Bir çocuk düşünün…
Size bir şey anlatmak istiyor. Gözleri ışıl ışıl, elleri heyecanla hareket ediyor. Belki sesi size ulaşmıyor; belki de sizin sesiniz ona bizim alıştığımız biçimde ulaşmıyor.
Ama anlatacakları var.
Hekimlik insana bazen çok yalın ama çok kıymetli bir gerçeği öğretir: Bir insanı duymak, yalnızca sesini işitmek değildir.
21–27 Eylül, sağır ve işitme kaybı olan bireylerin haklarının, iletişim olanaklarının ve toplumsal yaşama eşit katılımlarının yeniden hatırlandığı özel bir hafta. 2026 yılında da bu hafta, yalnızca farkındalık oluşturmayı değil; sağır bireylerin insan haklarını ve yaşamın her alanına eşit katılımını daha güçlü biçimde gündeme getirmeyi amaçlıyor.
Bir çocuk hekimi olarak baktığımda ise bu haftanın benim için çok daha başka bir anlamı var.
Çünkü çocukluk, insanın dünyayla bağ kurmayı öğrendiği zamandır.
Bir bebeğin annesinin yüzüne bakışı, bir çocuğun arkadaşlarıyla oynayışı, öğretmeninin anlattıklarını anlamaya çalışması, bir korkusunu, ihtiyacını ya da sevincini anlatabilmesi…
Bunların hepsi iletişimdir.
Dünya Sağlık Örgütüne göre dünyada 5–19 yaş arasındaki yaklaşık 95 milyon çocuk ve genç bir derece işitme kaybıyla yaşıyor. İşitme kaybının erken fark edilmesi ve çocuğun bireysel gereksinimlerine uygun desteğe ulaşabilmesi; iletişim, eğitim ve sosyal yaşama katılım açısından büyük önem taşıyor.
Ancak mesele yalnızca tıbbi ya da teknolojik destek değildir.
Bazen yapmamız gereken ilk şey çok daha basittir:
Çocuğun yüzüne dönmek…
Onu sabırla dinlemek…
Anlamadığında yeniden anlatmak…
Gerektiğinde yazıdan ve görsel iletişimden yararlanmak…
Ve en önemlisi, onun nasıl iletişim kurmak istediğine saygı göstermek.
Bir de işaret dili var.
İşaret dili yalnızca iletişimi kolaylaştıran bir araç değildir. Kendi yapısı, anlatım gücü ve kültürü olan bir dildir. Birleşmiş Milletlerin 23 Eylül’ü Uluslararası İşaret Dilleri Günü olarak kabul etmesinin ardında da bu anlayış bulunmaktadır.
Belki de bu hafta kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:
Onların bizi duymasını beklerken, biz onları gerçekten duyuyor muyuz?
Çünkü mesele yalnızca işitmek değildir.
Mesele anlaşılmaktır.
Bir çocuğun sınıfında arkadaşlarının arasında kendisini yalnız hissetmemesidir. Hastanede kendisine ne anlatıldığını anlayabilmesidir. Korktuğunda korkusunu, sevindiğinde sevincini ifade edebilmesidir.
Hayatın içinde başkalarının onun adına konuşmasına ihtiyaç duymadan:
“Ben de buradayım.”
diyebilmesidir.
Yıllar içinde çocuklarla çalışmak bana şunu öğretti:
Bir çocuğun dünyasına ulaşmanın tek bir yolu yoktur.
Bazen bir kelimeyle,
bazen bir bakışla,
bazen bir gülümsemeyle…
Bazen de iki elin sessizce kurduğu bir cümleyle.
Çünkü bir çocuğun kalbine ulaşmak için her zaman sese ihtiyaç yoktur.
Bazen gerçekten dinlemek yeterlidir.


Kaynaklar: Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Deafness and Hearing Loss; Birleşmiş Milletler, International Day of Sign Languages; World Federation of the Deaf, International Week of Deaf People 2026.