Üsküdar Tıbbiye Camii’nde cuma namazının ardından bir cenaze namazı kılındı. Fakat ortada tabut yoktu. İnsan ister istemez merak ediyor. Sonra sebebini öğrendiğinizde, tabutun yokluğu başka türlü ağırlaşıyor.
Değerli bir hocamızın Doğu Türkistan’da yaşayan kardeşi yaklaşık bir yıl önce vefat etmiş. Hocamız ise kardeşinin ölüm haberini ancak şimdi alabilmiş.
Bir yıl…
Kardeşiniz ölüyor ve siz bilmiyorsunuz.
Aynı anne babanın evladı olduğunuz, aynı sofraya oturduğunuz, çocukluğunuzu paylaştığınız insan artık hayatta değil. Fakat siz bunu bilmiyorsunuz. Belki bir gün haber gelir diye bekliyorsunuz. Belki yeniden görüşeceğiniz günü düşünüyorsunuz.
Oysa kardeşiniz çoktan toprağa verilmiş.
Tıbbiye Camii’ndeki o tabutsuz cenaze namazı, bana Doğu Türkistan hakkında okuduğum nice haberden daha ağır geldi.
Çünkü rakam yoktu.
Siyasi tartışma yoktu.
Diplomatik cümleler yoktu.
Sadece kardeşinin öldüğünü bir yıl sonra öğrenebilen bir insan vardı.
Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurların dış dünyadaki yakınlarıyla iletişimlerinin önündeki ağır engeller uzun zamandır biliniyor. Aileler birbirlerinden uzun süre haber alamıyor. Hayatın en sıradan ve en insani haberleri bile zamanında ulaşmayabiliyor.
Ama ölüm başka.
Ölüm beklemez.
Cenaze beklemez.
Bir kardeşin vedası bir yıl sonraya bırakılamaz.
Çin, dünyanın herhangi bir ülkesi değil. Binlerce yıllık tarihi olan büyük bir medeniyet. Bugün ekonomisiyle, sanayisiyle, teknolojisiyle ve dünya siyasetindeki ağırlığıyla küresel bir güç.
Tam da bu yüzden insan daha yüksek bir ölçü bekliyor.
Çin gibi büyük bir ülkeye bunlar yakışmıyor.
Karşınızda bir avuç Uygur Türkü var.
Ailesini, dilini, kültürünü, hatıralarını yaşatmak isteyen insanlar.
Bir kardeşin kardeşinden haber alması Çin’i nasıl zayıflatabilir?
Bir evladın annesinin sağ olup olmadığını bilmesi hangi büyük devlet için tehdit olabilir?
Bir insanın kardeşinin cenazesinden zamanında haberdar olması hangi güvenlik meselesinden daha ağır olabilir?
Bunlar siyasi taleplerden önce insan olmanın en sade ihtiyaçları.
Çin halkına karşı bir öfkemiz yok. Çin’in tarihine, kültürüne, medeniyetine düşmanlık etmek de meseleyi anlamak değildir.
Aksine.
Çin’in büyüklüğüne inanıyorsak, ona büyüklüğüne yakışanı söylemek gerekir.
Büyük devlet, bir avuç insandan korkmaz.
Büyük medeniyet, insanların aile bağlarını tehdit olarak görmez.
Kudret bazen yapabildiğiniz şeylerle değil, yapmamayı tercih ettiğiniz şeylerle anlaşılır.
Üsküdar Tıbbiye Camii’nde o gün tabut yoktu.
Binlerce kilometre ötede bir yıl önce toprağa verilmiş bir insanın cenaze namazı kılınıyordu. Buradaki kardeşi ise vedasını ancak şimdi yapabiliyordu.
Bir ülkenin ekonomik büyüklüğünü rakamlarla ölçebilirsiniz. Teknolojik gücünü patentlerle, fabrikalarla, hızlı trenlerle gösterebilirsiniz.
Medeniyetin ölçüsü daha sessiz yerlerde ortaya çıkar.
Bazen bir caminin birkaç safında.
Bazen bulunmayan bir tabutun önünde.
Ve bazen tek bir soruda:
Bir insan, kardeşinin öldüğünü neden bir yıl sonra öğrenir?