Hastanın soru sormaması, her şeyi anladığı anlamına gelmez. Ağrısından söz etmemesi de rahat olduğunu göstermez.
Sağlık hizmetinde bu iki basit ayrımı gözden kaçırdığımızda, işler yolunda görünürken hastanın ihtiyacını atlayabiliriz.
Hemşirelik bakımının niteliğini, yapılan işlemler kadar fark edilen ihtiyaçların da belirlediğini düşünüyorum. Söyleneni kaydetmek gereklidir. Fakat hastanın konuşmakta zorlandığı yeri fark etmek de mesleki sorumluluğun içindedir. Bunu kişisel inceliğe bırakılmış bir meziyet olarak göremeyiz.
Hastanede konuşmanın kendine özgü bir güç dengesi vardır. Bir tarafta ortamı, terimleri ve işleyişi bilen sağlık çalışanı bulunur. Diğer tarafta bedeninde ne olduğunu anlamaya çalışan, bazen bir sonraki soruyu sormaya bile çekinen hasta. Sağlık çalışanı için sıradan olan bir açıklama, hasta için hayatında ilk kez duyduğu bilgiler içerebilir. Konuşmanın tamamlanmasıyla anlaşmanın gerçekleşmesini aynı şey saymak kolaydır.
Taburculuk öncesinde kendisine bakım önerileri anlatılan bir hastayı düşünelim. Başını sallıyor, verilen kâğıdı alıyor, teşekkür ediyor. Bu davranışlardan evde ne yapacağını kavradığı sonucunu çıkarabilir miyiz? “Anladınız mı?” sorusuna verilen bir “evet” yeterli değildir. Hastanın yapacaklarını kendi sözleriyle anlatmasını istemek, anlaşılmayan noktaları fark etmeye yarar. Burada sınanan hastanın bilgisi değil, bizim açıklamamızın yeterliliğidir.
Bu ayrımın hemşirelik eğitiminde üzerinde daha fazla durulmasını önemsiyorum. Öğrenci bir işlemin basamaklarını doğru sıralayabilir. Aynı öğrencinin, karşısındaki kişinin anlamadığını söylemesine nasıl alan açacağını da öğrenmesi gerekir. “Size anlattım” diyebilmekle hastanın evde bakımını sürdürebilecek durumda olması arasında ciddi bir mesafe bulunabilir.
Bir başka ihtimal, hastanın ihtiyacını bildiği hâlde dile getirememesidir. Yardım istemekten çekinen, mahrem bir sorununu odadaki diğer kişilerin yanında anlatmak istemeyen biri olabilir. Böyle bir durumda soruyu daha yüksek sesle tekrarlamak işe yaramaz. Görüşmenin mahremiyetini sağlamak, hastanın kaygı ve tercihlerini dinlemek bakımın somut gerekleridir. Bazen konuşmayı mümkün kılan şey, sorunun kendisinden önce konuşulduğu koşullardır.
Yine de “hastanın söylemediğini duymak” ifadesinin bir sınırı var. Hastanın zihnini okuyamayız. Bakışını kaçıran birinin korktuğunu, sessiz duran birinin kırıldığını kesin olarak bilemeyiz. Gözlem, hüküm vermek için yeterli değildir; daha dikkatli sormak için bir başlangıçtır. Kendi yorumumuzu hastanın sözü yerine koyarsak, onu anlama çabası adına konuşma hakkını elinden alabiliriz.
Örneğin bir hasta önerilen uygulamaya katılmak istemediğinde, onu hemen “uyumsuz” diye tanımlamak açıklamayı erkenden bitirir. Neye itiraz ettiğini henüz öğrenmemiş olabiliriz. Canının yanacağından mı korkuyor, anlatılanı mı anlamadı, yoksa kendince önemli başka bir gerekçesi mi var? Bunların her biri farklı bir konuşmayı gerektirir. Hastanın kararına katılmasak da gerekçesini öğrenmek zorundayız.
Bu yaklaşımın hayata geçmesi, hemşirenin kişisel çabasının yanında uygun çalışma koşullarını da gerektirir. Dinlemek dikkat ister. Dikkatin sürdürülebilmesi için çalışma düzeninde yer gerekir. İş yükünün dengelenmesi ve hastayla iletişime zaman ayrılması, bu bakım anlayışını destekler. Nitelikli bakım, mesleki yetkinlik ile kurumsal desteğin birlikte güçlenmesiyle sürdürülebilir.
Eğitim açısından da ölçtüğümüz şeylere yeniden bakmak gerekir. Öğrencinin teknik becerisini değerlendirmek görece kolaydır. Hastanın sözünü kesmeden dinleyip dinlemediğini, anlamadığı noktayı fark edip etmediğini değerlendirmek daha çok emek ister. Bu güçlük, iletişimi kişiliğe bırakmanın gerekçesi olamaz. Mezun ettiğimiz kişinin hastayla nasıl konuştuğu, mesleki yeterliliğinin bir parçasıdır.
Benim savunduğum bakım anlayışında, hastanın sorusunu dile getirebilmesi yapılan işin içindedir. Sessizliği hemen memnuniyet saymadan, tereddüdü aceleyle yorumlamadan yanında durabilmek gerekir. Hasta konuştuğunda da cevabı hazırlamak için değil, ne demek istediğini anlamak için dinlemek. Bazen bakımın eksik kalan kısmını ancak o zaman öğreniriz.