Yeni bir akademik dönem başlıyor.
Üniversitelerin koridorları yeniden hareketlenecek; sınıflar dolacak, öğrencilerle yeniden karşılaşılacak, yeni yüzlerle tanışılacak. Kimi öğrenciler büyük bir heyecanla, kimileri biraz kaygıyla, kimileri ise henüz nasıl bir yolculuğa çıktığının farkında olmadan üniversiteye başlayacak.
Ben de yaklaşık 30 yıllık akademik ve mesleki yaşamımın ardından, her yeni dönem başlangıcında aynı şeyi yeniden düşünüyorum:
Bir hocanın öğrencisinin hayatında bıraktığı iz, anlattığı derslerden çok daha uzun yaşayabiliyor. Bu nedenle yeni dönemin ilk gününde, özellikle genç meslektaşlarıma birkaç küçük tavsiyede bulunmak istiyorum.
Öncelikle öğrencilerinizin adını öğrenin.
Onları yalnızca yoklama listesindeki isimler, sınav kâğıtlarındaki numaralar ya da notlarıyla tanımayın. Bir öğrencinin adını hatırlamak, derste söylediği bir cümleyi sonraki hafta hatırlamak, yaptığı bir çalışmaya gerçekten bakmak küçük ayrıntılar gibi görünebilir. Oysa öğrenci için bunların anlamı büyüktür. Çünkü öğrenci, görüldüğünü hissetmek ister.
Derslerinizi yalnızca bilgi aktarma zamanı olarak görmeyin. Özellikle sağlık bilimlerinde öğrencilerimizin ihtiyacı yalnızca bilgi değildir. Onlara mesleğin nasıl yaşandığını, bir hastaya nasıl bakıldığını, bir insanın yalnızca tanısından ibaret olmadığını da öğretmeliyiz.
Bazen bir ders kitabındaki bilgiden daha öğretici olan, yıllar önce karşılaştığınız gerçek bir vakayı anlatmaktır.
“Ben meslek hayatımda bir kez böyle bir durumla karşılaşmıştım…” diye başlayan bir hikâyenin öğrencinin zihninde yıllarca kaldığını çok kez gördüm.
Öğrencilerinizin sorularından korkmayın.
Hatta bazen onların soruları sizi de yeniden düşünmeye zorlasın. “Bilmiyorum, birlikte bakalım” diyebilmek bir akademisyeni küçültmez. Tam tersine, bilimin doğasının merak etmek ve öğrenmeye devam etmek olduğunu gösterir.
Bir öğrencinin yanlış cevabını da fırsata dönüştürün.
Yanlış cevap veren öğrenciyi sınıfın önünde mahcup etmek kolaydır; fakat o öğrencinin bir daha soru sormamasına da neden olabilir. Bunun yerine, “Peki, bunu başka bir açıdan düşünelim” demek çoğu zaman daha değerlidir. Çünkü üniversite, öğrencilerin hata yapmaktan korktukları değil, düşünmeyi öğrendikleri yer olmalıdır.
Öğrencilerin yalnızca başarılı olanlarını değil, çaba gösterenlerini de fark edin.
Bazen sınıfın en yüksek notunu alan öğrenciye değil, kendini geliştirmek için sessizce uğraşan öğrenciye söylenecek bir “Geçen haftaya göre çok daha iyisin” cümlesi çok daha değerlidir.
Onlara yalnızca ders vermeyin; mesleklerinin geleceğini gösterin.
Ben özellikle ergoterapi öğrencilerime her zaman şunu anlatmaya çalışıyorum: Biz yalnızca bir hastalığın belirtileriyle ilgilenmiyoruz. İnsanların günlük yaşamına, rollerine, ilişkilerine, üretkenliğine, bağımsızlığına ve anlamlı uğraşlarına dokunuyoruz.
Bu nedenle öğrencinin bir vakaya bakarken yalnızca “Hastanın tanısı ne?” diye değil, “Bu insanın hayatında ne değişti ve biz onun yaşamını yeniden anlamlı hâle getirmesine nasıl yardımcı olabiliriz?” diye düşünmesini sağlayabilirsek, önemli bir mesleki kazanım elde etmiş oluruz.
Bir başka tavsiyem de öğrencilerinize fırsat vermeniz.
Bir araştırmaya katılmak, bir kongrede poster hazırlamak, bir proje geliştirmek, bir makalenin mutfağını görmek, bir sosyal sorumluluk çalışmasına dahil olmak… Bunların her biri öğrencinin kendisini farklı görmesini sağlayabilir.
Bazen öğrencinin ihtiyacı olan şey, bir hocanın ona sadece “Aferin” demesi değil, “Sende bunu yapabilecek potansiyeli görüyorum.” demesidir.
Elbette öğrencilerimizle iyi ilişkiler kurmak, her şeye “evet” demek anlamına gelmez.
İyi bir akademisyen aynı zamanda sınırlarını bilen, adil ve tutarlı olmalıdır. Öğrenciye yakın olmakla akademik ciddiyeti korumak birbirinin karşıtı değildir. Tam tersine, öğrenciler zaman içinde en çok adil, güvenilir ve tutarlı hocalarına saygı duyarlar.
Öğrencilerinize mesleğinizi sevdiğinizi hissettirin. Çünkü bir hocanın anlattığı bilgiden çok, mesleğine duyduğu heyecan bulaşıcıdır.
Ben yıllar içinde şunu öğrendim: Öğrenciler her anlattığımız ayrıntıyı hatırlamıyor. Hangi slaytta ne söylediğimizi, hangi haftanın hangi konusunu işlediğimizi unutabiliyorlar. Ama kendilerine nasıl hissettirdiğimizi, bir konuda cesaret verip vermediğimizi, onları ciddiye alıp almadığımızı ve mesleklerine bakışlarını değiştirip değiştirmediğimizi hatırlıyorlar.
Bu nedenle yeni akademik yılın ilk gününde bütün hocalarıma küçük bir soru bırakmak istiyorum: “Bu yıl kaç öğrencimin hayatında olumlu bir iz bırakabilirim?” Belki de akademisyenlikte en güzel ölçütlerden biri budur.
Sevgili öğrenciler,
Sizlere de yeni akademik yılda bol merak, bol çalışma ve bolca güzel karşılaşma diliyorum.
Notlarınız elbette önemli. Sınavlarınızı başarıyla geçmeniz, iyi bir meslek edinmeniz ve kariyerinizde ilerlemeniz de önemli. Ama üniversite yıllarını yalnızca sınavlardan ibaret yaşamayın.
İyi insanlarla tanışın. Soru sorun. Araştırın. Üretin. Hata yapmaktan korkmayın. Bir hocanızın kapısını çalmaktan çekinmeyin. İlginizi çeken bir konunun peşinden gidin. Mesleğinizi yalnızca geçim sağlayacağınız bir iş olarak değil, başka insanların hayatına katkı sunabileceğiniz bir alan olarak görmeye çalışın.
Ve bir gün sizler de mesleğinizde yıllar geçirdiğinizde, bir öğrencinizin yanınıza gelip, “Hocam, sizin söylediğiniz bir şey benim mesleki hayatımı değiştirmişti.” demesini sağlayacak bir öğretim hayatınız olsun.
Yeni akademik yıl hepimize sağlık, huzur, merak, üretkenlik ve güzel başlangıçlar getirsin. Hocalarıma kolaylık ve ilham, öğrencilerime başarı ve güzel bir üniversite hayatı diliyorum.