Hafta sonu geldi; hepimiz günümüzü gördük. Dünya bir ilki daha deneyimledi: ilk trilyonerimiz oldu!
Elon Musk kameralara farklı bakıp gülümsedi.
İçinde yaşadığımız gezegeni bu hale getirdikten sonra, şimdi de kendisi gibi bırakıp kaçma sevdalıları mı desem… Halka arz edilen SpaceX hisseleri roketleri gibi uçuşta. Yeter ki buradaki deneyimlerini Mars’a taşımaya kalkmasınlar.
Ama bu hafta sonu herkes gününü göremedi.
Lübnanlı 7 aylık Sam örneğin, araba koltuğunda sessiz sakin otururken, İsrailli bir askerin tek kurşunuyla alnından vurularak öldü.
Sam canından olurken, “biz siviliz” dercesine elini kaldıran babanın elini, feryat etmek isteyen annenin çenesini de vurmuşlar.
Sam’in annesi ve babası için yalnızca bu hafta sonu değil, bundan sonrası da karanlık.
Onlar artık her sabah nasıl bir dünyaya uyanacak?
Uzunlardan uzun yolculuğumuzda bir türlü uyuyamadım.
Sam’in hayali, yıllar önce Gürol’un düğünü için yola çıktığımız uçakta koridorda emekleyen Can’ın hayaline karıştı.
Babası, Sam’in çok meraklı bir bebek olduğunu söylüyor. Zaten söylemesine gerek yok; gözleri öyle parlıyor ki…
Sanki dünyayı anlamaya değil, dünyayı aydınlatmaya gelmiş gibi.
Bir yandan mühendislik master’ından dünya kupasına giden arkadaşlarım Aus’un attığı golü konuşuyor.
Peter, Fransızca yazmış: “Bonjour Nur, bugün Aus zaferini kutluyor” diyor.
Hepsi hangi tarafta olduğumu merak ediyor.
Etmesinler.
Ben bunlara bir türlü konsantre olamıyorum.
Dün bir de İngiltere’de özel okullarda bin bir emekle okuttuğu oğlunu, sonra dilini bile konuşmadığı Ukrayna için savaşırken bir şekilde kaçırtan ama sonra kaybeden annenin;
ve PTSD’nin ağırlığıyla sokaklarda uyuyan, intiharın eşiğindeki M’nin hikâyesini duydum…
Bütün bunlar üst üste gelince insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor:
Biz Sam’e, M’ye, çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Ve bu dünya, onların gözlerinde nasıl görünüyor?
Sam’in gözleri artık kapanmış olabilir; ama bize düşen, onun göremediği geleceği değiştirmek.
Bir bebek ölürken, bir genç kaybolurken aslında hepimiz biraz daha eksiliyoruz.
Ama yine de umudu bütünüyle kaybetmeye hakkımız yok.
Çünkü bazen dünyayı ayakta tutan şey büyük zaferler değil; bir annenin duası, bir babanın sabrı, bir çocuğun meraklı bakışıdır.
Karanlık büyüyor olabilir.
Ama ışık da inatçıdır.
Ve belki de bütün mesele, o ışığın bir çocuğun gözünde yeniden yanabilmesi için elimizden geleni yapmaktır.