- yüzyıl Osmanlı tıp tarihinin dikkat çekici isimlerinden Ankaralı Nidâî’nin hayatı, Kırım Hanlığı’ndan Konya’ya, oradan Osmanlı sarayına uzanan sıra dışı bir yolculukla şekillendi. Hekim, şair, tarihçi ve mutasavvıf kimlikleriyle tanınan Nidâî’nin yaşamına ilişkin bilgilerin önemli bir bölümü kendi eserlerinde verdiği bilgilere dayanıyor.
Kaynaklarda Nidâî Mehmed Çelebi Ankaravî, Şa‘bân Nidâî, Derviş Nidâî ve Hekim Nidâî gibi farklı adlarla anılan müellifin doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Eserlerindeki bilgilerden hareketle yaklaşık 1509 yılında doğduğu kabul ediliyor.
Nidâî’nin hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri ise Kırım’a yaptığı seyahat oldu.
Kırım Hanı Sâhib Giray’ın çevresine girdi
Nidâî, Kırım’a yaptığı seyahat sırasında 1532-1551 yılları arasında hanlık yapan Sâhib Giray Han’ın çevresine girdi. Kaynaklar onun hana hocalık yaptığını ve Kırım’da Remmal Hoca adıyla da tanındığını aktarıyor.
Kırım yılları Nidâî’yi yalnızca saray çevresine yaklaştırmadı. Aynı zamanda onu Kırım tarihinin tanıklarından ve anlatıcılarından biri haline getirdi.
Sâhib Giray dönemini konu alan eserleri, 16. yüzyıl Kırım Hanlığı tarihi açısından önemli kaynaklar arasında değerlendiriliyor. Nidâî’nin hanın yakın çevresinde bulunması, anlattığı bazı gelişmelere doğrudan tanıklık etmiş olabileceğini de gösteriyor.
Ancak Kırım sarayındaki konumu uzun süre devam etmedi.
Elçilik görevinin ardından zindana gönderildi
Nidâî’nin Menâfiü’n-nâs adlı eserinde anlattığına göre Sâhib Giray Han tarafından Kanûnî Sultan Süleyman’a elçi olarak gönderildi.
Nidâî’nin aktardığı hikâyeye göre, İstanbul’da bulunduğu sırada kendisini çekemeyen kişiler onun Kırım Hanı aleyhinde konuştuğunu ileri sürdü. Kırım’a döndüğünde hakkında yapılan suçlamalar nedeniyle hapsedildi.
Nidâî, zindanda yedi yıl kaldığını anlatıyor.
Bu ayrıntı önem taşıyor. Çünkü Nidâî’nin hapis hayatı ve ardından tıp öğrenmesi hakkındaki bilgiler bağımsız bir mahkeme veya saray kaydından değil, büyük ölçüde kendi eserinde aktardığı biyografik anlatıdan geliyor.
Bu nedenle hayatının bu bölümü aktarılırken Nidâî’nin kendi anlatımı ile tarihsel olarak dış kaynaklardan doğrulanabilen bilgiler birbirinden ayrılıyor.
Zindandan çıktıktan sonra tıp öğrendiğini anlattı
Nidâî’nin hekimliğe geçişi de hayatının en ilginç bölümlerinden biri.
Kendi anlatımına göre zindandan çıktıktan sonra Hz. Muhammed’in soyundan geldiğini belirttiği yaşlı bir kişiyle karşılaştı ve ondan tıp tahsil ederek hekimlik icazeti aldı.
Dolayısıyla Nidâî için kullanılan “Kırım’da tıp eğitimi aldı” ifadesi, bugünkü anlamıyla bir tıp fakültesinde veya kurumsal bir eğitim merkezinde öğrenim gördüğü şeklinde anlaşılmamalı.
Eldeki bilgiler, dönemin eğitim anlayışına uygun olarak bir hocadan tıp bilgisi öğrenmesi ve ardından icazet alması üzerine kurulu.
Nidâî daha sonra tıp alanında eserler kaleme aldı ve hekimlik faaliyetini sürdürdü.
Böylece Kırım’a farklı bir kimlikle giden Nidâî’nin yaşamında hekimlik dönemi başladı.
Kırım’dan Konya’ya uzanan yol
Kırım’dan ayrıldıktan sonra Anadolu’ya dönen Nidâî’nin yolu Konya’ya düştü.
O dönemde Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Selim Konya’da bulunuyordu. Nidâî, Şehzade Selim’in himayesine girdi ve onun hekimi oldu.
Kaynaklar Nidâî’nin bu dönemde Mevlevîliğe de intisap ettiğini belirtiyor. Eserlerinde kendisini “Derviş Nidâî” şeklinde anması da onun tasavvufî yönünü gösteren işaretlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Nidâî’nin kariyerindeki asıl değişim ise 1566 yılında yaşandı.
Kanûnî Sultan Süleyman’ın ölümünün ardından Şehzade Selim Osmanlı tahtına çıktı ve II. Selim adıyla padişah oldu.
Nidâî de II. Selim’in tahta çıkmasının ardından saray hekimliğine getirildi.
Böylece Kırım Hanlığı’nda Sâhib Giray’ın çevresinde bulunan, kendi anlatımına göre uzun yıllar zindanda kalan ve ardından tıp öğrenen Nidâî’nin yolu Osmanlı sarayına kadar ulaştı.
Hekimbaşı olduğu iddiası doğru değil
Nidâî’nin hayatıyla ilgili kaynaklarda uzun süre tekrarlanan önemli bir karışıklık da bulunuyor.
Bazı eski çalışmalarda onun II. Selim döneminde hekimbaşılığa kadar yükseldiği ileri sürüldü.
Ancak Kanûnî Sultan Süleyman ve II. Selim dönemlerinin hekimbaşıları üzerine yapılan incelemelerde Nidâî’nin adına bu görevde rastlanmıyor.
Karışıklığın nedenlerinden biri, Nidâî’nin Kanûnî döneminin önemli hekimlerinden Kaysûnîzâde Bedreddin Muhammed ile karıştırılması.
Bu nedenle mevcut bilgiler ışığında Nidâî için “II. Selim döneminde saray hekimi” denilmesi doğru; “hekimbaşı” unvanının ise kesin bir bilgi olarak kullanılmaması gerekiyor.
En önemli eserlerinden biri Menâfiü’n-nâs
Nidâî’yi tıp tarihi açısından önemli hale getiren yalnızca sarayda hekimlik yapması değildi.
1566 yılında kaleme aldığı Menâfiü’n-nâs, onun en tanınmış tıp eserlerinden biri oldu.
Manzum ve mensur bölümler içeren eser 60 bölümden oluşuyordu. Dönemin tıp anlayışı çerçevesinde insan bedeni, hastalıklar, tedavi yöntemleri ve çeşitli ilaç terkipleri hakkında bilgiler içeriyordu.
Nidâî’nin eseri yazma gerekçesi de dikkat çekiciydi.
Eser üzerine yapılan araştırmalara göre Nidâî, özellikle hekim bulunmayan bölgelerde yaşayan insanların tıp bilgisinden yararlanabilmesini amaçladığını belirtiyordu. Bu yaklaşım, Menâfiü’n-nâs’ı yalnızca hekimlere yönelik teknik bir metin olmaktan çıkararak daha geniş bir okuyucu kitlesine hitap eden bir sağlık kitabı haline getiriyordu.
Eserin yaygınlığı yazma nüshalarından da anlaşılıyor.
Araştırmalarda yalnızca Türkiye kütüphanelerinde 97 Menâfiü’n-nâs nüshası tespit edilmiş olması, kitabın sonraki dönemlerde geniş biçimde çoğaltıldığını ve okunduğunu gösteriyor.
Tıp bilgisini şiirle anlattı
Nidâî tıp bilgisini yalnızca mensur anlatımla aktarmadı.
Menâfiü’n-nâs’taki bilgileri daha kısa ve manzum biçimde ele aldığı Dürr-i Manzûm, Osmanlı dönemi manzum tıp eserlerinin dikkat çeken örneklerinden biri oldu.
1567 yılında kaleme alınan eser 721 beyitten oluşuyor.
Mesnevi tarzında hazırlanan Dürr-i Manzûm’da insan bedeni, hastalıkların teşhisi ve tedavisi, çeşitli ilaçlar ve dönemin tıp anlayışına ait konular şiir biçiminde anlatılıyor.
Eser II. Selim’e sunuldu.
Bilginin manzum biçimde aktarılması dönemin eğitim ve yazma kültürü açısından işlevsel bir yöntemdi. Vezin ve kafiye, bilgilerin hatırlanmasını kolaylaştırabiliyor; tıp bilgisi böylece şiirin hafıza gücünden yararlanılarak aktarılabiliyordu.
Nidâî bu yönüyle tıp ile edebiyatı aynı metinde bir araya getiren Osmanlı hekimlerinden biri oldu.
Hekimliğin yanında tarih de yazdı
Nidâî’nin eserleri yalnızca tıpla sınırlı değildi.
Kırım’da bulunduğu yıllarda yaşanan olayları anlatan eserleri onun tarihçi yönünü de ortaya koyuyor. Özellikle Sâhib Giray dönemine ilişkin yazdıkları, 16. yüzyıl Kırım Hanlığı tarihini inceleyen araştırmacılar için kaynak niteliği taşıyor.
Tasavvufî eserler de kaleme alan Nidâî, böylece dönemin tek bir uzmanlık alanına bağlı olmayan aydın tipinin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Hayatının farklı dönemlerinde Kırım, Konya ve İstanbul gibi merkezlerde bulunan Nidâî; tarih, tasavvuf, edebiyat ve tıp arasında uzanan geniş bir eser külliyatı bıraktı.
Ölüm tarihi kesin olarak bilinmiyor
Nidâî’nin ölüm tarihine ilişkin kesin bir kayıt bulunmuyor.
Bilinen önemli tarihlerden biri, Dürr-i Manzûm’u 1567 yılında II. Selim’e sunmuş olması.
Bu nedenle araştırmacılar Nidâî’nin 1567 yılından sonraki bir tarihte öldüğünü kabul ediyor.
Onun yaşam öyküsünün bazı bölümlerinin kendi eserlerindeki anlatılardan öğrenilmesi, Nidâî hakkında kesin hükümler verirken dikkatli olunmasını gerektiriyor. Buna karşılık Kırım’da Sâhib Giray’ın çevresinde bulunması, Konya’da Şehzade Selim’in hekimi olması ve II. Selim döneminde saray hekimliğine getirilmesi tarihsel kaynaklarda daha açık biçimde izlenebiliyor.
Kırım’dan saraya uzanan bir hekimlik hikâyesi
Ankaralı Nidâî’nin hayatı, 16. yüzyılda tıp bilgisinin nasıl edinildiğine ilişkin dikkat çekici bir örnek sunuyor.
Onun hekimliğe geçişinde bugünkü anlamıyla kurumsal bir tıp eğitimi yerine, bir hocadan öğrenilen bilgiler ve icazet sistemi öne çıkıyor.
Kırım Hanı Sâhib Giray’ın çevresinde başlayan yolculuğunun zindan yıllarıyla kesintiye uğraması, ardından hekimliğe yönelmesi, Konya’da Şehzade Selim’in hizmetine girmesi ve sonunda Osmanlı sarayında hekimlik yapması Nidâî’nin biyografisini dönemin sıra dışı yaşam öykülerinden biri haline getiriyor.
Ancak Nidâî’nin asıl kalıcı mirası yalnızca sarayda ulaştığı konum değildi.
Menâfiü’n-nâs ve Dürr-i Manzûm gibi eserleri, onun tıp bilgisini Türkçe ve anlaşılır biçimde aktarma çabasını yüzyıllar sonrasına taşıdı.
Kaynaklar
TDV İslâm Ansiklopedisi — Sadettin Özçelik, “Nidâî”
İstanbul Üniversitesi Türkiyat Mecmuası — Fatma Şen, “Nidâî ve Kırım Tarihi Hakkında Yeni Bir Eseri: Nusret-i Gazâ-yı Sâhib Gerây Han, Hikâyet-i Boğdan”
Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü — Ümran Ay, Nidâî, Dürr-i Manzûm: İnceleme-Karşılaştırmalı Metin
İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü — Sadettin Özçelik, Menâfiü’n-nâs: Dil Özellikleri-Metin-Sözlük
Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten — Nidâî’nin Dürr-i Manzûm’u üzerine akademik çalışma





