Son dönemde sosyal medyada ve bazı sağlık platformlarında sıkça dile getirilen bir iddia var. “Fazla su içmek aslında zararlı. Sürekli idrara çıkmak vücuttaki elektrolitleri atıyor ve bu yüzden çok su içmemek gerekiyor.” Peki bu söylem bilimsel verilerle ne kadar örtüşüyor?

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, insan vücudu milyonlarca yıllık evrimsel süreçte su ve elektrolit dengesini koruyabilecek son derece gelişmiş mekanizmalara sahiptir. Sağlıklı bir böbrek, gün içerisinde alınan sıvı miktarına göre idrarın yoğunluğunu ve miktarını ayarlayarak sodyum, potasyum, magnezyum ve diğer minerallerin büyük bölümünü yeniden geri emer. Bu nedenle normal sınırlar içerisinde fazla su içmek, tek başına ciddi bir mineral eksikliği oluşturmaz. Ancak buradan “Ne kadar çok su içersen o kadar sağlıklıdır.” sonucu da çıkarılmamalıdır. Çünkü fizyolojide çoğu zaman doğru cevap uçlarda ziyade dengededir. Özellikle kısa süre içerisinde gereğinden fazla su tüketildiğinde böbreklerin atabileceği su miktarı aşılabilir ve kandaki sodyum düzeyi düşmeye başlayabilir. Hiponatremi olarak adlandırılan bu tablo; baş ağrısı, mide bulantısı, bilinç değişiklikleri ve ileri vakalarda hayati risk oluşturabilecek nörolojik sorunlara kadar ilerleyebilir. Dayanıklılık sporcularında, maraton koşucularında ve “ne kadar çok su o kadar iyi” düşüncesiyle hareket eden kişilerde bu durum literatürde uzun yıllardır tanımlanmaktadır.

Diğer taraftan idrarla birlikte belirli miktarda elektrolit kaybı olması tamamen normal bir fizyolojik süreçtir. Böbreğin görevi zaten vücudun ihtiyacından fazlasını uzaklaştırmaktır. Buradaki önemli nokta, sağlıklı bireylerde bu kaybın çoğunlukla beslenme ile kolaylıkla yerine konulabilmesi ve böbreklerin mineral dengesini büyük ölçüde koruyabilmesidir. Dolayısıyla “Su içtikçe bütün minerallerinizi kaybedersiniz.” şeklindeki ifadeler bilimsel açıdan doğru değildir. Su tüketimini tek bir rakama indirgemek de doğru bir yaklaşım değildir. İhtiyaç; yaşa, cinsiyete, vücut ağırlığına, fiziksel aktivite düzeyine, hava sıcaklığına, kullanılan ilaçlara ve kronik hastalıkların varlığına göre değişiklik gösterir. Terlemenin arttığı yaz aylarında veya yoğun egzersiz yapan bireylerde sıvı ihtiyacı doğal olarak yükselirken, bazı kalp ve böbrek hastalarında sıvı alımının hekim kontrolünde sınırlandırılması gerekebilir.

Bilimsel yaklaşım bize şunu söylüyor: Ne susuz kalmak sağlıklıdır ne de gereksiz yere litrelerce su tüketmek. Amaç, vücudun fizyolojik gereksinimini karşılayacak kadar su içmek ve bunu bireysel ihtiyaçlara göre planlamaktır. Sağlık, çoğu zaman dengede gizlidir. Su da bunun en güzel örneklerinden biridir. Doğru miktarda tüketildiğinde yaşamın temelidir; ancak her besinde olduğu gibi “daha fazlası her zaman daha iyidir” düşüncesi bilimsel gerçeklerle her zaman örtüşmez.

Hatırlatılması gereken en önemli nokta günlük sıvı gereksinimi yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite, iklim koşulları, gebelik, emzirme ve mevcut hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Özellikle kalp, böbrek ve karaciğer hastalığı bulunan bireylerde sıvı tüketimi mutlaka hekim ve diyetisyen önerisine göre planlanmalıdır. Herkese güzel ve sağlıklı günler dilerim..