasitedeki bireyler için hareket etmeyi kolaylaştıran özel bir ortam sağlayabilir.
Suyun iyileştirici gücüne inanmak, bilimi bırakıp mucizeye inanmak değildir. Tam tersine, suyun fiziksel özelliklerini bilimsel olarak anlayıp onu doğru şekilde kullanmaktır.
Bir de havuz kültürü var.
Her havuz aynı değildir. Hijyen standartlarına uyulan, su kalitesi düzenli kontrol edilen, güvenlik kuralları uygulanan ve kullanıcıların da bu kurallara saygı gösterdiği tesisleri tercih etmek gerekir. Çünkü sağlıklı yaşam yalnızca bireysel davranışlardan oluşmaz.
Sağlıklı ortam, sağlıklı davranış ve spor bilinci birlikte gerekir.Havuz kültürü de bunun bir parçasıdır. Spor yapmaya gelen insanların birbirlerinin alanına saygı göstermesi, kurallara uyması, temizliğe dikkat etmesi ve ortak yaşam kültürünü koruması gerekir. Çünkü spor yalnızca bedenimizi değil, günlük yaşam alışkanlıklarımızı da düzenleyebilir.
Zihninizi de yüzdürün.
Hayatımız boyunca bedenimizi taşımak zorundayız. Ama zihnimizi de sağlıklı tutmak zorundayız. Sağlıklı düşünebilmek, doğru kararlar verebilmek, stresle baş edebilmek ve çevremizle iyi ilişkiler kurabilmek için bedenimize iyi bakmamız gerekiyor. Spor bu nedenle yalnızca fiziksel bir uğraş değil; sağlıklı bir yaşamın, sağlıklı bir zihnin ve sağlıklı ilişkilerin de parçası.
Bunun için her zaman büyük değişikliklere ihtiyacımız yok. Haftada birkaç kez yürümek. Bisiklete binmek. Dans etmek. Doğada hareket etmek. Ve mümkünse yüzmek...
Yüzmeyi yalnızca bir spor olarak değil, bedenimizle yeniden tanışmanın ve zihnimizi günlük hayatın gürültüsünden uzaklaştırmanın bir yolu olarak da görebiliriz. Suyu tanıyın. Sudan korkuyorsanız güvenli koşullarda suya alışın. Yüzmeyi öğrenin. Suyun fiziksel özelliklerini ve hareket etmenin sağladığı olanakları keşfedin. Ve mümkünse sudan şifalanın.
Kendimize yapacağımız en büyük iyilik, hayatımızdaki bütün gürültüyü bir süreliğine dışarıda bırakıp yalnızca nefesimizi, bedenimizi ve hareketimizi dinlemektir. Belki problemleriniz değişmez. Ama onlara bakarken siz değişirsiniz.