Söz söyleme, Allah’ın yarattığı bütün varlıklar arasında sadece insana tanınmış büyük bir ayrıcalıktır. İnsanlar arasındaki iletişimin temelini söz oluşturur. Söylenen bir söz, bazen bir ilişkiyi başlatabilir, bazen de bitirebilir; kimi zaman motive eder, kimi zaman kırar. Bu nedenle etkili söz söyleme, yalnızca güzel konuşmak değil, doğru zamanda, doğru kişiye, doğru biçimde hitap edebilme sanatıdır.
İyi söylenmiş bir söz bir öğrencinin hayatını değiştirebilir, bir çalışanın motivasyonunu artırabilir ya da bir anlaşmazlığı barışa dönüştürebilir. Tarih boyunca liderlerin, düşünürlerin ve sanatçıların iz bırakmasının ardında da bu güç vardır.
“Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, hayırlı söz söylesin veyahut sussun.” (Tirmizi)
Söz ustası Koca Yunus, o nefis ifadeleri ile yüzyıllar öncesinden sesleniyor bize:
“Keleci bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz”
Ağı katılmış aşı bal eden sözler ancak değerli ve büyük insanlardan çıkar. Konuşmasını, güzel söz söylemesini bilen, diline ve dile hâkim olan kişinin söylediği sözler onun yüzünü kara çıkarmaz. O, ne kendini mahcup eder ne de dostlarını. Bilakis gittiği her yerde, bulunduğu her ortamda kendi saygı ve itibar gördüğü gibi dostlarına da itibar kazandırır. Çünkü o, ağızdan çıkan sözün, yaydan çıkan bir ok gibi olduğunun farkındadır. Düşünüp taşınmadan, gelişi güzel söylenen sözler de zihinlerde, gönüllerde huzursuzluğa sebep olur.
Meşhur hikâyedir; sultanın biri düşünde dişlerinin söküldüğünü görmüş. Önden arkaya doğru ağzında hiç dişi kalmamış. Dehşetle uyanmış ve derhal ülkesinin en iyi rüya yorumcusunu huzuruna getirtmiş. Adam rüyayı dinledikten sonra telaşlanıp “Eyvah hünkarım eyvah!” demiş, “Gördüğünüz rüya bir felaketi gösteriyor. Çocuklarınızın her bireri ölecek!... Allah size sabır versin...” Hükümdar duyduklarından dolayı çok üzülmüş. Öfkesi başından aşmış ve bu üzüntülü haberi kendisine veren adama gazap edip attırmış zindana. Çeksin cezasını!...
Günler geçtikçe padişahın içine bir umut düşmüş. Nihayet bu bir rüyadır ve belki başka türlü de yorumu vardır. Bu sefer başka bir yorumcu çağırtmış. Bu gelen de rüyayı sonuna kadar dinlemiş. O da önce üzülmüş, ama sonra şöyle anlatmış:
- Hünkârım rüyanız mübarek olsun. Allah size öyle uzun ömür bağışlamış ki, evlatlarınızın hepsinden uzun yaşayacak, onların mutluluklarına şahit olacaksınız.
Padişah duyduklarından dolayı gayetle mutlu, tabirciye ihsanlarda bulunmuş.
Marifet en kötü şartlarda bile insanların gönlünü ferahlatmak. Ağulu aşı bal ile yağ eden söze güzel bir örnek. İlk yorumcu ile ikinci yorumcunun söylediklerinin arasında fark yok. Sözün önemi ve gücü, sözü söyleyenin temsil keyfiyetine bağlıdır. Sonuçta yaşanan farkı da belirtmeye gerek yok.
Yine anlatılır, hani başka bir padişahın da çok sevdiği bir atı varmış. Yalnızca bu atın bakımı için birkaç seyis görevlendirmiş. Atı o kadar severmiş ki “Kim bu atın öldüğünü bana söylerse başını cellâda veririm” der, böylece herkesin o ata ihtimam göstermesini sağlarmış. Ne var ki at da bir canın sahibi, üç yıl, beş yıl derken vadesi yetince günün birinde ölüvermiş. Seyislerin her biri padişahın gözüne çarpılmamak için köşe bucak saklanır olmuşlar. Öyle ya, kim şimdi huzura çıkıp “Sultanım, atınız maalesef öldü!” diyebilir ki? Bunu hükümdara söyleyecek bir adam aramaya başlamışlar. Bilgelerden, söz bilen bir zat çıkıp “Hiç korkmayın, ben bu haberi sultana veririm, siz de rahat eder, başınızı kurtarırsınız” demiş. Dediğini de yapmış, huzura çıkıp padişaha arz etmiş:
- Haşmetli hünkârım! Atınız her zamanki haşmetiyle bir yattı ki yerinden kaldırabilmek kabil değil.
- İşte benim asil atım!...
- Gözlerini bir yumdu ki açsa da o nergis gözleri bir kez daha görebilsem diye hasretle bekleşenler neredeyse kuruyup soldular.
- Gözlerini açmadı demek, Allah Allah!... Böyle yapmazdı hiç!...
- Ceylanları andıran ayaklarını şöyle bir uzattı ki, görenler, toplamasını beklemek beyhude emek diyorlar.
- Ayaklarını uzattı ha!?... Hımmm!...
- Üstelik hünkârım nalları da güneşe karşı bir parlıyor, bir parlıyor…
- Desene ki atım öldü…
- Hünkarım, and olsun bunu siz söylediniz!... Ben öyle bir şey demedim.
Padişah üzülmüş üzülmesine ama adamın sözdeki kurnazlığına da hayran kalmış, onu sevindirmiş, seyislere de atın hesabını sormamış.
“Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
Pek sakın o şah katından, seni ırağ ede bir söz”