Geçmişi çok eskilere dayanan, örf ve adetlerimizde yerleşip kalıplaşmış bazı özlü tabirler vardır. Bu sözler, insanın içine düştüğü sıkıntı ve gerginliklere karşı adeta koruyucu bir kalkan işlevi görür. Kimi kimselere bu tabirler manasız, gereksiz ya da boş laf gibi gelebilir. Oysa bu sözlerin, insanı ayakta tutan, toparlayan ve yol gösteren bir etkisi olduğu da inkâr edilemez. “Bunda da bir hayır vardır” yahut bu yazıya başlık olan “Bu da geçer ya hu” sözü, tam da bu hikmete yaslanır. Böyle özlü ifadeler, karşılaşılan zorluklar karşısında insana dayanma gücü verir.

Bazen şer gibi görünen olayların arkasından nice hayırlar çıkar. Eğer bir olay karşısında, sizi ayakta tutacak bu tür bir bakış açısından mahrum kalırsanız, aşırı gerginleşir, sıkıntıya sürüklenebilirsiniz. Üzüntünüz artar, sabrınız tükenir, umudunuz zayıflar. Oysa “Bu da geçer ya hu” ya da “Bunda da bir hayır vardır” diyebilen insan, yaşadığı hadisenin üzerindeki menfi etkisini azaltmayı başarır.

“Bu da geçer ya hu” sözü, her şeyin faniliğini hatırlatan derin bir anlam taşır. Üzüntü, gam, keder, dert, kaygı, tasa, bela ve musibet gibi hallerin de; sevinç, haz, talih, ikbal, mevki ve makamın da geçici olduğunu ifade eder. İnsana, neye üzülürse üzülsün ya da neye sevinirse sevinsin, bunun ebedî olmadığını fısıldar.

Bu söz, işgal altındaki İstanbul’da halk arasında gizli bir slogan olarak da kullanılmıştır. 1918 yılında İstanbul işgal edilip düşman savaş gemileri Boğaz’a dayandığında, hattat İsmail Hakkı Altunbezer bir kâğıda “Bu da geçer ya hu” yazıp atölyesine asar. Kısa sürede iş yerleri, kahvehaneler ve pek çok mekân bu yazıyla donatılır. Halkın işgale karşı sessiz ama derin tepkisini dile getiren bu söz, mütareke yıllarının adeta simgesi hâline gelir.

Şer gibi görünen olayların ardından hayırların çıkabileceğine dair irşat eserlerinde de pek çok örnek anlatılır. Bunlardan biri de şöyledir: Yazın yaylaya çıkan yörüklerden birinin kümesindeki horozu bir gece tilki götürür. Adam çaresizdir, yapabileceği bir şey yoktur ve “Bunda bir hayır vardır hanım” diyerek geçiştirir. İkinci gece eşeğini kurt kapar. Adam yine, “Bunda da bir hayır vardır hanım” der. Üçüncü gece ise çevredeki köpekler gelip kendi köpeğini boğarlar. Adam yine aynı tevekkülle, “Bunda da bir hayır vardır” deyince, hanım artık dayanamaz ve feryat eder: “Ya hu, bunun neresinde hayır var? Yayladan yaylaya eşyayı taşıyacağın eşeğin, sürünü koruyacak köpeğin, sesiyle sabaha karşı seni uyandıracak horozun vardı, hepsi gitti. Bunun neresinde hayır var?”

Adam yine sükûnetini korur, umudunu yitirmez ve der ki: “Hanım, şer gibi görünen olayların arkasından da hayırlar çıkabilir. Bunun arkasından da bir hayır çıkması muhtemeldir, sen ümidini kaybetme.”

Aradan çok geçmez, bir gece yayladaki çadırlara eşkıya baskın yapar. Karanlıkta birbirine yakın dizilmiş çadırları sırayla soyarlar, direnenleri yaralar, ne bulurlarsa alıp götürürler. Ancak bu ailenin çadırına dokunmazlar. Çünkü köpekleri yoktur havlasın, eşekleri yoktur anırsın, horozları yoktur ötsün de eşkıyaya yakınlarda bir çadır olduğunu belli etsin. Böylece karanlıkta fark edilmezler ve soygundan kurtulurlar.

Bu manzara karşısında mahcup olan hanım, “Bey, galiba aceleci davrandım. Meğer bazı şer görüntülerinin arkasından gerçekten hayır çıkıyormuş. Yoksa şimdi bizim de çadırımızda hiçbir şey kalmayacaktı” der. Adamın cevabı yine aynıdır: “Hanım, bunda da bir hayır vardır. Bu olay, ihmal ettiğimiz tedbirleri almamıza vesile oldu. Şimdi yaylanın giriş çıkışlarına nöbet kulübeleri yapıyoruz. Bundan sonra böyle bir baskın olmayacaktır.”

Dostlar, hayatta boşuna ve manasız hiçbir şey yoktur. Her olayın arkasında nice hikmetler, nice hayırlar gizlidir. Yeter ki doğru yorumlamayı bil, olayların verdiği ikaz ve ihtarları iyi oku. Gerekli tedbirleri almaktan geri durma, aynı sonuçlara yeniden maruz kalmamak için çare aramayı ihmal etme. Böylece şer gibi görünen bir olayı, aldığın ders ve tedbirlerle hayra çevirmiş olursun. “Bu da geçer ya hu” diyerek mücadele gücünü, gayretini ve azmini sürdür.

Kaldı ki, şer zannedip üzüldüğümüz, sıkıntı duyduğumuz pek çok olayın aslında hayır olduğu, zaman içinde ortaya çıkan sonuçlarla anlaşılır. O vakit, boşuna üzülmüş olduğumuzu fark eder ve bunu mahcubiyetle idrak ederiz.