Netflix dünyaya “Blue Zones”u anlattı. Peki Türkiye neden sağlıklı uzun yaşam coğrafyalarından biri olmasın?
Netflix’in Live to 100: Secrets of the Blue Zones belgeseli önemli bir soruyu yeniden dünyanın gündemine taşıdı:
Neden bazı toplumlarda insanlar yalnızca daha uzun değil, daha sağlıklı ve bağımsız yaşlanıyor?
Belgeselde Okinawa, Sardinya, İkaria, Nicoya ve Loma Linda gibi uzun yaşamla ilişkilendirilen toplumların günlük hayatları inceleniyor. Netflix – Live to 100: Secrets of the Blue Zones
Ancak bence Türkiye açısından daha ilginç bir soru var:
Ege ve Akdeniz kültürümüz; zeytinyağı, sebze ve bakliyat ağırlıklı mutfağımız, yoğurdumuz, kuruyemişlerimiz, güçlü aile ilişkilerimiz ve geleneksel hareketli yaşamımız düşünüldüğünde, Türkiye neden sağlıklı uzun yaşam konusunda dünyanın örnek coğrafyalarından biri olmasın?
Burada önemli bir bilimsel ayrım yapalım: Türkiye bugün doğrulanmış bir “Blue Zone” değildir. Hatta Blue Zones kavramının kendisi de bilim dünyasında metodoloji ve yaş doğrulama açısından tartışılmaktadır. Dolayısıyla amacımız Türkiye’ye yeni bir etiket yapıştırmak değil; Blue Zones gözlemlerinin bilimsel olarak desteklenen yönlerinden ne öğrenebileceğimizi sorgulamaktır.
Ve modern geriatri bize oldukça ilginç bir şey söylüyor:
Uzun yaşamın bazı ipuçları pahalı genetik testlerde değil; nasıl yürüdüğünüzde, nasıl ayağa kalktığınızda, kaslarınızda, dengenizde , manevi dünyanızda ve hatta arkadaşlarınızda saklı olabilir.
Takvim yaşınız mı, fonksiyonel yaşınız mı?
İki insan düşünün. İkisi de 70 yaşında.
Biri hızlı yürüyor, sandalyeden ellerini kullanmadan kalkıyor, alışverişini kendisi yapıyor, arkadaşlarıyla görüşüyor ve gün boyunca hareket ediyor.
Diğeri günün büyük bölümünü oturarak geçiriyor, yavaş yürüyor ve kas gücünü giderek kaybediyor.
Nüfus cüzdanlarında aynı yaş yazsa da fonksiyonel kapasiteleri aynı değildir.
Bunu ölçmenin şaşırtıcı derecede basit yolları var.
1. Ne kadar hızlı yürüyorsunuz?
Yürüme hızı geriatride güçlü bir fonksiyon göstergesidir.
65 yaş ve üzerindeki 34.485 kişinin değerlendirildiği JAMA çalışmasında yürüme hızının sağkalımla anlamlı biçimde ilişkili olduğu gösterildi. Yürüme hızındaki her 0,1 m/sn artış daha iyi sağkalımla ilişkiliydi.
Çünkü yürümek sadece bacakların işi değildir.
Kalp, akciğerler, kaslar, sinir sistemi, görme, denge ve koordinasyon aynı anda çalışır.
Bu nedenle esas soru:
“Kaç yaşındasınız?” değil, “Nasıl yürüyorsunuz?”
1. Elinizi ne kadar güçlü sıkabiliyorsunuz?
El kavrama gücü yalnızca el kaslarını ölçmez; bütün vücudun kas rezervi hakkında bilgi veren pratik bir göstergedir.
17 ülkeden yaklaşık 140 bin yetişkinin değerlendirildiği PURE çalışmasında kavrama gücündeki her 5 kilogramlık azalma, tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde yaklaşık %16’lık artışla ilişkiliydi.
Bu, “zayıf el sıkışması ölüme neden olur” demek değildir.
Kas gücü, organizmanın genel fizyolojik rezervinin önemli göstergelerinden biridir.
Bu nedenle sağlıklı yaşlanmada sadece kilo kaybını değil, kasın korunmasını da konuşmak zorundayız.
1. Sandalyeden ellerinizi kullanmadan kalkabiliyor musunuz?
Çok Basit görünüyor değil mi?
Ama bu hareket kalça ve bacak kas gücünü, koordinasyonu ve dengeyi aynı anda gerektiriyor.
Yaşlandıkça temel hedeflerden biri sadece tartıda daha hafif olmak değil:
Yağ kaybederken kası ve fonksiyonel kapasiteyi koruyabilmek.
Çünkü bağımsız yaşamanın en önemli ölçülerinden biri kastır.
1. Tek ayak üzerinde 10 saniye durabiliyor musunuz?
51–75 yaşındaki 1.702 kişinin değerlendirildiği çalışmada 10 saniyelik tek ayak duruşunu tamamlayamayan kişilerde, çeşitli değişkenler düzeltildikten sonra takip dönemindeki tüm nedenlere bağlı mortalite riski yaklaşık 1,84 kat daha yüksek bulundu.
Denge; kas, görme, vestibüler sistem, nörolojik fonksiyon ve genel kırılganlıktan etkilenir.
1. Uzun yaşamın görünmeyen ilacı: İnsan
Bence Blue Zones tartışmasının en güzel taraflarından biri burada başlıyor.
Sağlıklı yaşlanmayı yalnızca kolesterol, kan şekeri ve tansiyona indirgersek çok önemli bir faktörü kaçırıyoruz:
Birbirimizi.
148 çalışmadan 308.849 kişinin değerlendirildiği önemli meta-analizde daha güçlü sosyal ilişkilere ve manevi bağlara sahip insanların takip dönemindeki hayatta kalma olasılığı yaklaşık %50 daha yüksek bulundu.
Bu nedenle yaşlı bir hastaya:
“İlaçlarınızı kullanıyor musunuz?”
diye sormamız kadar,
“Kiminle görüşüyorsunuz?”
“Kim sizi arıyor?”
“Haftada kaç kez evden çıkıyorsunuz?”
“ İbadet ve dua ile aranız nasıl? “
diye sormamız da çok değerli olabilir.
Türkiye’nin burada kaybetmemesi gereken muazzam bir aile ortamı, manevi kültürel sermayesi var:
Aile, komşuluk, mahalle, dostluk ve dayanışma.
1. En şaşırtıcı nokta: Spor yapmak tek başına yetmeyebilir
Sabah bir saat spor yaptınız.
Harika.
Peki kalan 15 uyanık saatin 10–12 saatini oturarak geçiriyorsanız?
Modern yaşamın paradoksu tam burada.
Araştırmalar, orta-yüksek yoğunluklu egzersizin yanında hafif günlük fiziksel aktivitenin artırılması ve sedanter sürenin azaltılmasının sağlık açısından çok önemli olduğunu gösteriyor.
Dünya Sağlık Örgütü de yetişkinler ve ileri yaştaki bireyler için düzenli fiziksel aktivitenin yanı sıra sedanter geçirilen sürenin sınırlandırılmasını öneriyor. (WHO – Physical Activity and Sedentary Behaviour Guidelines)
Başka bir ifadeyle:
Haftada üç kez spor yapmak başka şeydir; hareketli bir insan olmak başka şey.
Blue Zones’un en güçlü ortak noktalarından biri budur.
İnsanlar “bugün egzersiz yapmalıyım” diye düşünmeden hareket ederler.
Yürürler.
Bahçeyle uğraşırlar.
Yemek hazırlarlar.
Arkadaşlarını ziyaret ederler.
Camiye giderler.
Merdiven çıkarlar.
Gün boyunca tekrar tekrar ayağa kalkarlar.
Egzersizi hayata eklemekten çok, hareketsizliği hayattan çıkarırlar.
Japonya’dan Türkiye’ye: Aynı reçete değil, benzer prensipler
🇯🇵 Okinawa – Japonya
Okinawa’nın geleneksel yaşamında bitki ağırlıklı beslenme, düşük enerji yoğunluğu, doğal hareket ve ikigai yani hayatta bir amaç ve anlam duygusu öne çıkıyor.
🇮🇹 Sardinya – İtalya
Dağlık yaşam, günlük yürüyüş, aile bağları ve geleneksel Akdeniz beslenmesi dikkat çekiyor.
İlginç olan şu:
Spor salonu günlük yaşamın merkezi değil; hareket günlük yaşamın kendisi.
🇹🇷 Peki ya Türkiye?
Türkiye’nin özellikle Ege ve Akdeniz kuşağı, Blue Zones araştırmalarında dikkat çeken birçok yaşam tarzı unsuruna zaten sahip.
Zeytinyağı.
Sebzeler.
Bakliyatlar.
Yoğurt ve fermente ürünler.
Kuruyemişler.
Mevsimsel beslenme.
Yürüyüş.
Bahçe ve tarımsal yaşam.
Güçlü aile ilişkileri.
Maneviyatın hayata hakim olması
Anadoluda Cami merkezinde geçen sosyal ortam ve hayatlar
Samimi Komşuluk ve topluluk kültürü.
Akdeniz diyetine ilişkin bilimsel kanıtlar da güçlü. PREDIMED randomize çalışmasında sızma zeytinyağı veya kuruyemişle desteklenen Akdeniz diyetinin yüksek kardiyovasküler risk taşıyan kişilerde majör kardiyovasküler olayları azaltabildiği gösterildi. (New England Journal of Medicine – PREDIMED)
Ancak burada bir çelişkimiz var.
Türkiye uzun yaşam için kültürel avantajlara sahipken modernleşmeyle bunların bir kısmını kaybediyor olabilir.
Yürüyüşün yerine otomobil…
Merdivenin yerine asansör…
Ev yemeğinin yerine ultra-işlenmiş gıda…
Mahalle sohbetinin yerine ekran…
Bahçenin yerine masa başı yaşam…
Cami merkezli hayattan uzaklaşma…
Yani mesele yeni bir “longevity ürünü” bulmaktan önce, elimizdeki Aile bağlarını, İslami yaşam felsefimizi ve Türk kültürünü kaybetmemek olabilir.
🇨🇷 Nicoya – Kosta Rika
Nicoya’daki uzun yaşam örüntüsünde geleneksel beslenme, günlük fiziksel aktivite, aile ilişkileri ve yaşam amacı gibi faktörler öne çıkıyor.
🇺🇸 Loma Linda – ABD
Belki de en düşündürücü örneklerden biri.
Aynı modern Amerikan toplumunun içinde farklı bir yaşam biçimi benimseyen Adventist topluluğunda uzun yaşam avantajı bildirilmiştir. Sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite, bitkisel besinlerin yoğun tüketimi ve güçlü topluluk bağları önemli faktörler arasında gösteriliyor.
Bu da bize önemli bir mesaj veriyor:
Coğrafya tek başına kader değildir. Yaşam kültürü de önemlidir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir “Blue Zone” etiketi değil
Bence asıl hedefimiz:
“Türkiye’yi Blue Zone ilan edelim” olmamalı.
Çok daha bilimsel ve anlamlı bir hedef koyabiliriz:
Türkiye’yi AİLE 10 yılında , Aile Bağlarını ve maneviyatını canlandırarak sağlıklı yaşlanmanın örnek ülkelerinden biri haline getirelim.
Bunun için hastanelerden önce şehirleri de düşünmeliyiz.
Yürünebilir mahalleler…
Parklar…
Bisiklet yolları…
Yaşlıların güvenle yürüyebileceği kaldırımlar…
Kuşakları bir araya getiren sosyal alanlar…
Sağlıklı geleneksel mutfağın korunması…
Cami merkezli hayatın canlandırılması ve özendirilmesi…
Ve 65 yaşından sonra insanlara sadece hastalıklarını değil, kaslarını, fonksiyonlarını ve sosyal bağlarını da sormak.
60 yaşından sonra kendinize lütfen şu 6 soruyu sorun
1. Ne kadar hızlı yürüyorum?
2. El kavrama gücüm nasıl?
3. Sandalyeden ellerimi kullanmadan kalkabiliyor muyum?
4. Güvenli koşullarda 10 saniye tek ayak üzerinde durabiliyor muyum?
5. Sosyal ve manevi olarak gerçekten bağlarım var mı?
6. Spor dışında gün boyunca ne kadar hareket ediyorum?
Bunların hiçbiri tek başına “kaç yıl yaşayacağınızı” söylemez.
Ama birlikte çok önemli bir şeyi anlatırlar:
Nasıl yaşlandığınızı.
Netflix’in Live to 100 belgeselinin popülerleştirdiği Blue Zones hikâyesini yalnızca Okinawa’ya, Sardinya’ya ya da Nicoya’ya hayranlıkla bakarak bitirmeyelim.
Türkiye’nin zeytin ağacını, sofrasını, yürüyüşünü, aile bağlarını , cami merkezli ortamlarını ve komşuluğunu yeniden düşünelim.
Geleceğin sağlıklı yaşlanma modeli yeni bir hapta değil;
eski ama doğru bazı alışkanlıklarımızı , Aile bağlarımızın değerini modern bilimle yeniden keşfetmekte.
Çünkü mesele yalnızca hayata yıllar eklemek değil.
Yıllara hayat ekleyebilmek.
Ailenizim Hekimi
Dr. Yavuz Selim Sılay