Türk Tıp Dünyası Kurultayı’nın gündeminde en çok önemsediğim başlık “üreten sağlık” oldu. Türkiye’nin sağlık alanında bundan sonraki iddiasını bu kavramın taşıyabileceğini düşünüyorum.

Sağlık hizmetlerinde kazanılan deneyimin, ilaç geliştiren, tıbbi cihaz tasarlayan ve araştırmasını hastanın yararına sunabilen bir üretim gücüne dönüşmesi gerekiyor.

Sağlıkta Dönüşüm Programı ile edinilen birikim, bugün daha ileri bir hedefi konuşmamıza zemin hazırlıyor. Hastanelerimizde kullanılan teknolojilerin geliştirilmesine ne kadar katılıyoruz? Tedavi süreçlerinde karşılaşılan bir ihtiyacı araştırma konusuna, ardından kullanılabilir bir ürüne dönüştürebiliyor muyuz? Önümüzdeki dönemin başarısını bu sorulara vereceğimiz somut cevaplarda arıyorum.

Kurultayın bilimsel programı, bu bakımdan üzerinde düşünmeye değerdi. Kanser tedavilerinden hücre ve gen terapilerine, robotik girişimlerden yeni nesil tanı platformlarına uzanan başlıklar vardı. Bunları yan yana getiren şey, tıbbın geleceğine duyulan merakın ötesinde, o geleceğin geliştirilmesine katılma isteğiydi.

Örneğin programdaki “Laboratuvarı Çipe Sığdırmak” başlığına bakalım. Bir tanı işlemini daha küçük bir sistemde gerçekleştirme fikri, mühendislik açısından heyecan verici. Sağlık açısından değeri ise güvenilir sonuç üretmesi, kullanılabilir olması ve ihtiyaca cevap vermesiyle ortaya çıkar. Böyle bir cihazın geliştirilmesi; hekimin sorusunu, mühendisin tasarımını ve araştırmacının deneyini aynı çalışma içinde buluşturmayı gerektirir. Üretim dediğimiz sürecin güçlüğü de zenginliği de burada.

Bu nedenle sağlık sanayisini konuşurken üniversitedeki araştırma ile hastanedeki günlük işleyiş arasındaki ilişkiye daha fazla önem veriyorum. Klinik ihtiyaçların araştırmacıya ulaşabildiği, geliştirilen çözümün dikkatle sınanabildiği bir çalışma düzeni kurulmalı. Birbirini yalnızca toplantılarda dinleyen ekiplerin ortak ürün geliştirmesi zor. Bunun için birlikte çalışabilecekleri zaman, altyapı ve süreklilik gerekir.

Kurultayda klinik araştırmalara ayrılan yer de bu düşünceyi tamamlıyordu. Türkiye’nin bu alanda tercih edilen bir ülke ve bölgesel merkez olma hedefi, bilimsel kapasitenin nasıl değerlendirileceğiyle ilgili. Araştırmaya katılmak, araştırmanın sorusunu kurmak ve sonuçlarından yeni bir tedavi geliştirmek farklı aşamalar. İddiamızı büyütürken bu aşamaların her birinde ne kadar sorumluluk üstlendiğimize bakmalıyız.

Türk bilim insanlarının dünyadaki başarıları elbette gurur veriyor. Ben bu başarıları, ülkemizdeki çalışma ortamını geliştirmek için de bir dayanak olarak görüyorum. Başarılı bir araştırmacının bilgisi; ortak bir proje, yetiştirdiği gençler ve kurduğu bilimsel ilişkiler yoluyla daha geniş bir çevreye ulaşabilir. Kurultay gibi buluşmaların kalıcı değeri, bu ilişkilerin toplantı sonrasında çalışmaya devam etmesinde ortaya çıkar.

Programda genç bilim insanları için araştırmaya başlama, danışman bulma ve ilk proje seçimi gibi konuların bulunması bu yüzden anlamlıydı. İleri teknoloji hedefinin başlangıcında çoğu zaman oldukça somut bir ihtiyaç vardır: Sorusu ciddiye alınan bir öğrenci, çalışmasını sürdürebilen bir ekip, deneyini tekrar edebilen bir araştırmacı. Büyük hedeflere ayrılan dikkat, bu başlangıç koşullarına da ayrılmalı.

“Üreten sağlık” yaklaşımını güçlü bulmamın bir başka nedeni, sağlık hizmetinin geleceğiyle üretim kararlarını birlikte düşünmeye imkân vermesi. Yeni nesil bir cihazın sisteme alınması satın alma işlemiyle tamamlanmaz. Onu kullanacak ekibin eğitimi, bakımının sürekliliği ve hastaya sağladığı fayda da aynı kararın içindedir. Yerli üretim hedefini ciddiye almak, ürünün güvenilirliği ve niteliği konusunda yüksek bir ölçüyü benimsemeyi gerektirir.

Kurultayda Türkiye’nin ve diğer ülkelerin potansiyellerinin konuşulmasını da bu çerçevede değerli buluyorum. Her ülkenin aynı altyapıyı baştan kurması yerine, birbirini tamamlayan araştırma ve üretim ortaklıkları geliştirilebilir. Böyle bir iş birliğinin karşılığı, ortak çalışmanın nasıl yürütüleceği ve ortaya çıkan bilginin nasıl paylaşılacağı belirginleştiğinde görülecek.

Türkiye’nin sağlıkta kazandığı deneyimi bilimsel üretimle derinleştirmesi gerektiğine inanıyorum. Kurultayın “üreten sağlık” vurgusu, bu yönelişe güçlü bir düşünsel zemin sundu. Şimdi benim için takip etmeye değer olan, gündeme gelen fikirlerin hangi araştırmalara dönüştüğü, hangi ekiplerin birlikte çalışmayı sürdürdüğü ve bunların hastanın hayatında nasıl bir karşılık bulacağı.