Bir hekimin yanılgısı nasıl yüzyıllarca yaşayabilir?
Tıp tarihinde çok az isim Galen kadar büyük bir etki bıraktı.
Yaklaşık MS 129 yılında Bergama’da doğan Galen; anatomi, fizyoloji, sinir sistemi, farmakoloji, hastalık teorileri ve tedavi üzerine son derece geniş bir külliyat oluşturdu.
Hayvanlar üzerinde deneyler yaptı, sinirlerin işlevlerini araştırdı, arterlerin kan taşıdığını gösteren gözlemler gerçekleştirdi ve döneminin tıp bilgisini büyük bir sistem içinde toplamaya çalıştı.
Bu nedenle Galen’i yalnızca “yanılan antik hekim” olarak değerlendirmek doğru değildir.
Tam tersine, antik dünyanın en önemli deneysel hekimlerinden biriydi.
Fakat büyük bir sorun vardı.
Galen’in doğru gözlemleri ile yanlış çıkarımları aynı güçlü tıp sisteminin parçaları haline geldi.
Üstelik sonraki yüzyıllarda Galen’in otoritesi o kadar büyüdü ki onun bazı yanlış görüşleri tıp eğitiminde çok uzun süre yaşamaya devam etti.
Galenik tıp özellikle anatomi ve fizyoloji alanında yaklaşık bir buçuk bin yıla yaklaşan bir etki oluşturdu.
Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır:
Galen’in bütün görüşleri 1500 yıl boyunca hiç sorgulanmadan kabul edilmedi.
Râzî, Abdüllatif el-Bağdadî ve İbnü’n-Nefîs gibi İslam dünyasının önemli hekimleri Galen’in bazı görüşlerini ondan yüzyıllar sonra eleştirdiler.
-
yüzyılda Andreas Vesalius insan anatomisi üzerinden bu sorgulamayı sistematik hale getirdi.
-
yüzyılda William Harvey ise deney ve hesaplamalarla Galenik dolaşım anlayışının temelini sarstı.
Galen’in hikâyesini asıl önemli yapan da budur:
Bilimsel otorite ne kadar güçlü olursa olsun, gözlemle uyuşmayan bilgi yeniden sınanmak zorundadır.
Galen’in en büyük sorunu: Hayvandan insana aktarım
Galen’in insan anatomisini doğrudan inceleme olanaklarının ne ölçüde bulunduğu tarihçiler arasında tartışmalıdır.
Ancak günümüze ulaşan anatomik çalışmalarının önemli bölümünün hayvan diseksiyonlarına dayandığı konusunda güçlü bir tarihsel uzlaşı vardır.
Galen özellikle maymunlar ve çeşitli memeliler üzerinde ayrıntılı çalışmalar yaptı.
Bu çalışmalar karşılaştırmalı anatomi açısından olağanüstü değer taşıyordu.
Fakat kritik sorun şuydu:
Hayvanlarda gördüğü bazı yapıların insanlarda da aynı biçimde bulunacağını düşündü.
Tıp tarihindeki en meşhur Galenik anatomi hatalarının önemli bir bölümü buradan doğdu.
1. İnsanda olmayan “mucizevi damar ağı”
Galen’in en ünlü anatomik yanılgılarından biri rete mirabile, yani “mucizevi ağ”dı.
Bazı memelilerde beyin tabanında karmaşık bir arter ağı gerçekten bulunur.
Galen ise insan beyninin tabanında da benzer bir arter ağı bulunduğunu kabul etti.
Rete mirabile Galen’in teorisinde yalnızca anatomik bir yapı değildi.
Onun fizyolojik sisteminde kalple ilişkili “yaşamsal pneuma”nın beyin bölgesinde “hayvansal pneuma”ya dönüşmesiyle ilişkilendiriliyordu.
Sorun şuydu:
Galen’in tarif ettiği gerçek arteriyel rete mirabile normal insan anatomisinde bulunmuyordu.
Andreas Vesalius bile gençlik yıllarında Galen’in otoritesinden etkilenmişti.
1538 yılında hazırladığı anatomik çalışmalarda insan rete mirabilesini çizdi.
Ancak insan diseksiyonları arttıkça bir sorunla karşılaştı:
Aradığı yapıyı bulamıyordu.
1543 yılında yayımladığı De humani corporis fabrica adlı eserinde önceki görüşünden vazgeçti ve Galen’in tarif ettiği rete mirabilenin insanlarda bulunmadığını açıkladı.
Üstelik yapının bazı hayvanlarda gerçekten bulunduğunu göstermek için hayvan disseksiyonlarından yararlandı.
Vesalius’un yaşadığı dönüşüm bilim tarihinin en öğretici örneklerinden biridir.
Önce otoriteye inanmıştı.
Sonra doğrudan gözleme baktı.
Ve ikisi uyuşmadığında görüşünü değiştirdi.
2. Kalbin duvarındaki görünmez gözenekler
Galen’in dolaşım modelinin en önemli sorunlarından biri kalbin sağ ve sol karıncıkları arasındaki geçişti.
Galenik sisteme göre kanın bir bölümünün sağ ventrikülden sol ventriküle ulaşması gerekiyordu.
Ancak iki karıncık arasındaki kalın duvarda gözle görülebilen bir açıklık yoktu.
Bu sorun bir varsayımla çözüldü:
İnterventriküler septumda gözle görülemeyecek kadar küçük gözenekler bulunmalıydı.
Kan bu görünmez geçitlerden sağ ventrikülden sol ventriküle ulaşıyordu.
Bugün biliyoruz ki normal kalpte interventriküler septumdan kanın bu biçimde geçmesini sağlayan böyle gözenekler bulunmaz.
Sağ ventrikülden çıkan kan pulmoner arter yoluyla akciğerlere gider.
Akciğerlerden pulmoner venlerle sol atriyuma döner ve ardından sol ventriküle geçer.
Ancak Galen’in bu görüşüne yönelik en önemli itirazlardan biri Avrupa Rönesansı'ndan yüzyıllar önce geldi.
İbnü’n-Nefîs Galen’e açıkça karşı çıktı
- yüzyılda yaşayan hekim İbnü’n-Nefîs, Galenik dolaşım sisteminin temel varsayımlarından birini açık biçimde reddetti.
İnterventriküler septumun kanın geçmesine izin verecek görünür veya görünmez açıklıklar taşımadığını belirtti.
Kan sağ ventrikülden sol ventriküle kalbin duvarından geçemezdi.
Bunun yerine sağ ventrikülden akciğerlere gitmeli ve akciğerlerden kalbin sol tarafına ulaşmalıydı.
İbnü’n-Nefîs ayrıca pulmoner arter ile pulmoner ven arasında küçük bağlantılar bulunması gerektiğini yazdı.
Bu ifade günümüz tıp tarihi literatüründe pulmoner mikrodolaşım anlayışına doğru önemli bir adım olarak değerlendirilir.
Ancak kılcal damarların doğrudan mikroskobik olarak gösterilmesi çok daha sonra, 17. yüzyılda Marcello Malpighi ile mümkün olacaktı.
Dolayısıyla şu popüler anlatı doğru değildir:
“Galen’in bütün görüşlerine 1500 yıl boyunca kimse karşı çıkmadı.”
Karşı çıkanlar vardı.
Fakat Galenik sistemin etkisi olağanüstü güçlüydü.
3. Kanın kaynağı karaciğer sanılıyordu
Galen’in fizyolojisinde karaciğer bugünkünden çok daha merkezi bir organdı.
Sindirim sisteminden gelen besinlerin karaciğerde işlenerek kana dönüştüğünü düşünüyordu.
Karaciğer bir anlamda sürekli çalışan bir kan üretim merkeziydi.
Burada oluşan venöz kan vücudun dokularına taşınıyor ve dokular tarafından beslenmek amacıyla tüketiliyordu.
Bu modelde modern anlamda kapalı bir dolaşım sistemi yoktu.
Kan, kalpten çıkıp damarlar içinde bütün vücudu dolaştıktan sonra yeniden kalbe dönen sürekli bir devre olarak düşünülmüyordu.
Venöz ve arteriyel sistemler de bugünkü anlayışımızdaki tek dolaşım sisteminin birbirine bağlı bölümleri olarak görülmüyordu.
Galenik dolaşım anlayışının yüzyıllar boyunca etkili olmasının en önemli sonuçlarından biri buydu.
Harvey’nin hesabı sistemi değiştirdi
- yüzyılda İngiliz hekim William Harvey dolaşım sorununa farklı bir yöntemle yaklaştı.
Yalnızca anatomiye bakmadı.
Deney yaptı.
Damarları bağladı.
Kan akımının yönünü inceledi.
Ve en önemlisi:
Hesap yaptı.
Kalbin her kasılmada pompaladığı yaklaşık kan miktarı ile kalp atım sayısını birlikte değerlendirdiğinde, Galenik model doğruysa vücudun kısa sürede olağanüstü miktarda yeni kan üretmesi gerektiğini gördü.
Bu mümkün görünmüyordu.
Harvey için sonuç giderek kaçınılmaz hale geldi:
Aynı kan tekrar tekrar dolaşıyor olmalıydı.
1628 yılında yayımlanan Exercitatio Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus, bilinen kısa adıyla De Motu Cordis, dolaşım fizyolojisinin en büyük dönüm noktalarından biri oldu.
Harvey arterlerle venler arasındaki mikroskobik bağlantıları doğrudan görememişti.
Bunların gösterilmesi Malpighi'nin mikroskobik çalışmalarıyla daha sonra mümkün olacaktı.
Ancak deneysel ve nicel kanıtlar kanın dolaştığını ortaya koymaya yetmişti.
4. Beş loblu insan karaciğeri
Hayvan anatomisinden insan anatomisine aktarılan görüşlerin önemli örneklerinden biri de karaciğerdi.
Karaciğerin beş belirgin loba sahip olduğu düşüncesi Galen’den önceki Hipokratik gelenekte bulunuyordu.
Galen de bu anatomik modeli benimsedi.
Bazı memelilerin karaciğerlerinde gerçekten belirgin loblar bulunur.
Fakat insan karaciğeri Galenik beş belirgin lob modeline uymaz.
Bu görüşün ne kadar güçlü olduğunu gösteren çarpıcı bir örnek yine Vesalius’tur.
Vesalius 1538 yılında hazırladığı anatomik tablolarında beş loblu karaciğer anlayışını sürdürmüştü.
Fakat doğrudan insan anatomisi üzerindeki çalışmalar ilerledikçe görüşünü değiştirdi.
1543 tarihli çalışmalarında insan karaciğerinin eski beş loblu tasvire uymadığını ortaya koydu.
Buradaki sorun yalnızca Galen’in hata yapması değildi.
Daha çarpıcı olan, insan kadavralarının incelenmeye başlanmasından sonra bile eski anatomik şemanın uzun süre yaşamaya devam etmesiydi.
Bu durum bilim tarihinin önemli bir gerçeğini gösteriyor:
İnsan bazen karşısında olanı değil, görmeyi beklediği şeyi görür.
5. İnsan alt çenesi iki kemikten mi oluşuyordu?
Galenik anatomide insan alt çenesinin orta hatta birleşen iki ayrı kemikten oluştuğu kabul ediliyordu.
Oysa erişkin insan mandibulası tek kemiktir.
Bu hatayı sorgulayan en önemli isimlerden biri Vesalius’tan yaklaşık üç yüzyıl önce yaşamış Abdüllatif el-Bağdadî oldu.
Bağdadî Mısır’da çok sayıda insan iskeletini inceleme fırsatı buldu.
Kendi anlatımına göre incelediği kafataslarının sayısı iki bini aşmıştı.
Sonuç açıktı:
İnsan alt çenesinde Galenik tasvirdeki gibi iki ayrı kemik bulunmuyordu.
Mandibula tek kemikti.
Bağdadî’nin yaklaşımı tıp tarihi açısından son derece önemlidir.
Çünkü Galen’e büyük saygı duymasına rağmen doğrudan gözlemin daha güçlü kanıt olduğunu savundu.
Yüzyıllar sonra Vesalius da insan mandibulasının tek kemik olduğunu göstererek aynı Galenik hataya karşı çıktı.
Bu örnek aynı zamanda Galen eleştirisinin 16. yüzyıl Avrupa Rönesansı ile başlamadığını açık biçimde gösterir.
6. Optik sinirde olmayan kanal
Galen sinir sistemi konusunda döneminin en ileri araştırmacılarından biriydi.
Beynin duyu ve istemli hareket açısından merkezi rolünü savundu.
Hayvan deneylerinde sinirlerin kesilmesi veya bağlanması sonucunda ortaya çıkan işlev kayıplarını inceledi.
Rekürren laringeal sinirin ses oluşumundaki rolünü gösteren deneyleri özellikle dikkat çekiciydi.
Ancak Galen’in fizyolojisinde “pneuma” kavramı merkezi önem taşıyordu.
Özellikle optik sinirlerin içinin boş olduğunu, bu yapıların beyinle göz arasında bir kanal oluşturduğunu düşünüyordu.
Vesalius bu iddiayı doğrudan sınadı.
Optik sinirlerde Galen'in tarif ettiği kanalı aradı.
Bulamadı.
İnsan ve hayvan materyali üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda optik sinirin bu anlamda içi boş bir kanal olmadığını belirtti.
Bu örnek Galen’in bilimsel mirasındaki ilginç çelişkiyi gösterir:
Sinirlerin işlevini deneysel olarak araştırmıştı; fakat bazı işlevleri açıklamak için kullandığı fizyolojik mekanizma yanlıştı.
Dört hılt teorisini Galen mi buldu?
Galen hakkındaki yaygın yanlışlardan biri de budur.
Kan, balgam, sarı safra ve kara safra üzerinden bedenin açıklanması Galen’den önceki Yunan tıp geleneğinde, özellikle Hipokratik metinlerin bir bölümünde bulunuyordu.
Dolayısıyla dört hılt teorisinin mucidi Galen değildi.
Ancak Galen bu düşünceyi son derece kapsamlı bir fizyolojik ve patolojik sistem içinde geliştirdi.
Sağlık; bedenin sıvıları, nitelikleri ve organları arasındaki uygun dengeyle ilişkilendirildi.
Hastalık ise bu dengenin bozulmasının sonucu olarak açıklanabiliyordu.
Galen’in sonraki yüzyıllardaki olağanüstü etkisi nedeniyle humoral tıp onun adıyla güçlü biçimde özdeşleşti.
Fakat “dört hılt teorisini Galen buldu” demek tarihsel olarak doğru değildir.
Galen’e Vesalius’tan önce de itiraz edildi
Tıp tarihi zaman zaman fazla basit bir hikâye şeklinde anlatılır:
Antik Çağ’da Galen konuştu.
Orta Çağ boyunca herkes ona inandı.
Sonra Avrupa Rönesansı geldi ve Vesalius Galen’i düzeltti.
Gerçek tarih çok daha karmaşıktır.
- ve 10. yüzyıllarda yaşayan Râzî, Galen’in görüşlerini eleştirecek kadar ileri gitti.
Hatta eserlerinden birine doğrudan Galen Üzerine Şüpheler anlamına gelen bir ad verdi.
Râzî, klinik gözlemlerinin Galen’in bazı görüşleriyle uyuşmadığını belirtiyordu.
Abdüllatif el-Bağdadî insan iskeletleri üzerinden Galenik anatomiyi sorguladı.
İbnü’n-Nefîs kalpteki görünmez gözenek teorisini reddetti ve kanın akciğerlerden geçerek kalbin sol tarafına ulaştığını açıkladı.
Bu nedenle tıp tarihindeki değişimi yalnızca “Galen’den Vesalius’a” uzanan düz bir çizgi olarak görmek eksik olur.
Gerçekte değişim;
Bağdat’tan Kahire’ye, Şam’dan Padova’ya ve Londra’ya kadar uzanan yüzyıllık bir gözlem, tartışma ve yeniden sınama süreciydi.
Peki Galen’in hataları neden bu kadar uzun yaşadı?
Belki de asıl ilginç soru budur.
Galen neden yanıldı sorusundan daha önemlisi şudur:
Bazı Galenik yanılgılar neden yüzlerce yıl yaşamaya devam etti?
Bunun tek bir nedeni yoktu.
Galen son derece üretken bir yazardı.
Anatomiden fizyolojiye, hastalıklardan ilaçlara kadar olağanüstü geniş bir tıp sistemi oluşturmuştu.
Üstelik bu sistem kendi içinde oldukça tutarlı görünüyordu.
Eserleri Yunanca bilim geleneğinden Süryanice ve Arapçaya çevrildi.
İslam dünyasındaki hekimler tarafından okundu, yorumlandı, geliştirildi ve eleştirildi.
Daha sonra çok sayıda Galenik ve Galen’den etkilenmiş eser Latince tıp dünyasına aktarıldı.
Böylece Galen yüzyıllar boyunca tıp eğitiminin en güçlü referanslarından biri haline geldi.
Bir başka neden de doğrudan anatomik doğrulamanın her dönemde ve her coğrafyada aynı ölçüde mümkün olmamasıydı.
Ancak bir sistem ne kadar kapsamlı hale gelirse onu değiştirmek de o kadar zorlaşır.
Çünkü bir anatomik yapıyı düzeltmek bazen yalnızca tek bir bilgiyi değiştirmek anlamına gelmez.
O yapıya bağlı bütün fizyolojik açıklamaların yeniden düşünülmesi gerekir.
Galenik tıbbın gücü tam olarak buradaydı.
1543: Anatominin büyük kırılma noktası
Andreas Vesalius’un 1543 yılında yayımladığı De humani corporis fabrica libri septem, anatomi tarihinin en önemli eserlerinden biri oldu.
Vesalius’un devrimi yalnızca muhteşem anatomik çizimlerden ibaret değildi.
Asıl dönüşüm yöntemindeydi.
Anatomist eski metni okumakla yetinmemeliydi.
Bedenin kendisine bakmalıydı.
Vesalius insan kadavralarında gördükleriyle Galen’in tariflerini karşılaştırdıkça önemli farklılıklar fark etti.
Rete mirabile…
Mandibula…
Karaciğer…
Ve başka anatomik yapılar.
İnsan anatomisinin giderek daha fazla insan bedeninin doğrudan incelenmesine dayanması, Galenik anatominin dokunulmazlığını ortadan kaldırdı.
Fakat Vesalius bile bir gecede Galen’den kopmadı
Bilimsel değişimin nasıl gerçekleştiğini anlamak açısından Vesalius’un hikâyesi özellikle önemlidir.
Genç Vesalius başlangıçta Galenik anatominin bazı yanlışlarını kendisi de kabul etmişti.
1538’de insanlarda rete mirabile bulunduğunu düşünüyordu.
Beş loblu karaciğer tasvirinin etkisini taşıyordu.
Sonra yeni gözlemler geldi.
Ve görüşlerini değiştirdi.
Bu ayrıntı bilimin nasıl çalıştığını çok iyi gösterir.
Bilimsel ilerleme her zaman “eski insanlar yanılıyordu, yeni insanlar doğruyu buldu” şeklinde gerçekleşmez.
Bilim insanları da kendi dönemlerinin düşünce sistemlerinden etkilenir.
Bilimin gücü, bilim insanlarının hiç yanılmamasından değil;
yeni kanıt ortaya çıktığında eski bilginin değiştirilebilmesinden gelir.
Galen gerçekten tıbbı 1500 yıl geriletti mi?
Hayır.
Bu ifade hem Galen'e hem tıp tarihine haksızlık olur.
Galen’in bazı yanlış görüşlerinin uzun süre etkili olması, belirli alanlarda doğru anatomik ve fizyolojik açıklamaların benimsenmesini geciktirmiş olabilir.
Ancak Galen aynı zamanda deneysel fizyolojinin en önemli erken temsilcilerinden biriydi.
Sinir sistemini deneysel olarak araştırdı.
Beyin ve omurilik yaralanmalarının sonuçlarını gözlemledi.
Rekürren laringeal sinirin ses üzerindeki etkisini gösterdi.
Arterlerin yalnızca hava taşıdığı şeklindeki eski görüşlere karşı çıktı.
Anatomi ile fizyolojiyi aynı sistem içinde açıklamaya çalıştı.
Sorun Galen’in hata yapmış olması değildi.
Bilimde hata kaçınılmazdır.
Asıl tehlike, bir bilim insanının sonuçlarının sonraki kuşaklar tarafından yeniden sınanmaması gereken değişmez doğrulara dönüştürülmesidir.
Tıp tarihinin 1500 yıllık dersi
Galen’in hikâyesi günümüz tıbbına kadar ulaşan çok güçlü bir mesaj taşır.
Bir bilginin eski olması onun doğru olduğunu göstermez.
Bir otoritenin söylemiş olması kanıt değildir.
Bir görüşün yüzlerce yıl tekrarlanması da onu biyolojik gerçek haline getirmez.
Râzî klinik gözlemlerinin bazı Galenik görüşlerle uyuşmadığını gördü.
Abdüllatif el-Bağdadî insan kafataslarını incelediğinde alt çenenin iki ayrı kemikten oluşmadığını fark etti.
İbnü’n-Nefîs kalbin yapısını değerlendirerek kanın ventriküller arasındaki görünmez gözeneklerden geçemeyeceğini söyledi.
Vesalius insan anatomisini doğrudan inceleyerek Galen’in bazı tariflerinin insan bedenine uymadığını gösterdi.
Harvey deney yaptı, kanın yönünü izledi ve miktarını hesapladı.
Farklı yüzyıllarda yaşamalarına rağmen hepsinin ulaştığı ortak nokta aynıydı:
Otorite sorgulanabilir.
Gözlem tekrarlanabilir.
Bilgi değişebilir.
Galen’in tıp tarihindeki büyüklüğü belki de yalnızca doğru bildiklerinde değil, yanlışlarının nasıl düzeltildiğinde de saklıdır.
Çünkü bilimin ilerlemesini sağlayan şey kusursuz bilim insanları değildir.
Yanlış olduğu gösterildiğinde değiştirilebilen bilgidir.
6. Kaynaklar
- Bataille B, Wager M, Lapierre F ve ark. The Significance of the Rete Mirabile in Vesalius's Work: An Example of the Dangers of Inductive Inference in Medicine. Neurosurgery, 2007.
- West JB. Ibn al-Nafis, the Pulmonary Circulation, and the Islamic Golden Age. Journal of Applied Physiology, 2008.
- Abdel-Halim RE. Experimental Medicine 1000 Years Ago. Urology Annals, 2011.
- Sjöstrand NO. The Medical Illustration as the Expression of Illusion and Imagination – The Liver as an Example from History. Svensk Medicinhistorisk Tidskrift, 2007.
- Pasipoularides A. Harvey's Epoch-Making Discovery of the Circulation, Its Historical Antecedents, and Some Initial Consequences on Medical Practice. Journal of Applied Physiology, 2013.
- Rampling MW. The History of the Theory of the Circulation of the Blood. Clinical Hemorheology and Microcirculation, 2016.
- Compier A. Rhazes in the Renaissance of Andreas Vesalius. Medical History, 2012.
- Storey CE. Then There Were 12: The Illustrated Cranial Nerves from Vesalius to Soemmerring. Journal of the History of the Neurosciences, 2022.




