Hiç düşündünüz mü, neden bazen tek bir insanın bizi fark etmesi, milyonlarca insanın arasında var olmaktan daha değerli hissettirir?

Sosyal medyada paylaştığımız bir fotoğraf yeterince beğenilmediğinde neden hayal kırıklığına uğrarız? Yaptıklarımızın görülmediğini düşündüğümüzde içimizde oluşan boşluk yalnızca kişisel bir hassasiyet midir?

Belki de mesele sadece “görülmek” değildir. Belki görülme ihtiyacımızın arkasında, insanın sosyal bir varlık olarak gelişmesi ve beynimizin sosyal ilişkileri değerlendirme biçimi vardır.

Hepimiz zaman zaman görülmediğimizi, fark edilmediğimizi veya yeterince değer görmediğimizi düşünmüşüzdür. Peki bu duygu nereden kaynaklanır? Görülme ve kabul edilme ihtiyacımızın beynin işleyişiyle bir bağlantısı olabilir mi?

İnsan, evrimsel tarihi boyunca büyük ölçüde sosyal gruplar içinde yaşamını sürdürdü. Bir topluluğun parçası olmak; korunma, kaynaklara erişme, iş birliği yapma ve hayatta kalma açısından önemli avantajlar sağladı. Grubun dışında kalmak ise birçok durumda daha az destek ve daha yüksek yaşam riski anlamına geliyordu. Bu nedenle sosyal bağ kurma ve kabul görme ihtiyacının insan davranışında güçlü bir yer edinmiş olabileceği düşünülmektedir.

Roy Baumeister ve Mark Leary tarafından ortaya konan “Ait Olma İhtiyacı Hipotezi”, insanların kalıcı ve olumlu sosyal bağlar kurma eğiliminin temel psikolojik gereksinimlerden biri olduğunu öne sürmektedir. Buna göre insan yalnızca çevresinde başka insanların bulunmasına değil, devamlılık gösteren, güven veren ve karşılıklı kabul içeren ilişkilere ihtiyaç duyar (Baumeister & Leary, 1995).

Bu ihtiyaç, kararlarımızı, motivasyonumuzu, davranışlarımızı ve ruhsal iyilik hâlimizi etkileyebilir. Bir gruba ait olduğumuzu hissetmek güven verirken dışlanmak, önemsenmediğimizi düşünmek veya görmezden gelinmek güçlü bir duygusal rahatsızlık oluşturabilir.

Başkaları tarafından takdir edilmek, ismimizin olumlu biçimde anılması veya yaptıklarımızın değer gördüğünü hissetmek, beynin ödül değerlendirme süreçleriyle ilişkili bölgelerinde aktivite oluşturabilir. Keise Izuma ve arkadaşlarının nörogörüntüleme çalışmasında, kişiye olumlu bir sosyal itibara sahip olduğunun bildirilmesinin özellikle striatumdaki ödülle ilişkili bölgeleri etkinleştirdiği gösterilmiştir. Araştırmacılar, bu aktivitenin parasal ödüller sırasında gözlenen beyin etkinliğiyle kısmen örtüştüğünü bildirmiştir (Izuma ve ark., 2008).

Bu bulgu, sosyal takdirin beynimiz tarafından önemsiz veya yüzeysel bir deneyim olarak değerlendirilmediğini düşündürmektedir. Değer görmek ve olumlu geri bildirim almak, davranışlarımızı sürdürme isteğimizi güçlendirebilir.

Bu noktada dopamin sıklıkla “mutluluk kimyasalı” olarak tanımlansa da bu ifade oldukça eksiktir. Dopaminerjik sistemler, ödülün değerlendirilmesi ve ödül beklentilerinin deneyimlere göre güncellenmesi gibi öğrenme süreçlerinde önemli rol oynar. Özellikle beklenen ödülle gerçekleşen sonuç arasındaki fark, sonraki beklentilerin ve davranışların şekillenmesine katkıda bulunan bir öğrenme sinyali oluşturabilir (Schultz, 2016).

Sosyal kabulün ödüllendirici biçimde deneyimlenmesi, kimi durumlarda bireyin içinde bulunduğu grubun tercih ve davranışlarından etkilenmesine katkıda bulunabilir. Ancak insan davranışlarını yalnızca beynin ödül sistemiyle açıklamak doğru değildir. Kişilik özellikleri, yetiştirilme biçimi, kültürel çevre, arkadaş ilişkileri ve içinde bulunulan koşullar da kararlarımız üzerinde etkilidir.

Sosyal kabulün yalnızca psikolojik bir deneyim olmadığını düşündüren dikkat çekici çalışmalardan biri Naomi Eisenberger ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, sanal bir top oyunu sırasında sosyal olarak dışlanan katılımcıların beyin aktiviteleri incelenmiştir. Sosyal dışlanma sırasında anterior singulat korteksin özellikle dorsal bölümündeki aktivitenin arttığı ve bu artışın katılımcıların bildirdiği sosyal sıkıntıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Sağ ventral prefrontal korteks aktivitesinin ise bildirilen sıkıntıyla ters yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir (Eisenberger ve ark., 2003).

Bu çalışma, sosyal dışlanmanın fiziksel ağrının özellikle duygusal ve rahatsız edici yönleriyle ilişkili bazı beyin süreçleriyle kesişebileceğini düşündürmüştür. Bununla birlikte daha sonraki bir meta-analiz, sosyal dışlanmanın fiziksel ağrıyla bütünüyle aynı sinirsel “ağrı matrisi” üzerinden işlendiği iddiasını desteklememiştir (Cacioppo ve ark., 2013).

Bu nedenle “dışlanmak fiziksel ağrıyla tamamen aynıdır” demek yerine, iki deneyimin rahatsızlık ve duygusal sıkıntıyla ilişkili bazı süreçler bakımından kesişebileceğini söylemek daha doğru olacaktır.

Burada önemli bir yöntemsel noktayı da hatırlamak gerekir. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme çalışmalarında gözlenen aktivite değişiklikleri, tek bir duygunun veya düşüncenin beyindeki kesin merkezini göstermez. Bu çalışmalar, farklı psikolojik süreçlerle sinirsel etkinlikler arasındaki ilişkileri ortaya koymaya çalışır. Ancak belirli bir beyin bölgesindeki aktiviteden hareketle tek başına belirli bir düşünceye veya duyguya ulaşmak her zaman mümkün değildir (Poldrack, 2006).

Yine de görmezden gelinmek, önemsenmediğimizi düşünmek veya bir grubun dışında bırakılmak gerçek bir duygusal acıya yol açabilir. “Kalbim kırıldı” veya “İçim acıdı” gibi ifadelerin gündelik dilde kullanılması, bu deneyimin insanlar tarafından ne kadar güçlü hissedilebildiğini göstermektedir.

Günümüzde görülme ve kabul edilme arayışı, dijital dünyada çok daha belirgin hâle gelmiştir. Sosyal medya platformlarındaki beğeniler, yorumlar ve paylaşımlar kişiye kısa süreli bir sosyal onay hissi verebilir. Bu geri bildirimler, içeriğin yeniden paylaşılması veya kişinin benzer davranışları tekrarlaması için motivasyon oluşturabilir.

Lauren Sherman ve arkadaşlarının ergenler üzerinde gerçekleştirdiği fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme çalışmasında, Instagram benzeri bir ortamda çok sayıda beğeniyle sunulan fotoğrafların ödül işleme, sosyal biliş ve dikkatle ilişkili beyin bölgelerinde daha yüksek aktivite oluşturduğu gözlenmiştir. Katılımcıların, çok sayıda beğeni almış fotoğrafları kendilerinin de beğenmeye daha yatkın oldukları belirlenmiştir (Sherman ve ark., 2016).

Bu bulgu, dijital dünyadaki sosyal onayın neden güçlü bir motivasyon kaynağı hâline gelebildiğini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Bir paylaşımın çok sayıda kişi tarafından beğenilmesi, kişiye kabul edildiği, ilgi gördüğü ve grubun içinde yer aldığı hissini verebilir.

Ancak görünür olmak ile gerçek bir sosyal bağ kurmak aynı şey değildir.

Çok sayıda insan tarafından tanınmak veya takip edilmek, kişinin kendisini anlaşılmış ve kabul edilmiş hissedeceği anlamına gelmez. İnsan kalabalıklar içinde de yalnız hissedebilir. Yalnızlık yalnızca çevremizde insanların bulunmaması değil, ihtiyaç duyduğumuz ilişkinin niteliğiyle sahip olduğumuz ilişkiler arasındaki uyumsuzlukla da ilgilidir (Cacioppo & Cacioppo, 2018).

Belki de bu yüzden binlerce kişinin beğendiği bir paylaşım, değer verdiğimiz tek bir insanın sessizliği kadar güçlü bir etki bırakmayabilir. Çünkü insan için önemli olan yalnızca kaç kişi tarafından görüldüğü değil, kim tarafından ve nasıl görüldüğüdür.

Burada kendimize şu soruyu sormamız gerekir:

Gerçekten kim olduğumuz için mi görünür olmak istiyoruz, yoksa görünür olabilmek için mi kim olduğumuzu değiştirmeye başlıyoruz?

Sosyal kabul arzusu, kimi zaman tercihlerimizin ve davranışlarımızın içinde bulunduğumuz grubun eğilimlerinden etkilenmesine katkıda bulunabilir. Ancak bu durum kaçınılmaz değildir. İnsan, kabul görme ihtiyacını fark ettiğinde davranışlarının ne kadarının kendi değerlerinden, ne kadarının başkalarının onayını kazanma arzusundan kaynaklandığını daha sağlıklı değerlendirebilir.

Belki de insanın ihtiyaç duyduğu şey yalnızca görünür olmak değildir. Asıl ihtiyaç; güvendiği insanlar tarafından olduğu hâliyle kabul edilmek, anlaşılmak ve değer görmektir.

Çünkü insan için en güçlü sosyal deneyimlerden biri, yalnızca fark edilmek değil, bir yere ait olduğunu hissedebilmektir.

Gerçek görünürlük, herkes tarafından bilinmekten çok, doğru insanlar tarafından anlaşılabilmektir.

## Kaynakça

Baumeister RF, Leary MR. The Need to Belong: Desire for Interpersonal Attachments as a Fundamental Human Motivation. Psychological Bulletin. 1995;117(3):497–529.

Cacioppo JT, Cacioppo S. The Growing Problem of Loneliness. The Lancet. 2018;391(10119):426.

Cacioppo S, Frum C, Asp E, Weiss RM, Lewis JW, Cacioppo JT. A Quantitative Meta-Analysis of Functional Imaging Studies of Social Rejection. Scientific Reports. 2013;3:2027.

Eisenberger NI, Lieberman MD, Williams KD. Does Rejection Hurt? An fMRI Study of Social Exclusion. Science. 2003;302(5643):290–292.

Izuma K, Saito DN, Sadato N. Processing of Social and Monetary Rewards in the Human Striatum. Neuron. 2008;58(2):284–294.

Poldrack RA. Can Cognitive Processes Be Inferred from Neuroimaging Data? Trends in Cognitive Sciences. 2006;10(2):59–63.

Schultz W. Dopamine Reward Prediction-Error Signalling: A Two-Component Response. Nature Reviews Neuroscience. 2016;17(3):183–195.

Sherman LE, Payton AA, Hernandez LM, Greenfield PM, Dapretto M. The Power of the Like in Adolescence: Effects of Peer Influence on Neural and Behavioral Responses to Social Media. Psychological Science. 2016;27(7):1027–1035.