Göz damlası küçük bir tüpte ya da şişede satılır. Kullanımı da birkaç saniye sürer. Bu yüzden çoğu kişiye zararsız görünür. Oysa göz, ilacın doğrudan hassas dokulara ulaştığı bir organdır. Küçük bir damla, sanıldığından çok daha güçlü bir etki yaratabilir.

Tam da bu nedenle göz damlasını sıradan bir ürün gibi görmek yanıltıcıdır. Reçeteyle verilmesi, yalnızca eczaneden alınma biçimiyle ilgili değildir; hangi damlanın hangi durumda, ne kadar süreyle ve hangi dozda kullanılacağını belirleyen tıbbi bir değerlendirmeye dayanır. Her ürünün amacı ve içeriği farklıdır. Bir damlanın reçeteli olması, onu gelişigüzel kullanıma açmaz; tersine, kullanımının neden denetim gerektirdiğini gösterir. Bazıları yalnızca nemlendirir. Bazıları damarları büzer. Bazıları antibiyotik, bazıları ise kortizon içerir.

Asıl sorun çoğu zaman ilacın kendisi değildir. Sorun, doğru ilacın yanlış yerde, yanlış dozda veya gereğinden uzun süre kullanılmasıdır. Gözde bu tür hatalar bazen sessiz ilerler. Kişi kendini iyi hissederken göz içi basıncı yükselmiş olabilir.

Kortizonlu damlalar bunun en açık örneğidir. Doğru hastada son derece değerlidir. Bazı iltihabi göz hastalıklarında vazgeçilmez olabilir. Ancak kontrolsüz kullanıldığında göz içi basıncını artırabilir. Uzun süreli kullanım katarakt riskini de yükseltebilir.

Dahası, kortizon bazı enfeksiyonların belirtilerini geçici olarak bastırabilir. Kızarıklık azalınca kişi iyileştiğini düşünebilir. Oysa altta yatan sorun ilerlemeye devam ediyor olabilir. Bu nedenle geçici rahatlama, her zaman gerçek iyileşme anlamına gelmez.

Kızarıklık giderici damlalar da benzer bir yanılgı yaratır. İnsan aynaya baktığında beyaz bir göz görmek ister. Damla damarları daraltır ve kızarıklık azalır. Bu hızlı sonuç, kişide güven duygusu oluşturur.

Fakat kızarıklık bir hastalık adı değildir. Uykusuzlukta da görülür, alerjide de. Kuru göz, enfeksiyon veya daha ciddi hastalıklar da kızarıklığa yol açabilir. Görüntüyü düzeltmek, nedeni ortadan kaldırmaz.

Üstelik bazı kızarıklık giderici damlaların sık kullanımı ters etki yaratabilir. Damla bırakıldığında kızarıklık yeniden belirginleşir. Kişi bunu yeni bir sorun sanıp damlayı daha sık kullanmaya başlayabilir. Böylece kısa süreli rahatlama, bir kullanım döngüsüne dönüşür.

Bu noktada başka bir alışkanlık da devreye girer: başkasının damlasını kullanmak. “Bana iyi gelmişti” cümlesi tıpta güvenilir bir reçete değildir. Aynı belirti, iki kişide tamamen farklı nedenlerden kaynaklanabilir. Birine iyi gelen damla, başka bir kişide etkisiz kalabilir veya zarar verebilir.

Üstelik şişe ya da tek kullanımlık tüp paylaşmak hijyen açısından da risklidir. Damlanın ucu göze, kirpiğe veya parmağa değmemelidir. Steril olması gereken bir ürün bu yolla kolayca kirlenebilir. Tek kullanımlık ürünler açıldıktan sonra yeniden kullanılmamalı ve başkalarıyla paylaşılmamalıdır.

Son yıllarda bazı göz damlalarının mikrobiyal kirlenme nedeniyle geri çağrılması, bu riskin teorik olmadığını gösterdi. Göz, vücudun bazı doğal savunma mekanizmalarından burada yararlanamaz. Bu nedenle sterilite, basit bir üretim ayrıntısı değil, doğrudan güvenlik meselesidir.

Yapay gözyaşları genellikle daha güvenli kabul edilir. Ancak bütün ürünler aynı değildir. İçerdikleri koruyucu maddeler, kullanım sıklığı ve göz yüzeyinin durumu önem taşır. Sürekli damla kullanma ihtiyacı da bazen başka bir sorunun işareti olabilir. Bu nedenle “zararsız” kabul edilen ürünlerde bile ölçü önemlidir.

Burada tıbbın dikkat çekici bir çelişkisi ortaya çıkar. İnsanlar tablet kullanırken daha temkinli davranabilir. Göze damlatılan birkaç damlayı ise çoğu zaman ilaç olarak görmez.

Bunun nedeni kullanım biçimi olabilir. İğne yoktur, işlem birkaç saniye sürer ve ürün genellikle reçeteyle satılsa bile küçük bir şişe ya da tek kullanımlık tüp, ilacın gücünü zihnimizde küçültür.

Oysa bir ilacın etkisi ambalajının büyüklüğüyle ölçülmez. Bir damla çok yararlı olabilir. Aynı damla yanlış kullanıldığında gereksiz ve ciddi riskler yaratabilir. Önemli olan miktarı değil, neyi tedavi ettiğini ve nasıl kullanıldığını bilmektir.

Bu yüzden göz hekimliğinde hedef yalnızca kızarıklığı hızla geçirmek değildir. Kaşıntıyı birkaç saat susturmak da yeterli değildir. Önce hangi sorunun tedavi edildiğini anlamak gerekir. Belirtiyi bastırmakla hastalığı tedavi etmek aynı şey değildir.

Özellikle ağrı, görme azalması, ışığa belirgin hassasiyet veya yoğun akıntı varsa gelişigüzel damla kullanılmamalıdır. Bu belirtiler, gözün değerlendirilmesini gerektirebilir. Yanlış damla, tanıyı geciktirebilir ve sorunun ilerlemesine yol açabilir.

Evde yıllardır duran bir şişe de masum değildir. Açılmış ürünlerin kullanım süreleri değişebilir. Son kullanma tarihi kadar, açıldıktan sonra nasıl saklandığı da önemlidir. Tek kullanımlık tüpler ise açıldıktan sonra bekletilmeden kullanılmalı ve yeniden saklanmamalıdır.

Göz damlasıyla kurmamız gereken ilişki, aslında tıpla kurduğumuz ilişkiye benzer. Kolay ulaşılabilen bir şeyi önemsiz sanmamak gerekir. Hızlı rahatlamayı doğru tedaviyle karıştırmamak gerekir. Bir ürünün küçük olması, etkisinin de küçük olduğu anlamına gelmez.

Bir damla bazen gerçekten yalnızca bir damladır. Bazen de güçlü bir tedavinin en doğrudan yoludur. Aradaki farkı belirleyen şey, bilinçli kullanımdır. Gözünüze damlatmadan önce şu soruyu sormak gerekir: Bu damla neyi tedavi ediyor ve benim buna gerçekten ihtiyacım var mı?