Her sabah bir sınıfın kapısını açıyorlar. Çocuklar onlara “öğretmenim” diye sesleniyor. Yoklamayı alıyor, ders anlatıyor, sınav kâğıtlarını okuyorlar. Bir öğrencinin başarısına seviniyor, geride kalan için kaygılanıyorlar.
Fakat ay sonunda devlet aynı kelimeyi kullanmıyor.
Onların adı ücretli öğretmen.
Bu ifade ilk bakışta teknik bir istihdam biçimini anlatıyor. Fakat yıllarca sürdüğünde insan hayatına dokunan ağır bir karşılığı oluyor. Çünkü öğretmenlik geçici yapılabilecek bir iş değildir.
Ücretli öğretmenlik başlangıçta geçici öğretmen ihtiyacını karşılamak için düşünüldü. Hastalık, izin veya beklenmeyen açıklar elbette olabilir. Devletin böyle zamanlarda hızlı çözümlere ihtiyacı vardır.
Sorun geçici çözümün kalıcı çalışma biçimine dönüşmesidir.
Bir insan düşünün.
Eylül ayında sınıfına giriyor. Haziranda öğrencilerine karnelerini veriyor. Sonra yeni eğitim yılını beklemeye başlıyor.
Acaba yeniden görevlendirilecek mi?
Kaç saat ders verilecek?
Ay sonunda eline ne kadar para geçecek?
Sigorta primi kaç gün yatacak?
Bunlar yalnızca çalışma hayatına ilişkin sorular değildir. İnsan hayatını bu soruların cevaplarına göre kurar. Ev tutar, evlenir, çocuk sahibi olur. Geleceğe ilişkin küçük hesaplar yapar.
Belirsizlik uzadıkça hayat da ertelenmeye başlar.
Ücretli öğretmenin geliri sabit aylık maaş mantığıyla belirlenmiyor. Ödeme büyük ölçüde fiilen okutulan ders saatine bağlıdır. Tatiller ve ders yapılmayan dönemler geliri etkileyebilir.
Sosyal güvenlik bakımından da farklı bir tablo vardır. Prim günleri çalışmanın yapısına göre oluşur. Bu nedenle yıllarca öğretmenlik yapmak, aynı sürede tam prim biriktirmek anlamına gelmeyebilir.
Burada insanın vicdanını rahatsız eden bir çelişki var.
Aynı sınıfta aynı çocuklara ders veriyoruz.
Birine öğretmen diyoruz.
Diğerine de öğretmen diyoruz.
Fakat hayatlarını aynı güvenceyle karşılamıyoruz.
Elbette çözüm herkesi sınavsız biçimde kadroya almak değildir. Kamu hizmetinde liyakat korunmalıdır. Öğretmenlik mesleğinin niteliği de taviz verilecek bir alan değildir.
Fakat liyakat ile yıllarca süren güvencesizlik aynı şey değildir.
Dünyada farklı yöntemler uygulanıyor. Almanya’da eyaletlere göre alternatif öğretmenliğe giriş yolları bulunuyor. Fransa’da sözleşmeli öğretmenlerin daha kalıcı statülere ilerleyebileceği mekanizmalar mevcut. ABD’nin bazı eyaletlerinde alternatif sertifikasyon yolları uygulanıyor.
Bu modeller birbirinin aynısı değil.
Fakat bize önemli bir fikir veriyorlar.
Geçici öğretmenlik bir çıkmaz sokak olmak zorunda değildir.
Türkiye de kendi modelini oluşturabilir.
İlk yıl gerçekten geçici öğretmenlik dönemi olabilir. Devlet öğretmen ihtiyacını ve kişinin mesleki yeterliliğini değerlendirebilir.
Aynı ihtiyaç ikinci yıl da devam ediyorsa başka bir gerçek ortaya çıkar. Çünkü ihtiyaç artık tesadüfi değildir. Öğretmenin çalışması da geçici bir deneyim olmaktan uzaklaşmıştır.
Bu aşamada daha güvenceli sözleşmeli bir statü düşünülebilir. Belirli ders yükünün üzerinde çalışanlara aylık gelir güvencesi sağlanabilir. Sosyal güvenlik sistemi de buna uygun biçimde düzenlenebilir.
Üçüncü aşama kadroya giden yol olmalıdır.
Üç veya beş yıl başarılı biçimde öğretmenlik yapanların deneyimi yok sayılamaz. Bu süre merkezi değerlendirmede belirli bir ağırlığa sahip olabilir. Alan yeterliliği ve objektif başarı ölçütleri yine korunabilir.
Böylece iki adaletsizlik aynı anda önlenebilir.
Yıllarca çalışan öğretmen görmezden gelinmez.
Hiç kimseye de yalnızca çalıştığı için koşulsuz kadro verilmez.
Daha önemlisi, öğretmenin önünde bir yol görünür.
Çünkü insanı yalnızca düşük gelir yormaz. Nereye gittiğini bilmemek bazen daha fazla yorar.
Bir öğretmene “Seneye seni yeniden çağırabiliriz” demek kolaydır. Fakat o öğretmenin de bir senesi vardır. Onun da gençliği geçmektedir. Onun da kurmak istediği bir hayat vardır.
Üstelik mesele yalnızca öğretmenin hayatı değildir.
Her yıl öğretmeni değişen öğrenciyi de düşünmek gerekir. Okula aidiyet kuramayan öğretmeni düşünmek gerekir. Sürekli geçicilik üzerine kurulan bir eğitim sisteminin kurumsal hafızasını düşünmek gerekir.
Öğretmenlik yalnızca haftalık ders saatlerinin toplamı değildir.
Bir çocuk bazen yıllar sonra öğretmeninin tek cümlesini hatırlar. Öğretmen ise belki o cümleyi söylediğini bile unutmuştur.
Mesleğin tuhaf güzelliği buradadır.
Etkisi yıllarca sürer.
Böylesine uzun iz bırakan bir mesleği sürekli geçicilik içinde tutamayız.
Ücretli öğretmenlik gerçekten geçici ihtiyaçlar için devam edebilir. Fakat yıllarca aynı işi yapan insanlara başka bir kapı açılmalıdır.
O kapının üzerinde “ayrıcalık” yazmamalıdır.
“Emek, liyakat ve tecrübe” yazmalıdır.
Çünkü çocukların karşısında yıllardır öğretmen olan bir insana, hayatının geri kalanında hâlâ ne zaman öğretmen sayılacağını sordurmamalıyız.