Sigara kişinin kendi tercihi olabilir; fakat duman, başkasının akciğerine ulaştığı anda mesele kişisel olmaktan çıkar.

Bir çocuğun yanında sigara içmek, onun adına verilmiş bir karardır. Üstelik çocuk o karara itiraz edemez.

Yıllardır sağlık alanının farklı taraflarını gördüm. Hastane koridorlarını da gördüm, kamu kurumlarının ağır işleyen odalarını da. Sigaranın bıraktığı izi de çok gördüm. Bazen bir akciğer filminde. Bazen nefes almak için mücadele eden bir hastanın yüzünde.

Fakat beni en fazla düşündüren hep içmeyenler oldu.

Çünkü sigara içen yetişkin, en azından ne yaptığını bilir. Çocuk bilmez. Bebek hiç bilmez.

Evde baba balkona çıkar. Kapıyı aralık bırakır. Anne mutfak penceresinden içer. Arabada cam birkaç santim indirilir. Sonra içimiz rahat eder.

“Çocuğun yanında içmedim.”

Oysa duman bizim görgü kurallarımızı tanımıyor.

Kapının eşiğinde durmuyor. Camın açılmasını bir sınır kabul etmiyor. Perdeye, koltuğa, kıyafete siniyor. Otomobilin küçücük kabininde dolaşıyor. Sonra çocuğun soluduğu havaya karışıyor.

Ben buna yalnızca sigara meselesi diye bakamıyorum.

Bu, yetişkinlerin özgürlüğü ile çocukların korunma hakkı arasındaki çizgidir.

Türkiye, tütün dumanından korunma konusunda yıllar içinde önemli mesafe aldı. Kapalı alanlarda sigara dumanının sıradan kabul edildiği günleri hatırlıyorum. Lokantaya girerdiniz, üzerinize ağır bir koku çökerdi. Otobüs yolculuklarının bile kül tablasıyla birlikte düşünüldüğü zamanlardan geldik.

Bugün bunların bir kısmı insana uzak bir geçmiş gibi geliyor.

Demek ki toplum değişebiliyor.

Fakat mevzuatın kapısından geçemediği yerler var.

Ev.

Otomobil.

Aile sofrası.

Çocuğun odasının hemen yanındaki balkon.

Asıl mücadele biraz da burada başlıyor.

Dünya Sağlık Örgütü, tütün dumanına güvenli bir maruziyet düzeyi olmadığını vurguluyor. Pasif içicilik çocuklarda solunum yolu hastalıkları, astım sorunları ve orta kulak hastalıkları dahil çeşitli sağlık riskleriyle ilişkilendiriliyor. Bebekler için risk daha da ağır.

Buna rağmen bazen tuhaf ayrıntılara takılıyoruz.

Kafede kül tablası var mı diye tartışıyoruz. Sigara içme alanının çizgisi yarım metre ileride mi geride mi, ona bakıyoruz. Yönetmeliğin virgülünü konuşuyoruz.

Aynı akşam eve dönüp mutfak camında sigara yakabiliyoruz.

İşte insanın kendisiyle yaptığı pazarlık böyle bir şey.

Resmî dairelerin o eski evrak kokusunu bilirim. Bir düzenleme çıkar. Yazılar gönderilir. Tabelalar asılır. Denetim yapılır. Dosya kapanır.

Fakat halk sağlığı dosya kapatmakla ilerlemiyor.

Davranış değişmedikçe mevzuat bazen duvarda asılı bir levhadan ibaret kalıyor.

Ben sigara içen insanı suçlamanın kolaycılık olduğunu düşünüyorum. Nikotin bağımlılıktır. Bırakmak her insan için kolay değildir.

Ama bir sınır koymak zorundayız.

Çocukların soluduğu hava pazarlık konusu olamaz.

Belki bundan sonra tütünle mücadelede yalnızca “sigarayı bırak” dememeliyiz. Bırakamayan insana da çok açık bir sorumluluk yüklemeliyiz:

Başkasına içirme.

Çünkü bazı özgürlüklerin sınırı kanun maddesinde değil, bir çocuğun aldığı ilk nefeste başlar.